Ergenlik acıları; kitap, sinema ve müzik sektörünün çok ekmeğini yediği bir alana dönüştü. E haksız da sayılmazlar, bilindiği üzere, her insan evladı hayatının bir döneminde ergenlik acısını tadacaktır. Arkadaşlarınız sizden bir film önerisi istediğinde, söylemeye üşeneceğiniz bir isme sahip olan The Perks Of Being a Wallflower filmi de, yazıya girişimden tahmin edebileceğiniz gibi, çok beğenilen Submarine filmi, ya da daha da beğenilen Catcher In The Rye kitabı gibi, bir ergenin acılarını anlatıyor.

The-Perks-of-Being-a-Wallflower-Poster-585x426Steven Chbosky tarafından yazılmış olan kitabın uyarlaması olan film, lise öğrencisi olan Charlie’nin kim olduğunu bilmediğimiz bir arkadaşına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Evinden pek çıkmayan, içine kapanık, hiç kız arkadaşı olmamış, uyumadan önce en az 3 posta The Smiths gömen bu depresif kardeşimizi severek izledik. Aslında sadece severek değil, çoğunlukla üzülerek izledik. Wallflower kelimesi, İngilizce’de bir deyim anlamını taşıyor: Dansa kaldırılmayan, kenardan pisti izleyen kız. Bizim ana karakterimiz Charlie de böyledir işte; hayata kenardan bakan, izlemekle yetinen, hayatın içinde aktif olamayan hüzünlü bir duvar çiçeği…

Duygusallaştım film yine aklıma gelince. Filmin bu kadar başarılı ve hüzünlü olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri de kullanılan şarkılar. Son derece seçmece, kaliteli ve başarılı bir soundtrack’e sahip olan film, müzikseverler için de bulunmaz bir nimet. Bakalım:

The Smiths – Asleep

“Sing me to sleep and then leave me alone, don’t try to wake me in the morning, ‘cause I’ll be gone…”

Arkadaşlar biliyorsunuz, bir şarkıyı tanımlarken türlü sıfatlar kullanılırız: “Güzel, çok güzel, abi süper yeaa, sound’u çok iyi abi, nefis, harika…” gibi. Bu şarkı için kullanacağımız yegane sıfat Allahsız olmalı. Bir şarkı Allahsız olabilir mi? Olabiliyormuş. Sizlere iddia ediyorum, dünya üzerinde bundan daha hüzünlü, daha ağır, daha çok moralinizi bozacak, daha çok size intiharı düşündürecek bir şarkı yazılmadı, yazılmayacak da. Depresyonlu gecelerimizde bizim de yatmadan hemen önce dinleyerek, kaliteli bir uykuyu garantilediğimiz bu şarkı, filmdeki ana karakterimiz Charlie’nin de favori şarkısı. Düşünün yani nasıl ergenlik acılarından söz ediyoruz. Nefis derecede acı verici gitarın melodisi, sizi yaralı bir köpek gibi hissettiren Morrissey’in sesi ile birleşince, ortaya ölümcül bir şey çıkıyor.

Dexy’s Midnight Runners – Come On Eileen

“They’re so resigned to what their fate is, but not us, no not us…”

80’lerde Depeche Mode tarafından yaratılan New Wave akımının çılgın eserlerinden biri ile karşı karşıyayız. Tam bir dans müziği, filmin ender eğlenceli anlarından birinde çalıyor. Herkesin kötü giyindiğini, kötü yaşadığını, kötü müzik dinlediğini düşünen ana karakterlerimiz, bir eğlence ortamında bu şarkı çalınca, “OHA İYİ MÜZİK ÇALIYORLAR” deyip şaşırıyorlar, ve çılgınca dans etmeye başlıyorlar. Şimdi o sahneyle başbaşayız:

Nick Drake – Time Of No Reply

“The trees on the hill had nothing to say, they would keep their dreams till another day…”

Büyük usta Nick Drake’in az bilinen şarkılarından biri. Bu şarkının sözleri farklı yorumlanabilir, ancak bana kalırsa yine intihar temalıdır. En dipte olanı anlatır şarkı, kendinizi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey kalmadığı zamanları anlatır, dışarıdan birinin yardımını, ellerini uzatmasını istediğiniz zamanları anlatır.

David Bowie – Heroes

“I, I’ll be king and you, you will be queen, we can be heroes, just for one day…”

Tüm zamanların en çok gaza getiren, en çok içe coşku dolduran şarkılarından olan Heroes, filmin sürpriz şarkısı. Kahramanlarımız radyoda duyuyorlar ancak şarkının ismini bilmiyorlar en başta (ayıb ediyorlar), daha sonradan bulup, üstü açık arabada ayakta giderek, rüzgarı; özgürlüğü hissederek, sesini sonuna kadar açıp bu müthiş şarkıyı dinliyorlar. Bizler de hem hafifçe gülümsüyoruz, hem de kıskanıyoruz.


 

Bitirirken

Bakın yine duygusallaştım. Çok güzel filmdi, eğer izlemediyseniz yazıyı bitirdikten sonra hemen izleyin, zira bu film, sadece mükemmel senaryosu ve başarılı oyunculukları ile değil, harika soundtrack listesi ile de göğüs kafesinizde büyük bir boşluk yaratacak, yüzünüzü allak bullak edecek, kursağınızı düğümleyecek.