Bir yaz çocuğu olarak kış mevsimine dair hiç bir şeyi sevmesem de Kuzey Avrupa’dan çıkan grupların müzikleri söz konusu olduğunda sanırım çok tarafsız olamıyorum ve yaptıkları işlere hep hayran kalıyorum. Ama hepsinin genellikle çok iyi iş çıkardığı konusunda eminin çoğunluk da benimle aynı fikirdedir. Bulundukları coğrafya ve yaşadıkları iklim, Kuzey Avrupa müziğinin en büyük ilham kaynağı olsa gerek.

Danimarkalı Efterklang bu masalsı diyarlardan yayılan büyülü seslerin en özel temsilcilerinden olabilir. 2000 yılının sonunda kurulan grup post-rock, ambient, elektronik, dream pop öğelerini bir araya getirip ortaya şahane işler çıkarıyor. 2004’ten bu yana çıkardıları 4 albümde de özgür bıraktıkları deneysel ruh ile yarattıkları sesler ve sözler bir kez dinledikten sonra bir daha bırakamadığınız cinsten. Müziklerinin en güzel yanı ise bilinen müzik formüllerine bağlı kalmadan farklı enstrümanları da işin içine dahil etmeleri. Kuzeylilerin müziğini kat kat güzelleştirdiğine inandığım keman, çello, trombon ve piyano gibi enstrümanların da dahil olduğu müziklerinde haliyle orkestral bir hava hakim.

2000 yılında çıkan ilk albümleri Tripper belirli bir sakinlik çizgisinde ilerleyen, kimi zaman karanlıklaşan, son derece özgür bir albümdü. Baştan sonra oturup dinlediğiniz süre boyunca çevrenizden sizi uzaklaştıran ve düşüncelerinizle baş başa bırakan bu başarılı albümü 2007 ve 2010 yıllarında sırasıyla Parades ve Magic Chairs takip etti. Parades ile birlikte orkestrasyonun ve vokallerin daha kuvvetli kullanıldığı parçalar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle Magic Chairs baştan sonra kusursuz bir albümün nasıl yapılacağına cevap niteliğinde bir albüm.

efterklang-rasmus-weng-karlsenGrubun en son albümleri Piramida 2012’nin Eylül ayında geldi. Grup üyelerinin Kuzey Kutbu’na yakın terkedilmiş bir şehirde geçirdikleri 9 gün boyunca kaydettiği seslerin de kullanıldığı Piramida önceki iki albüme nazaran biraz daha karanlık bir hava taşıyor. Uzaklardaki soğuk bir şehirde yaptıkları kayıtlar ile parçaları dinlerken bize o iklimi ve terk edilmişlik duygusunu hissettiriyorlar. Albümün önemli bir özelliği de son yılların en yetenekli iki genç müzisyeni olan Nils Frahm ve Peter Broderick’in de katkıda bulunmuş olması. Güzel habere gelecek olursak, 4 Mayıs akşamı Salon’da Efterklang’ı canlı olarak dinleyebileceğiz. İyi müzik yapan ve geldikleri soğuk iklime inat sıcacık insanlardan oluşan grubun bize unutulmayacak bir gece yaşatacaklarına eminim.