K

arlı havaları rafa kaldırdık, tozlu raflara geri döndük. Bu hafta Iron Butterfly’dan başlıyor, Jimmy C & The Chelsea Five’a göz atıyor, sonra da Jr. Walker & The All Stars ile devam ediyoruz.

Müziğe daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var şu günlerde. Farkında olmadan yapmaya devam ettiğim çeşitli Top 20 listelerinin sabırsız çırpınışı ve uzaklardan duyulan başka bir polis sireninin tehditkâr tınıları arasında bir yerlerinde, belki de dik bir tepenin yamacına ulaşmaya çabasıdır yatıyor bu hikayenin merkezinde.

Abartmak gerekiyor belki de, daha önce hiç abartılmadığı kadar, dinlemek, sabır göstermek, bir daha, bir daha ve bir daha yazmak gerekiyor, daha önce hiç yazılmadığı kadar. Halkını bir tür ‘fuck buddy’ olarak görmekten hoşlandığını itiraf edemeyen insanların içinde yaşamaktayız, nereye varacağını bilemediğim ve bütün bu 60’lar cereyanını bir tür macera olarak görmekten alıkoyamadığım bir tarafım, belki de sizlerin bugün bu insanların yanından geçtiğini söylüyor ve evinize rahatça vardığınızı diliyor.

Zaman kaybetmeden, konuya ‘vurucu bir darbeyle’ girmek gerekiyor bu yüzden: Iron Butterfly‘ın In-A-Gadda-Da-Vida parçası, 1968 senesinin belki de en güzel kısmına tekabül ediyordu. Çünkü Iron ButterflyAtlantic Records plak şirketinin belki de The Doors’dan sonra kitlelerle buluşturduğu en başarılı ve ‘kısa soluklu’ psychedelic rock grubu olabilir.

Ahmet Ertegün’ün Iron Butterfly tayfası yüzünden birden fazla plak şirketiyle arasının açılmasına şaşırmamalı: Albümde yer alan versiyonu toplam on yedi dakika süren bu tuhaf yolculuğa şöyle bir baktığımızda, sıkılıp yorulmadan ve en önemlisi utanmadan on parmağıyla org klavyesine sonuna kadar yüklenen Doug Ingle ve davullarına tıpkı bir sevgi-nefret ilişkisi gibi teker teker vuran Ron Bushy’nin halen aramızda olmasına sevinmemiz gerekiyor aslında. Ve tabii ki asıl can alıcı soruyu belki de şöyle sormalıyız: Yumurta-tavuk sorusuna paralel olarak, Iron Butterfly mıydı bu akımı çıkaran, yoksa bu akımdan çıkan Iron Butterfly mıydı?

Garage müziğinin ‘evi’ diye niteleyebileceğimiz Dallas-Teksas bölgesinin can sıkıntısından şans eseri ortaya çıkardığı Jimmy C & The Chelsea Five tayfasına bakalım. Ekibin 1964  tarihli kayıtlarından iki buçuk dakikalık Leave Me Alone, belki de Beatlemania çılgınlığının tuhaf bir şekilde tuhaf yerlere sıçradığına kanıt niteliğinde. Nakaratları topluca, parçanın gerisini tek başına söyleyen vokalist Scotty Celsur’un kurmuş olduğu bu grubun ne yazık ki devam edememiş olması üzücü, ama okumuş olduğum son röportaja göre keyiflerinin gayet yerinde olduğu da kayıtlara geçilebilir!

1964′ten devam ediyoruz. Pespaye çalışı, acele etmeyişi, köhne bir caz barda konser verdiğini biliyor olması ve bundan daha büyük bir hazzın olmadığını fark ediyor olması, belki de tam adı ‘Junior’ Autry DeWalt Mixon Walker olan bu usta müzisyenin senelerce ‘underrated’ bir grup olarak kabul edilen Jr Walker & The All Stars tayfasıyla neden vakit geçirdiğini fazlasıyla açıklıyor gibi.

Cleo’s Mood‘a kulak verdikten sonra, ShotgunTune Up ve Road Runner gibi lezzetine doyum olmaz, fazlasıyla da akıl kaçırtıcı soul R&B parçalarına sahip grup, uzun yıllar boyunca Motown etiketi altında çalışmaya devam etti. Kulak verin, pişman olmayacaksınız.