Güzel havaların son demlerini yaşadığımız. Yağmur ha geldi ha gelecek dediğimiz şu günlerde kendimizi dışarı atmak için her türlü etkinliğe talibiz. Bazen ne beklediğimizi bilmesek de,  ‘gittiğimize değmedi’nin ucundan dahi geçmeyen Lounge FM 96’nın yüzümüzü  kara çıkartmayan etkinliği; Urban Festival’den söz ediyoruz.

Çok bilmişler alınmasın genel olarak söylüyorum; çoğunluk Küçük Çiftlik Park’a Röyksopp, Trentmoller bahanesiyle geldi. Öte yandan Patrice Baumel asıl şahane olan idi. Daha saatler 20.30’u göstermemiş  Röyksopp daha karşımıza çıkmamıştı ki Patrice Baumel Red Bull Music Academy sahnesindeydi. Tabiri caizse tıngır mıngır elektro çalınırken gelip de dans etmeyene Fatih’te mini etek giyen kızlara baktıkları gibi çook kötü kötü bakmaya başlamışlardı bile. Amsterdam’ın en iyi mekanlarından kabul edilen Trouw’un simgesi haline gelmiş, 2010 yılında çıkardığı albümle ismini Avrupa’ya tanıtan Patrice’in oldukça iyi ve kırıcı noktalara sahip elektrosu, aşama aşama insanlara biraz yaklaş, biraz yüksel ara ara da bir geri bir ileri şeklinde bir takım subliminal mesajlar vermeyi amaçlar nitelikteydi. Önceden bilmeyenler duymayanlar için kendisi hakkında şöyle bir yorum geldi: ”Dergi aldım içindeki hediye daha pahalı çıktı!” İşte tam o hesaptı. Uçtuk, şahitler çok !

Develer tellâl, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken diye başladım çünkü Tatilya’daki masal ağacı hikayesini anlatırken arka fon ve türevlerini temsil eden müziği yapan 123 söz konusu festivalde. Tamam abarttım fakat tarz güzel; yalın, huzurlu ve sempatik bir müzik dinletisi gibi. Çocukluk değil de gençlik masallarımızı anlatmaya, gençlik anılarımızı yaşayamaya teşvik edecek şekilde müzik yapıyorlar. Kendilerini 2004 yılından bu yana, Berke Can Özcan’ı davulda ve vokalde, Burak Irmak’ı klavyede, Feryin Kaya’yı bas gitar ve vokalde, Dilara Sakpınar’ı da klavye ve glockenspiel üçlüsünde görmekteyiz. Grup, daha önce İstanbul Caz Festivali, Rock’n Coke 2009 ve Berlin Caz Festivali’nde de sahne almıştı. Urban Festivali’de bunların arasında girmiş oldu.

İskandinav topraklarından kopup gelmiş ‘cağnım’ gruplar çıkmaya başlar başlamaz oraların soğukluğunu buralara getirmeyi bırakın, bilmem nerelerin sıcaklığıyla buluşturdular bizi.  Sahnesini heyecanla beklediğimiz Röyksopp, ne istediğimiz varsa verdi diyebiliriz. Çocukluğumuzda kulaklarımıza aşılanan Understanding(2005) albümünden ‘What Else Is There ?’den sonra uzun bir sessizliğe sarılan grup, Junior(2009) isimli üçüncü albümlerinden ‘The Girl And The Robot’  isimli single ile  tekrardan kendini hatırlatmayı başarmıştı. Karşımıza çıktıklarında  tuvalet kağıdına sarılmış sahne imajıyla  Michelin araba lastiklerinin bir an sponsorları olduğu düşüncesine kapılmamızın ardından ‘amaan boşver,dans et!’ dememiz çok kısa sürdü. Mesela bi kaç saniye kadar… Ardından sahneye çıkan Trentemøller, ha canlandı ha canlanacak dedik lakin yaklaşık bir saat boyunca transa geçiren, az sıçramalı bir performansla bize elektronik müzikte ‘ince görmek nasıl olur’u sergiledikten sonra aninden bir  ‘Britney remix’ i ile tempomuzu hızlandırarak son çeyrekte ayaklarımızı yerden kesmeyi başardı.

Soru: O zaman eve nasıl döndük ?  Tabi ki geleceğe dönüşteki uçan kaykaylarla !