Yoğun cinsel baskı altında yaşayan tüm toplumlar için cinsel çekim merkezinin uyarıcı olma potansiyeli artar. Başka bir deyişle ataerkil kültürde başkalaştırılmış cinsellik kadın bedeninin eril algıda, fetişleşmesine neden olmuştur. Sonuçta bu fetişin daha da kışkırtıcı bir nitelik kazandığı postmodern dünyada erkeğin cinselliğe bakışı, duygusallıktan arınıp hızla porbografikleşmektedir.

Başlıca ilkesi zevk almak olan cinsel eylemin lanetli bir günah olduğu düşüncesini ortaya atan din, Hıristiyanlık idi. Kadının doğurganlık yönü toplumda her zaman saygınlığını korumuştur. Böylelikle kadın bereketin imgesi haline getirilmiştir. Bir günah sonunda doğurganlık kutsallığı ile kendine yer bulabilmiştir(!)

Kadın bedeni sömürülmeye devam etti aslında böylelikle. Anaerkil bir toplum kabul görmezdi fakat toplumu oluşturan kadın sadece doğurganlığına devam ederek kutsallığa sahip çıkmalıydı.

“Kadınlar çenelerini kapatıp bacaklarını açmak zorunda değildir” Emma Goldman

Emma Goldman’ın yaklaşımı ile onun devrinin ve aslında şimdiki devrinde kadında yarattığı rollerden bahsedebiliriz. Toplumsal cinsiyet rollerinden bahsederken Emma Goldman, kadına ve kadın olmak üzere yüklenen anlamlardan bahseder. Bu anlamlar çerçevesinde kadınların sadece güzel görünmesi gereken, beyefendisine hizmet etmesi gereken, ruhu olmayan, erkeğin kaburgasından yaratılmış varlıklardır. Aynı zamanda aşkın yerini ekonomik değerler almaya başladığından da bahseder. Toplumsal çerçevede kadın, evliliği hayal etmekle başlar, ona biçilen kimliği kabul etmeye. Ekonomik yaşamda kendini hep geçici görür nasılsa evleneceğim cümlesi hep bilinçaltındadır. Kadının cinselliği ancak kilise, devlet ve toplum onay verdikten sonra başlar. Kadın hayat doludur fakat bir erkek lütfu ile yaşamak onu değiştirir. Kavgacı, geçimsiz yapar sıkılmışlık hissi bazen bastırılır durum böyleyken her şey yolundadır.Lakin kadın ne zaman sesini yükseltse yük olarak görülmesi o an başlar.

Kadının bir meta olarak görülmesi toplumdaki sözde koruyuculuk yüzündendir. Kadınlar küçüklükten beri evliliği düşünmesine göre yetiştirilirken, cinsel yaşam kadından saklı tutulur. Erkek ise hazzı her şekilde tadar. Aslında kadın böylelikle cinsel meta olarak yetiştirilir. Goldman’a göre içinde bırakıldıkları bu cehalet kadınların fuhuş için kolay bir av olmalarına veya haz uğruna başka türde aşağılayıcı ilişkiye kapılmalarına sebep olur.(1)

Bu böyle gelişirken sokakta kadına sahip çıkan”pezevenk”olgusu ortaya çıkmıştır. Bu süreç daha da zorlaştırmıştır kadın hayatını. İlk olarak İslam kültürü ve bu kültürün tarihten beri müzikle kurduğu temkinli ilişkiden söz ederek başlamak bugünün bakış açısından önemli.
Ameneh Youssefzadeh’nin bu konuda yazdığı makalesinde de dediği gibi İran’da müziğin resmi ve sosyal statüsü sürekli bir değişime uğruyor ve uğrayacaktır da. Müzik hala İran’da arzu ve yozlaşmanın sebebi olarak çeşitli değişim ve tehditlerin nesnesi halinde.(2)
Müzik “…sadece kutsal savaşlar için,kutsal tabiat olaylarını kutlamak için ve Kuran-ı Kerim ayetlerinin bestesinde kullanıldığında” dini liderlerin ve dindar halkın gönlü rahat ediyordu.(3)

Kadınların şarkı söylemesi zaten ulema tarafından içeriğe bakılmaksızın arzu uyandırıcı kabul ediliyor ve tartışılması söz konusu bile olmuyor. İran’da da müzik fazla bir değişime uğramamakla birlikte sadece dini ve milli yönlerde gelişen bir alan oluyor.(4)
Tüm bunları yorumlarken karşımıza İran’da hakim olan rap müzik türünü benimsemiş kadın sanatçı Salome çıkıyor. Aslında İran’da işlerin dini boyutundan kaynaklanan tabuların sadece soysa-kültürel yaşama kılıf olduğu anlaşılıyor. Dini, korkulara kılıf olarak kullanan yine aynı politika.

Salome_Mc,_Iranian_Female_Rapper

Salome bunu şu sözlerle ifade ediyor;

“Başın açık olması o kadar da büyük bir problem değil. Önemli olan ağzımızın kapalı olması.”

Aşktan bahseden şarkıların gizliden destek aldığını da belirtiyor.

“Önemli olan devleti eleştiren sosyal içerikli sözleri yazmamak ve her zaman mutlu şeylerden bahsetmek.” diyor.

