“Uyumlu hale getir yıpranmalarını ama hemen değil, vaktinden önce değil ve hiçbir zaman kesin olarak değil…” Henri Michaux

Sizlere Tuğçe Şenoğul’un ilk albümünün tinimi titrettiği yerleri anlatmak isterim.

Sırasıyla; Tuğçe’yi dinlerken ilk aklımda canlanan imgelerdir: 90’lar Bristol müziği, G. De Chirico’nun şehirleri, Roger Moore’un başrolde olduğu Bond filmlerinin soundtrack’leri, siyah kadife dokusu, Trakl ve Michaux şiirleri,  yeni romantikler, Benjamin’in dilinden Nadja ile Breton’un yürüyüşleri, film noir kadrajları, uçsuz bir sahile uzanan bir tahtadan iskele, karanlık odada bir film yıkama ritüeli, Delvaux’un tren istasyonları, gazinonun altın çağı, buğulu bir şişe kalecik karası, Ballard’ın boş yüzme havuzları, taşra restoranlarının bahçeleri üzerinde salınan tozlu renkli ampuller, Ron Mueck’in yüz detayları, gecenin sus bilgisi, Godard’ın Çılgın Pierro filmindeki plaj sahnesi ve Nerval’in sallandığı elektrik direği..

Tekinsizliğin duygusallık, naifliğin şiirsel bir melankoli ile birleştiği bu albüm, uzakta kalmış naif çocukluk günlerine dair bir metafor gibidir. Bu şarkılar, bize gerçekçiğin en acımazsız, yıkıcı yüzünü ya da hüznünü aktarmayı başardığı için yeni zihinsel durum yaratırlar.

Tuğçe’nin sesi bizleri sırra ve gecenin derinine yaklaştırır. Buğulu bir camda süzülen yağmur damlaları gibi, o buğulu güzellik.

2

“Sen, ey melankoli, tatlı hüznü yalnız ruhların,

Hep geri dönersin bıraktığın yere.

Sonunda kora dönüşür altın bir gün…”

Trakl

Daha; “Kahinar” ya da “Seni Görmem İmkansız” dönemlerinde anlamıştık, Tuğçe’nin usul sesinden ruhuna uzanan melankolinin kara güneşini. Şimdi; Tuğçe dokuz kayıttan oluşan “Gölgelerine” adlı ilk albümü dinleyicisini melankolinin sisli şehirlerine sürüklüyor.

Öncesi üç klip izledik ve merakla yoldaki albümü bekledik. Ve Tuğçe; beklentilerimizin hiçte boş bırakmadığı gibi, bir de üstüne son yıllarda dinlediğim bu topraklardan çıkmış en temiz albüme imza attı. Çok iyi ekip kurulmuş, çok iyi çalınmış, çok iyi söylenmiş, lirikler de gayet yerine oturmuş.

Albüm kapak tasarımında Studio Pulun, kara film hissiyatı taşıyan çok başarılı bir kapak ortaya çıkartmış. Albümün prodüktörlüğündeki Jakuzi’den Taner Yücel ve Bubituzak’tan Görkem Karabudak çok başarılı düzenlemeler ve temiz bir mixaja imza attığı bilgisini eklemeden geçmeyeyim. Özellikle; Evi Bulacağım, Bir Of, Bıraktığın İzler ve Kaptan ışıl ışıl parıldıyor.

3

“bekleme artık sıramı savdım
çocukluğa böyle uzakta kaldım” (Kaptan)

“ah o gülüşün tam bir ceza”(Bir Of)

Kuşkusuz yukarıda verdiğim iki örnek dışında, Tuğçe’nin şarkı sözlerinde gizli lirik şiire dair daha pek çok örnek verilebilir. Sonuçta; William Blake’e hayranlık duyan, fotoğraf sanatçısı yüzünü ya da katıldığı sergileri saklı tutan, Ömer Kavur’un gizli yüz filmini “çocukluğumun en tuhaf hikayelerinden biri” diye anlatan, artık kendini imgesini rafine etmeyi başarmış, olgun bir sanatçıdan bahsettiğimin farkında olarak bu satırları yazıyorum.

Tuğçe için aşk ne demek diye gelen bir soruya verdiği ince yanıt, aslında onun salt sesine değil, lirik imgelere de ne denli hakim olduğunu ve  derininde birikmiş uzayın uçsuzluğunu kanıtlar gibi:  “Karşı koyamadığım şekilde içine düştüğüm ya da çekildiğim bir güzellik var. Onu takip ediyorum. Aşk izinde yürümek…”

Eğer Adorno’nun dediği gibi sanat kırılmış, yarım kalmış bir mutluluğun taşıdığı vaatse; Tuğçe’nin ilk albümü bize geleceğe dair tatlı bir merak miras bırakıp, quasar’ların o tatlı melodilerine karışıyor..

Rafet Arslan