Yazar ve yönetmenliğini Richard Linklater’ın üstlendiği ve birçok dalda Oscar adaylığına layık görülmüş olan 2014 yapımı Boyhood, bizlere kendi geçmişimizi bile oturup sorgulatacak kadar bir flashback yaşatıyor. Mason adlı karakterin çocukluğundan üniversiteye başlamasına kadar hayatını bize anlatan film, hem düşündürtüyor hem de hiç sıkmadan koca bir hayatı önümüze seriyor.

Ethan Hawke, Patricia Arquette (kendisi ayrıca “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalındı Oscar kazanmıştır) gibi isimlerin de rol aldığı Boyhood, bizi film başlar başlamaz Coldplay’in o tatlı mı tatlı şarkısı “Yellow” ile karşılıyor. İçimiz bir huzur doluyor ve Mason’ın çocukluğuna merhaba diyoruz. Her sabah kız kardeşi ona “Ooops I Did It Again” söyleyip bahçede oyunlar oynarken bir anda annelerinin aldığı taşınma kararı onları ne kadar üzse de, bu onların sürekli değişime maruz kalacaklarının bir işaretiydi.

Klasik anne-baba ayrı çocukların yaşamına bir tık daha farklı bir bakış açısı getirildiğini fark ettiğimiz sahneler, felsefik konuşmalar, küçük bir çocuğun sıradışı hayalgücü ana temaların sadece birkaçı. Pop müziği tüm iliklerinize kadar hissetmemize imkan veren Boyhood, ne kadar modern bir zamanda çekiliyor gibi gösterse de (Harry Potter kitapları satın alınması, Facebook kullanımı…) arkaplanda çalan müzikler bizi One Tree Hill ya da Dawson’s Creek dünyasına götürmekte. Bir başka deyişle 90’ların o cıvıl cıvıl zamanında yolculuğa çıkmakta ısrarlı. Bir ara kulağınıza Sheryl Crow’un, eskileri sevenler bilir, “Soak Up The Sun” ya da Gnarls Barkley’in “Crazy” adlı unutulmaz parçası bile geliyor.

Sadece eski zamanlardan alıntı yapılmadığını Mason büyüdükçe arka fonda çalan The Black Keys, Cobra Starship, Gotye, Arcade Fire gibi isimlerle anlayabiliriz. Burada tabii ki Cobra Starship’den bahsedecek değiliz. Gerçi daha sonra dayanamayıp bir anda kendimizi Bob Dylan’ın “Beyond The Horizon” adlı parçasıyla karşı karşıya da bulabiliyoruz. Ya da Mason sonunda üniversiteye giderken bir anda beliren Family Of The Year’ın “Hero”su ile hüzünlenebiliyoruz.

Ana karakterin yedi yaşından beri hem fiziksel hem duygusal değişimlerini an ve an izleme olanağı sağlayan film, aynı zamanda çaktırmadan da olsa bir ailenin boşanma sonrası nelere maruz kalabileceğini fakat her şeye rağmen hayatın devam ettiği mesajını da vermeye dikkat ediyor. Annelerinin her şeye rağmen hayata tutunması, çocukların yaşadıkları deneyimlerle kendilerini bulması ne kadar zaman alsa da sonunda her şey olacağına varıyor bir bakıma. Çocuklar büyüyor, üniversiteye gidiyorlar. Bu sırada Mason’ın babasıyla yaptığı konuşmalar da felsefik bir özellik gösteriyor.

Bize ne kadar mükemmel bir müzik şöleni yaratacak kadar iddialı bir soundtrack albümüne sahip olmasa da, kullanılan parçaların sahneye uyumluğu ve albümdeki şarkıların zaman gibi kavramlar sebebiyle yaşadığı zıtlıklar bir çeşit uyum yaratmışa benziyor. Film ne kadar normalinden biraz uzun olsa da hiç sıkılmadan izlenebilecek kıvamda. Zaman ayırmaya değer. İzledikten sonra nostalji yapmak, eskilere gitmek hatta eski kaset koleksiyonunuzu ortaya çıkarmanız bile muhtemel. İyisi mi oturun babasının doğum gününde Mason’a hediye ettiği CD’nin ne olduğunu görünce siz de bir Beatles patlatın oradan. Pişman olmayacaksınız.

Filmin soundtrack albümünü merak etmeye başladıysanız, sizi böyle alalım;