“Siyaset pistir yutar insanı ve yıkanmış beyinler kusar / İran’a gelip barış için katledeceğini ve iyi niyetli olduğunu bile düşündürür / On sene sonra Irak’a ABD’nin barış getirdiğini söyleyecekler / Ve şu sözde aydınlar buna şahit olduklarını bildirecekler/Eğer sesini duyurmak için kendine bomba bağlarsan teröristsin / Ama atom bombasıyla milyonları katledersen kahraman olursun.”

Bu Salome’nin şarkı sözlerinden bir alıntı.

Kadın olmanın en göze çarpan sorunlarından biri tahmin edileceği üzere kadının sesine ve şarkı söylemesine yüklenen anlamlar. İslam kültüründe bu tür tartışmalar bitmeyecek gibi duruyor.

Gel gelelim Türkiye’ye, kadın aşıklardan bahsetmek gerekir.

Anadolu’da aşıklık geleneğinde saz çalarak şiirler okuyan, halk hikayeleri anlatan şiirler seslendiren, halk hikayeleri anlatan gezgin şairlere aşık adı verilmiştir.(5)

Aşıkların sözlerine bakarak Anadolu’daki yaşam hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Aşık kültürü dediğimizde aklımıza gelen Dadaloğlu, Köroülu, Karacaoğlan, Aşık Veysel gibi isimlerin yanında varlığından bile haberdar olmadığımız Fatma Kamile, Şerife Soykan, Ayşe Berk, Döne Sultan, Güllühan Hanım, Derdimend Ana, Fatma Taşkaya, Şahtura Ağdaşan, Şahsenem Akkaş gibi birçok kadın aşık, bu kültürü devam ettirmiştir. Bu konu bağlamında aşık geleneğinde, erkek aşıkların kadınları şiirlerinde nasıl anlattığına bakmamız gerekir.

Erkek aşıkların şiirlerinde kadınların nasıl konu edildiğine mercek tuttuğumuzda istenen, özlenen, güzelliği dillere destan maşuk; gerekse yerilen, nefret duyulan, acı çektiren olarak sıkça yer aldığını görürüz.

Bilmezliğe sevdim seni…
Olsun mu Kuloğlu kulun
Nedir bana olan zulum
İnsafın yok mudur zalım
Yeter naz eyledin yeter Aşık Dadaloğlu

Bu sosyal alanlar kadınlar için mayın tarlası ruhuna bürünüyor. Kadınların sosyal kimliği bu ortamlara girmesini engellemekte kadına biçilen “ana, bacı, ev kadını” rolleri sanat yaşamında engel teşkil etmektedir. Erkek aşıkların yaktığı ağıtlardan, yazdığı şiirlerinden konuşabiliyoruz fakat kadın aşıkların şiirlerinin işi zor. Çünkü: kadınların önünde engeller var. Aşıkların gezgin olduklarını ,görsellik ve işitselliği kullanarak sanatını icra ettiklerini biliyoruz. İcra mekanları kahvehane, panayır, köy odaları…

Erkek, egemenliği elden bırakmıyor hal böyle oldukça.

ASLI BACI                                                                                         SARICAKIZ                                     

Aslı Bacı derdim kağıt üstüne                                                   Dinle sözlerimi sen Aslı Bacı                  

Yarılı mısralar kağıt üstüne                                                      İnsanlıkta gizli yol bulamadım

Postala hüdaya kağıt üstüne                                                   Dostluk diyarında gezdim dolaştım

Zarfıma koyacak pul bulamadım                                           Gönüle hal ehli bulamadım

Aşık kadınların mahlaslarına baktığımızda “bacı” mahlasını görüyoruz. Bu kadın aşıkların kendine erkek egemenliğinde kabul görme çabasından kaynaklanıyor. Kadınlar “cinsiyetsizleştirilerek” bu ortamda kabul görüyorlar. Bu bir tür dışlamanın üstü kapalı hali.

Toplumsal ahlakta kadının cinselliğinin,kimliğinin,sesinin,sanatının kısıtlanması artık çok normal.Normalleştirme korku dolu sansürleri de beraberinde getiriyor. Sansürlü sanat, direniş, kimlik olmaz.

Toplumda buna bağlı sansürle birlikte isyanını yaşatan, yansıtan kadınların benzer döngülerini iyi kontrol edemediklerini, bazen de mücadele yolunda emin adımlarla ilerlediklerini görüyoruz.

Kimlik renklerindeki cinsiyet giydirmesi bile buna örnektir. Kadının bir rengi yoktur olsa da buna devlet değil kadının kendisi karar verir; kendi renkleri ile.

Kadınlar, tüm cinselliği, güzelliği, aklı ve bilgisi ile giydirilme kimlikleri olmadan yaşam sürdüklerinde o zaman gerçekçi, derin bereketi simgeleyeceklerdir.

 

KAYNAKLAR:

(1) Wikipedia,Tehlikeli Kadın adlı çizgi roman ve An Excee Dingly Dangerous Woman adlı belgesel.

(2) Röportaj 16 Ocak 2010 tarihinde yapıldı.

(3) Ella Zonis,”Contem porary Artin Persra, ”University of Chicago Center for Middle Eastein Studies Reprint Series 51(4), The musical Quartely tarafından basıldı.

(4) A.g.e, Syf:637

(5) Erman Altun,”Aşıklık Geleneği ve Aşık Edebiyatı”, Ankara:Akçağ Yayınları, 2001, Syf:56