Umarım başlığı gördüğünüzde hepinizin yüzünde bir gülümseme oluşturabilmişimdir. 2003’de Amerika’da yayınlanmaya başlayan bu gençlik dizisini, hepimizin gençliğinin dizisini yazacağım bugün. Diziyi ve dizide kullanılan mükemmel müzikleri.

İzleyen herkes hatırlar, izlemeyen de şimdi açıp izlesin, 2003’ün dizisi olduğuna bakmasın, mükemmel bir diziydi. Emrah bakışlı ana karakterimiz, gençliğinin baharındaki, fakir bir aileden gelen Ryan, zibidi abisine uyup bir araba çalınca, hapishaneye düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Zengin karısının da büyük yardımlarıyla Orange County’nin en güzel yerinde villası olan idealist avukat Sandy, devlet tarafından Ryan’a avukat olarak atanır. Sandy bakar ki olacak gibi değil, tutar çocuğu ensesinden eve getirir. Zengin kadınımız başlarda Ryan’ı hor görmüş olsa da, o da evine onu kabul eder ve Ryan, orada, belki de Kaliforniya yöresinin en zengin insanlarının arasında yaşamaya başlar.

Anne motor baba öküz, kızımız tiki oldu üzgünüz lobisinin en büyük destekleyicisi Marissa, tam bir uyuz zengin kızı olduğunu her fırsatta belli eden Summer, evine taşındıkları için Ryan’ın üvey kardeşi haline geldiği, biraz da asosyal olmasa tüm kızların sevgilisi olacak, Vintage akımının yaratıcısı Seth’i hatırlamayan yoktur aramızda sanırım.

Dizinin, çok da orijinal olmayan senaryosuna rağmen bu kadar başarılı olmasının en büyük etkenlerinden biri hiç şüphesiz kullandığı mükemmel müziklerdir. İnanın bana çok fazla dizi izledim, ancak bana sorulacak olursa, en beğendiğim soundtrack bu diziye aittir. Ve şimdi bu yazıyı yazmak için soundtrack’i açınca, eski güzel günleri hatırladım. Buyrun, belki sizler de benim gibi hissedersiniz.

Phantom Planet – “California”

“California, here we come, on the stereo, listen as we go, nothing’s gonna stop me now…”

Hiç unutmam, Cnbc-e ikinici kanalı e2’yi çıkartmıştı. Dizilerin cnbc-e’den izlendiği efsane zamanlar… Bugünki gibi dizi siteleri, torrentler akmıyordu orada burada. Daha lisedeyim, eve gelip hayaller kurduğumuz dönemler. Açıp televizyonu oturmuşum karşısına. Bakın unutmadım, saat 3 de başlardı öğleden sonra bu dizi. İlk bölümüymüş, açtım. Başladı bu şarkı ile dizinin jingle’ı. O başındaki müthiş gitar melodisi, huzur verici ve aynı zamanda hüzünlü. İşte tam o anda anladım bu diziye bağlanacağımı. Bu diziden sonra ne girişler yapıldı, ne jingle’lar çalındı, hiçbiri beni bunun gibi etkilemedi. Buyrunuz efenim:

The Subways – “I Want to Hear What You Got to Say”

“And everytime I see you, you just walk away, still the world is turning…”

Ryan ile Marissa işleri ilerletmiş, hatta ilişkileri durgunluk aşamasına bile gelmiştir. Şunlara bakın, 17 yaşında bunlar ne dramlar böyle? Sırlar saklanmaya başlanmış, araları soğumuştur. Marissa, soğuk bir öpücüğün ardından, Ryan’ı dertler içinde bırakarak evine doğru yol almıştır. O sırada şarkı girer, Ryan ayağa kalkar ve şarkının melodik yapısına uygun olarak, eski fakir mahallesinde öğrendiği dövüş tekniklerini kum torbasının üzerinde denemeye başlar. İzlenesi bir sahnedir. Şimdi ben burada şarkıyı paylaşacağım ancak, sahneyi izlemek isteyen Youtube’a “The O.C. Anger Management” yazıversinler.

Finley Quaye – “Dice”

“Breathe the air if you care, you compare, don’t say farewell…”

Bu sahnenin hikayesi bambaşka arkadaşlar. Marissa kızımız, bizim götü boklu Ryan’a “seni seviyorum” diyor, ancak bizimki “thank you” diyor. LAN SEN KİMSİN? Neyse, bunu duyan Marissa da durur mu, psikologta tanıştığı manyak elemana yazılıyor. Bizim emrah bakışlı da yaptığı dangalaklığı anlayınca, yeni yılda o deliyle öpüşmesin diye, koştura koştura gidiyor Marissa’nın yanına. Devamını izliyoruz arkadaşlar:

Jeff Buckley – “Hallelujah”

“Love is not a victory march, it’s a cold and it’s a broken Hallelujah…”

Evet, tüm zamanların tartışmasız en hüzünlü şarkısı da çalınmıştır bu dizide. Nerede çalındığını söyleyemem, hayır, hatırlamadığımdan değil, daha dün gibi hatırlıyorum o sahneyi, ama söyleyemem, dizinin en büyük spoiler’ı olur. Öyle kötü bir şey olur ki 3. Sezon finalinde, bu şarkıdan daha da yakışacak bir şey olamaz o sahneye. Alın üzülün bu güzel bahar gününde.

Placebo – “Running Up That Hill”

“You don’t want to hurt me, but see, how deep the bullet lies…”

Önceki şarkıda yazdıklarımı geri alıyorum. Budur dünyanın tartışmasız en hüzünlü şarkısı. Gerçi dizide The Smiths falan da kullanılsaydı bunu da geri alırdım. Gelmeyin üstüme, çok fazla hüzünlü şarkı var bu dünyada, duymayı bilene. Bu şarkının dizideki hikayesi de, Hallelujah’daki hikayeyle aynıdır, olayın devamında Ryan’ın yaşadıklarıdır. Biliyorum çok gizemli konuşuyorum, sıkmaya başladım ancak, cidden belki de bu yazıdan sonra bu diziye başlayacak birileri olduğunu umut ediyorum, o yüzden spoiler vermemeye çalışıyorum, üzgünüm.

Bitirirken

Bu dizinin 2. ve 3. Sezonlarının neredeyse yarısı, canlı müzik yapan bir barda geçmiştir. Arkadaşlar orada buluşmuş, orada büyük dramlar olmuştur. Demek istediğim şey, bu dizinin ana merkezinde her zaman müzik yer almıştır. Üstte yazdığım şarkılar bu dizide kullanılan kaliteli şarkıların 10’da 1’i bile etmez. Müthiş bir diziydi, ne zaman aklıma gelse tebessüm ederim, izlemiş arkadaşlarımla saatlerce muhabbetini yapabilirim. Kesinlikle tavsiye ederim, belki de kendinizi yeniden genç hissedersiniz izlerseniz, hayattan hala umudu olan bir aptal gibi hissedebilirsiniz., ki bu his sürekli aradığımızdır.