M

üziğin yaşamımızın her köşesinde bir yere sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Duygu ve düşünce döngüsü arasında en önemli köprülerden biri olan müzik, sadece günlük hayatımızda değil sporda da çok önemli bir yere sahip. İster motivasyon için olsun ister klüp tarihini anlatmak için, müziği sporun her köşesinde ve dalında da bulabiliyoruz. Tınıların spor hayatımızda bu kadar büyük bir rol oynadığı bir dönemde, spor-müzik aşkının en önemli meyvelerini incelemek istedik. Basketboldan futbola, beyzboldan rugby’e sporun en ünlü parçalarını önemini ve tarihini ele aldık.

Bu inceleme, bir parçanın önemini tekrar hatırladığım bir anda başladı. Bu parça inanılmaz bir öyküye sahip ve milyonlarca insanın hayatı boyunca unutamayacağı bir parça. Liverpool taraftarıyla özdeşleşmiş, belki de spor dünyasının gelmiş geçmiş en önemli parçası. “You’ll Never Walk Alone”.

“You’ll Never Walk Alone”

You’ll Never Walk Alone Liverpool taraftarıyla bütünleşmiş olsa da Celtic, Borussia Dortmund ve FC Tokyo da bu marşı benimseyen klüplerden bazıları. Tabii bu parçayı Liverpool tarafından incelemeyi tercih ediyorum.

Parça aslında Rodgers and Hammerstein tarafından “Carousel” adlı bir Broadway prodüksiyonu için 1945’te çıkarılmıştı. Fakat Liverpool ile bağları 1960’larda, Liverpoollu grup Gerry & The Peacemakers‘ın parçayı coverlaması ile başladı. Grubun solisti Gerry Marsden, 1963-64 sezonu öncesinde dönemin Liverpool teknik direktörü Bill Shankly’e cover’ını sundu ve futbolcuların da kayıt sürecine katılması için onayı aldı. Parça 1965 FA Kupası finalinden önce yayınlandı ve bu tarihten itibaren Liverpool taraftarının vazgeçilmez marşı haline geldi.

Peki şarkıyı dünyaca tanınmasına sebep olan neydi?

1988-89 sezonun FA Cup yarı finalinde Liverpool- Nottingham Forest ile Hillsborough Stadyumu‘nda karşılaştı. Maç, 96 kişinin ölümü ve 766 kişinin yaralanması ile tarihe kara bir leke olarak yerleşti. Liverpool klüp tarihinin en kötü günü olan Hillsborough Faciası, You’ll Never Walk Alone ile bağdaştı. Hillsborough’da yakınlarını kaybeden aileler adalet için toplanmaya başlandığında klübün marşı You’ll Never Walk Alone‘u vurguladı. 89 yılından beri de anma törenlerinde Liverpool taraftarlarının yürekle söylediği bir parça haline geldi. Bugünün Hillsborough Faciası’nın 27. yıl dönümü olduğunu da hatırlatmak isteriz.

Bir diğer önemli tarih ise, İstanbul‘da gerçekleşti. 2005 Şampiyonlar Ligi Finali‘nde İstanbul’da AC Milan ile karşılaşan Liverpool, ilk yarıyı 3-0 geride kapattı. Futbol tarihinin en büyüleyici geri dönüşlerinden birini gerçekleştiren Liverpool, maçı 3-3 kapattı ve penaltılarda kupaya ulaştı. Maç boyunca You’ll Never Walk Alone’u söyleyen taraftar, klübün en önemli başarısından birine böylelikle imza atmıştı.

Liverpool’un efsanevi kaptanı Steven Gerrard parça hakkında şöyle bir açıklamada bulundu. “3-0 geridesin, hayallerin duya düşmek üzere, ilk yarı düdüğünün çalmasını bekliyorsun, taraftarın seni yuhalamasını da, taraftarı yüz üstü bırakmışsın, kendini hayal kırıklığına uğratmışsın… Sonra You’ll Never Walk Alone’u duymaya başlıyorsun, hayatında duymadığın kadar yüksek sesle ve yürekle. İşte o zaman o kupayı kaldırman gerektiğini anlıyorsun. Nitekim öyle de oldu.

When you walk through a storm, hold your head up high
And don’t be afraid of the dark
At the end of the storm, there’s a golden sky
And the sweet, silver song of a lark
Walk on through the wind
Walk on through the rain
Though your dreams be tossed and blown
Walk on, walk on
With hope in your heart
And you’ll never walk alone
You’ll never walk alone
Walk on, walk on
With hope in your heart
And you’ll never walk alone
 You’ll never walk alone

 

Sporun uzun boylu dalına geçip basketbolu inceleyelim. Bu sefer rotamız Türkiye. 2000’lerin başında yükselişe geçen, 2010 Dünya Şampiyonası’nda da 2.liğe ulaşan 12 Dev Adam‘ın yanından eksik etmediği bir şarkı vardı. Athena’nın 12 Dev Adam’ı.

“12 Dev Adam”

Athena‘nın 12 Dev Adam Marşı, A Milli Basketbol Takımımızın her maçında stadyumu ayağa kaldırmak için gereken yegane parçadır. Ne zaman çalındığı hiç fark etmez, millet bu şarkıyı duyduğunda gurur duyar ve takımı her yönden desteklemek için yola çıkar.

Peki bu parçayı bu kadar önemli yapan olaylar neydi?

Hikaye tabii ki parçanın çıkışıyla yakalanan başarı ile alakalı.

