Güzel fimlerin güzel soundtrack’leri ile devam ediyoruz. Hatta şu ana kadar yazdığım filmlerin ortak özelliği, soundtrack’lerinin kendilerinden daha iyi olması. Gerçi haksızlık yapmayayım, Donnie Darko ve Duvara Karşı soundtrack’leri kadar olmasa bile harika filmler.

Şimdi işleyeceğimiz filmimiz ise, Tumblr kızlarının Eternal Sunshine Of The Spottless Mind’dan sonra favori filmi olan Closer. Julia Roberts, Jude Law, Clive Owen ve güzeller güzeli Natalie Portman’ın oynadığı film, Hollywood’un son zamanlarda yetiştirdiği en seksi aktörlerlerinden oluşan kadrosuyla dikkatimizi çekiyor. İki farklı çiftin kesişmesiyle gelişen olaylar, kim kime dum duma bir şekle giriyor, ülkemizin güzide şehri Kastamonu’da yapılsa pek hoş karşılanmayacak eylemler ortaya dökülüyor, hayatlar savruluyor ve sonunda Tumblr kızlarımız üzülüyor.

Günümüzde ilişkilerin ne derece dejenere hale geldiğini başarıyla anlatan film, özellikle Cliwe Owen ve Natalie Portman’ın müthiş oyunculuklarıyla, aslında oldukça başarılı. Soundtrack’leri de öyle. Geçelim yavaştan.

Damien Rice – The Blower’s Daughter

“I can’t take my eyes off of you…”

Herkes bilir bu tür şarkıları. Dünya üzerindeki en duygusal şarkılarından biri. Fazla duygusal aslında, 4 tane kutu bira içilmeden dinlenilmez, zira çekilmiyor. Filmin girişinde çalan şarkı, filmde yapış yapış bir romantizm olacağını düşündürse de, film öyle değil. Aslında bir bakıma realist ve sert.

The Smiths – How Soon Is Now?

“I’m human and I need to be loved, just like everybody else does…”

İşte filmi sevmeme neden olan şey tam burada duruyor. Bir filmin içinde The Smiths geçiyorsa, film ne kadar kötü olursa olsun, birkaç çıta üste taşır. Ki film kötü de değil, ancak bu şarkı ile tam olmuş, mis olmuş. Striptiz kulübünde çalan şarkı, aşırı derecede seksi melodisiyle striptiz kulübüne uyum sağlarken, yine müthiş hüzünlü sözleriyle, Clive Owen ve Natalie Portman arasında geçen nefis diyaloglara yardımcı oluyor. Şarkının tamamını koymayacağım, sadece o sahneyi koyacağım, sahneye ne kadar oturduğunu anlamanız için.

Babel Gilberto – Tanto Tempo

Nao sei a quanto tempo estou a te buscar – I’ve been searching you for a long time…”

Tumblr kızı deriz, ilişkili filmler deriz, aldatmak temalı senaryolar deriz de Fransızca şarkı gelmez mi? Gelir tabii. Oldukça da güzel bir tanesi gelir. Fransızca olduğundan dolayı pek bir şey anlayamasak da, İngilizce çevirisine baktığımızda oldukça güzel sözleri olduğunu da görüyoruz. Solist ablanın huzur veren sesi, günbatımını izleme isteği uyandıran melodi ile birleşince, ortaya güzel bir şarkı çıkmış.


Bitirirken

Film hakkında karışık sinyaller verdiğimin farkındayım. Ben bile tekrar okuyunca, övmüş müyüm sövmüş müyüm tam anlayamadım. Bunu açıklığa kavuşturmak gerekirse, size söyleyeceğim tek bir şey var, bu filmi izleyin. Güzel bir Pazar günü tembel tembel izlenecek öğleden sonrası filmi. Varsa sevgilinizle birlikte izleyin, o daha uygun olur. Eğer bu filmin anahtar kelimeleri olsaydı, onlar: aşk, aldatma, aldatılma, yabancılaşma, kaybetme, yalnızlık olurdu. Film, sadakat konusunu oldukça başarılı bir şekilde varoluşçu bir çerçevede incelemeyi başarmış. Entel ortamların vazgeçilmez geyikleri arasında olan iki şey, aşk ve varoluşçuluk hakkında iki kelam edeyim, fikrim olsun diyorsanız, bu filmi izleyin.