7

Nisan Perşembe akşamı Salon İKSV‘de sahne alacak Pittsburgh’lü müzisyen William Fitzsimmons, konser öncesinde röportaj konuğumuz oldu. Pittsburgh’ün önemini, İstanbul’u ve muhteşem sakalını konu edindik.

Dini eğitim veren bir üniversitede eğitim görmüş olman şarkı sözlerinde herhangi bir etki gösterdi mi?

Dini eğitimden geçmiş olmam üzerimde çok büyük bir etkide bulundu diye düşünüyorum. Çoğu yönden benim için çok iyi oldu diyebilirim, yazdığım sözlerin üzerinde etkisi olduğuna da inanıyorum. Fakat yazdığım sözlerde en büyük etkenin psikoloji eğitimim olduğunu da belirtmem gerekiyor. Üniversite yıllarıma geri dönüp şarkılarımı çalsam anlattığım konuları pek etik bulmayacaklarına eminim.

Çelik endüstrisi ile dünyaca ünlenen Pittsburgh’ün sert ve çevik bir müzik oluşumu olduğunu düşünüyorum lakin senin çalışmaların çok yumuşak ve naif. Bunun ironi olarak yorumlayabilir miyiz?

Sanırım bu, şehrimde pek dinlenmememin nedeni olabilir. En azından başka şehirlerde dinlenene kadar Pittsburgh pek önem vermemişti bana. Pittsburgh‘ün çok çevik bir itibarı var ve bunu hak ediyor. Bir şehrin ve insanlarının çevik bir itibara sahip olması gerçekten çok hoşuma gidiyor lakin bu durum Pittsburgh’lülerin duygusallığı bir zayıflık olarak görmesine de neden oluyor. Ben bir insanın duygusal hengamelerle baş edebilmesini bir kuvvet olarak görüyorum. Pittsburgh’lü olmaktan gurur duyuyorum fakat iki kuvvettin de olağanüstü özellikler olduğunu düşünüyorum.

2009’da Kanye West’in “Heatless” şarıksını cover’layarak bir parçanın çok farklı boyutlara taşınabildiğini gösterdin. Bir parçayı cover’lamak, üretmekten daha mı zor bir iş?

Bir parçayı cover’lamanın en zor yanını şarkıyı taklit etmek ve parçanın orijinal halini bozmamak arasındaki denge olarak görüyorum. Cover’lamanın daha zor olduğunu düşünmüyorum lakin bu işin çok zor olduğunu ve kayda değer bir iş çıkarmanın zorlayıcı olduğunu da kabul etmem gerekiyor. Piyasada milyonlarca Beatles cover’ı var fakat kayda değer 3-4 cover dışında bir şey hatırlamıyorum.

Bazıları seni Iron & Wine ve Sufjan Stevens’a benzetiyor. Başkalarına benzetilmekten memnun musun yoksa bireysel olarak incelenmeyi mi tercih edersin?

Bu durumu iki ucu boklu değnek olarak tasvir etsem yanlış olmaz herhalde. Takip ettiğim, hayranlık duyduğum kadınlar ve erkekler yanında listelenmekten gurur duyuyorum fakat “benzetmek”, kompleks hayatı basitleştirmekten başka bir şey değil. Tam bu noktada bir problemin doğduğuna inanıyorum. Bir şeyi tanımlamak ve ona önem vermektense başka tanımlara benzeterek kolaya kaçıyoruz. Bu bana göre üşengeçlikten başka bir şey değil. Mesela Sam Beam ve beni örnek alabilirsiniz. İkimizin de sakalı var ancak malzemelerimiz bambaşka.

Herkesin seni dinlemek için ideal bir zamanı vardır fakat sen hangi saatlerde William Fitzsimmons dinlemeyi önerirsin?

Hahahaha, sanırım yorgun bir şekilde eve dönüşünüzde dinlemenizi önermem. Çalışmalarımın ona zaman ve önem verebileceğiniz bir vakitte dinlenince parladığını düşünüyorum, sonuçta yumuşak tınılar olduğundan dinleyenin dikkatinin dağılmayacağı bir yer olmalı. Dinleyenle sadece yüksek ses yardımıyla kaynaşmayan, onununla biraz vakit geçirince duygusal bir bağ kuran parçalar çıkarmaya dikkat ediyorum.

Müziğin yumuşak tınılar üzerine kurulu sakinleştirici çalışmalar. İstanbul ise çok kaotik ve hızlı. İstanbul ile anlaşabileceğini düşünüyor musun?

Kalabalık ve kaotik yerlerin huzura ve dinginliğe en aç yerler olduğuna inanıyorum. Bu nedenle bence gayet iyi anlaşacağız.

Her sanatçının bir parçasıyla özel bir bağ kurduğunu düşünüyorum. Senin için en özel parça nedir?

“The Sparrow and the Crow” albümündeki “I Don’t Feel It Anymore” parçası benim için çok özel, ne olursa olsun hep o parçaya dönüyorum. O dönemlerde hayatım çok farklı bir şekil almaya başlamıştı ve o parça sayesinde değişimimi elimde somut bir şekilde hissedebiliyorum. Bir çok insanın, o parçanın hayatlarının zor bir döneminde onlara yardımcı olduğunu söylemesi de “I Don’t Feel It Anymore”u daha da özel kılıyor.

William Fitzsimmons bir balayının soundtrack’i mi olmalı yoksa bir doğumun mu?

Sanatın en güzel yanı deneyimleyenin çalışmaya kendi hayaldünyası içerisinde şekil vermesidir. Bu nedenle bu soruya cevap vermem, dinleyenin hakkını yemek olur. Bir çok insanın beni karanlık ve zor dönemlerde, bir çok insanın da mutlu anlarında, hatta çocuklarını uyuturken dinlediğini biliyorum! Müzik sayesinde HİSSEDEBİLİYORUM, bu nedenle müziğe aşığım. Ne tür şeyler hissettin önemli bile değil.

Bir bahise girdiğimizi hayal edelim. Bahisi ben kazandım ve ceza olarak sakallarını kesmen gerekiyor. Yanaklarından bir gözyaşının aktığını görür müydüm?

Kesinlikle hayır! Sakalım, en sevdiğim kot pantolon kadar önemli benim için. En sevdiğim kot pantalonumu gerçekten çok seviyorum! Çok rahatlar ve çok uzun zamandır benimle beraber. Fakat ona bir şey olsa, vakit kaybetmeden bir tane daha alırım! Şaka bir yana, yüzümün neye benzediğini hatırlamak için ara sıra sakalımı kesiyorum.

En çılgın maceranı anlatabilir misin?

Hiçbir zaman çılgın biri olmadım. Hatta günlük rutinimi bozacak çoğu şeyden de kaçınıyorum. Fakat en çılgın maceram, kızlarımı evlat edindiğim gündür. Onlar sayesinde her günüm 100 kat daha çılgın. Hayatımın sessiz köşelerini seviyorum.

TEK KELİMELİK:

Pittsburgh – Ev

Sakin – Harika

Sakal – Ben

Banjo – ŞAHANE

Angus & Julia Stone – Mükemmel