Eurobasket 2001‘in Türkiye’de yapılacağının açıklanmasının ardından ülke, toplumun her kesiminin basketbola ilgi duyması için sefere çıktı. Katılımın ve desteğin tavan yapması için reklamlandırma üzerinden oynanan oyun birçok daldan yürütülse de Garanti’nin yürüttüğü proje belki de kimsenin beklemediği kadar popüler oldu. Garanti, A Milli Basketbol Takımı’na turnuva öncesinde “12 Dev Adam” lakabını takmış, Athena ise şampiyonanın reklamı için bir parça çıkarmıştı. Haydarpaşa Garı’nda çekilen efsanevi reklam, benim de dahil olduğum çocukluk jenerasyonunu öylesine etkilemişti ki, ben bile, o zamanlar muhtemelen 1.10’luk boyumla, İspanya, Letonya ve Slovenya’yı tek başıma devirebileceğime inanmıştım.

Türkiye, Eurobasket 2001‘de inanılmaz bir başarı gösterip finale kalmayı başarmış, son maçında Yugoslavya’ya kaybetmişti. Basketbol tarihimizin o dönemki en büyük başarısı olan bu sonuç, 12 Dev Adam Marşı ile bütünleşmişti. Athena’nın parçası sadece millileri yüreklendirmeyi değil, 70 milyonu ekran başına kitlemeyi başarmıştı. Aslında bir bakıma reklamın ne kadar güçlü bir oluşum olduğunun göstergesiydi.

2001’den beri sürekli kullanılan 12 Dev Adam Marşı, süksesini 2010 Dünya Şampiyonası‘nda yaptı. Yine ülkemizde gerçekleşen turnuvada kadromuz o kadar iyidi ki, hepimiz finale gideceğimizi biliyorduk. Zorlu maçlar sonrasında yarı finalde Sırbistan’ı akıl almaz bir şekilde devirmeyi başaran milliler, finalde ABD’ye kaybetti ve dünya ikinciliğini hak etti. 12 Dev Adam Marşı, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda tekrar tekrar çalarak başarının baş mimarlarından biri olmuştu.

Uh a dev adam on iki dev adam
Uh a dev adam hey hey hey hey

Her zaman yanındayız
Yalnız bırakmayacağız
Kalpler senle birkez daha
Şampiyon olacağız

Uh a dev adam on iki dev adam
Uh a dev adam hey hey hey hey

Spor, 90’ların sonundan itibaren sadece sahada oynanan bir şey değil, ekran başında da oynanabilen nefes kesen maçlar haline geldi. Özellikle FIFA’nın hayatımıza girmesi ile bir jenerasyon, bu oyunun müziği ile büyüdü. Aralarında öyle bir şarkı vardı ki, 90’larda doğan hiç bir çocuğun unutamayacağı… FIFA 98’de yer alan Blur – Song 2.

“Song 2”

Damon Albarn ve ekürisi, 90’ların ortasında Oasis ile büyük bir kapışma içerisindeydi. İngiltere’de Brit Rock’un tavan yaptığı dönemde Blur, Amerika’da sükse yapan Grunge ile dalga geçmeye karar verir. Grubun anlattığına göre grunge’ın yarattığı sinir ve mutsuzlukla dalga geçmek için stüdyoya girip bir parça çıkarmaya başladılar, ortaya da Song 2 çıktı. Damon ve arkadaşları parçayı aralarında tutmaya ve albümlerine eklemek istemiyordu fakat prodüktörleri bu parçanın albümün yıldızı olacağına ikna etti. İstemeyerek ürettikleri Song 2, 1997 çıkışlı albümleri Blur’de yer aldı ve kendi kaderini kendi çizdi.

Peki parçayı önemli yapan neydi?

Amerika’daki en büyük hit’i olan Song 2, FIFA: Road to World Cup 1998‘de yer almasından sonra bir jenerasyonun çocukluk anılarını süsleyen parça haline geldi. Her çocuk sokakta yürürken Damon Albarn’ın “wohooo”larını taklit ediyor, gitar rifflerinde çılgınca kafa sallıyordu. Parçanın üzerimizdeki etkisi gerçekten inanılmazdı, efsanevi bir parçanın doğuşuna tanık oluyorduk. Spor kulüpleri için altın değerindeki şarkı birçok stadyumda, arena’da hatta Olimpiyat açılışında kullanıldı. Parçanın kullanıldığı sportif aktiviteleri kısaca özetlemeye çalışayım:

  1. Sochi Kış Olimpiyatları Açılış Töreni.
  2. Red Bull Arena’nın resmi şarkısı.
  3. Willmington Blue Socks, Lille OSC, Pittsburgh Steelers, Carolina Huricanes, Pittsburgh Penguins, Montreal Canadiens, Buffalo Sabres, St. Pauli, Hamburg, New Jersey Devils, Vancouver Giants, Minesota Vikings ve daha fazlası…

Wooooo Hooooooo!
Wooooo Hooooooo!
Wooooo Hooooooo!
Wooooo Hooooooo!

I got my head checked
By a jumbo jet
It wasn’t easy but nothing is
no

When I feel heavy metal
And I’m pins and I’m needles
Well, I lie and I’m easy
All the time but I am never sure
why I need you
Pleased to meet you

I got my head down
When I was young
It’s not my problem
It’s not my problem

When I feel heavy metal
And I’m pins and I’m needles
Well, I lie and I’m easy
All the time but I am never sure
why I need you
Pleased to meet you

Yeah Yeah
Yeah Yeah
Yeah Yeah
Oh Yeah

Taraftarın Sesi: Müzikal Marşlar. Vol.2’de Barcelona’nın dillere dolanan marşı Cant del Barça’yı, Rugby dünyasının en önemli marşlarından Swing Low Sweet Chariot’ı ve Chicago Bulls’la bağdaşlaşmış Sirius/Eye In The Sky’ı inceleyeceğiz.