Y

erli sahnenin rock’n roll’cuları The Ringo Jets ile sohbet ettik. Yeni çıkan EP’leri “Quatre“, Türkiye’deki rock piyasası, gelecekteki projeler ve grubun kuruluş hikayesi masaya yatırdığımız konulardan bazılarıydı.

Ringo Jets projesinin tohumu nerede atıldı?

Deniz: Biz Tarkan’la Peyote’de tanıştık. Kraker’de çalmak ister misin dedi ve tabii ki kabul ettim. Sonra direc-t’nin bateristi Özgür Peştimalci’nin evine geçtik ve Kraker macerasına başladık. Özgür bir süre sonra askere gitti ve onun yerine gelen Lale’yle çalmaya başladık.

Lale: Ben ve Deniz gelince Kraker’in soundu yavaş yavaş sertleşemeye başladı, amfilerin sesi açıldı ve çok eğlenmeye başladık. Fakat grubun sound’unu değiştirmektense ayrı bir grup yapalım dedik, sonuçta Kraker bizim değildi. Özgür askerden döndükten sonra Kraker’i bıraktık ve The Ringo Jets’i kurduk.

Deniz: Yani tohumu Beşiktaş’ta atıldı.

Rock’n Roll’cular olarak komşularınızla aranızın pek iyi olmadığını düşünüyorum. Haklı mıyım?

Deniz: Ya aslında ben evde gayet normal bir seste müzik dinliyorum, yani rahatsızlık verdiğimi düşünmüyorum ama işte, bazı adamlar cins olabiliyor.

Lale: Benim komşum Kara Cephe’nin Tanju Can’ı o yüzden sıkıntı olmuyor. Gece 12’ye kadar delirmeye hakkım oluyor.

Rock’n Roll biraz love-hate bir tarz. Bir kesim günlük bir dozaj almak zorundayken, bir kesim de katlanamıyor. Peki türün Türkiye’deki geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Lale: Katlanamayanlar daha çok sanki.

Deniz: Mesela geçen gün İzmir’de Epic Fair güzel geçti, belki Izmir’e ilk gelişimiz olduğu içindir. Türün genelde çok alıcısı yok Türkiye’de.

Lale: Napalım ya, yok yani!

Teksas’ta kovboy hayatı yaşarken hayal edebiliyorum sizi. Böyle bir hayaliniz var mıdır?

Lale: Valla çizmeleri seviyorum! Şimdi Amerika’ya gitsek 14 ayaklı bir turnemiz olabilir, bu konuşulan bir şey. Ama gerçekleşebilmesi için toplam 20 konseri bulmamız lazım.

Tarkan: Teksas’ın müzik piyasası çok sağlam. Sevdiğim bir çok grup ordan çıktı. Her genre’den hem de, rock olsun, indie olsun, blues zaten çok sağlam. O yüzden Teksas’ta çizmelerimle gayet mutlu olurdum diye düşünüyorum.

Başta Fransa olmak üzere Avrupa’da bir çok konser verme başarısını yakaladınız. Peki Avrupadaki müzikseverlerin farkı nedir?

Deniz: Avrupa bile değil, bir ülke içindeki iki şehir arasında bile çok fark olabiliyor. Mesela Barcelona ve Madrid’de çaldık, iki dinleyici arasında oldukça fark vardı. Madrid rock’a daha tok da, Barcelona daha aç gibi geldi bize. Haliyle Barcelona’yı çok sevdim.

Tarkan: Madrid biraz daha “cool”takılıyordu bence.

Lale: Kuzey de çok farklı. Danimarka mesela benim için muhteşemdi. Bariz coşku, agresif bir coşku… Sizi sevdiklerini gerçekten gösteriyor. “Adamlar dövücek bizi sanırım” derken, bir ‘onay’ bakışı geliyor ve seni cidden sevdiklerini anlıyorsun.

Müzik dünyasında kimleri örnek alıyorsunuz? Yoksa onlar bizi örnek mi alsın dersiniz?

Tarkan: Aslında öyle bir noktaya geliyoruz.

Lale: Hahahah bunun şaka olduğunu not alalım.

Tarkan: Aslında şaka değildi…

Deniz: Ya aslında örnek alma zamanımız geçti, başlarda tabii ki örnek alıyorduk. Pete Townshend, The Who, The Sonics, The Kinks. The Beatles da var tabii, yani çok benzemiyoruz ama etkilenme vardır.

Beatles’ın her türden müziği etkilemesi çok enteresan değil mi sonuçta hiç alakası olmayan gruplar bile The Beatles’ı örnek gösteriyor.

Lale: The Beatles, restoranda yemek ne olursa olsun yanında gelen ekmek gibidir o yüzden herkes bir parça alıyor The Beatles’dan.

Muse ile olan çalışması sonucunda Grammy ödülü alan Tommaso Colliva ile çalışmak istenmedik bir baskı oluşturuyor mu?

Tarkan: Açıkçası o bizi gördüğü zaman geriliyordur, “bakalım bu sefer ne yapacağız bu Ringo’larla”diye…

Deniz: İlk kayıtlardan önce şahsen tanışmamıştık, nasıl biri olduğu üzerine çok düşündük ama sonradan çok uyumlu, eğlenceli biri olduğunu gördük.

Tarkan: Hem disiplinli, hem espritüel, hem kreatif bir adam.

Mick Jagger ile sahnede dans mı etmeyi tercih ederdiniz yoksa The Clash kadrosu ile bir Londra pub’ında dağıtmayı mı?

Tarkan: Biliyorum The Clash ile dağıtmamızı beklerdin ama sanırım hepimiz Mick ile dans etmeyi tercih ederdik!

Çoğu grup her yeni albümünde sound’unu biraz değiştiriyor fakat Quatre’de tam gaz devam ettiniz. İleride değişikliğe gideceğinizi düşünüyor musunuz?

Lale: İstediğimiz her şeyi deneyeceğiz, bu farklı mı olur, benzer mi olur bilemem. Aramızda bir dalga oluşuyor ona göre hareket ediyoruz aslında. Kafamıza göre takılacağımızın garantisini verebilirim.

Epic Fair’de inanılmaz bir konser verip İzmirlilerin favorilerinden oldunuz. Peki yılın geri kalanı için planlar ne?

Lale: Mayıs’ta İskandinavya turnesi var. Sonra Ağustos’ta Paris’te Glazart La Plage ve Kopenhag’da Gutter Island Festival’e gidiyoruz. Genellikle Avrupa’ya yoğunlaşıyoruz, İtalya ve Fransa’dan eklenen tarihler olur büyük ihtimalle. Peşpeşe iki üç EP yapınca artık bir uzunçaların vakti gelmişti. Yaz sonunda albüm kayıdına geçip sene bitmeden ikinci albümü çıkarmak niyetindeyiz.

TEK KELİMELİK:

Paris:

Deniz: “Olumsuz” anlamda “yemek”diyeyim; ve haliyle “açlık”.

Tarkan: Ben de o konuda çok dertliydim: “pişmemiş et”

Lale: Almak isteyip alamadığım bir sürü şey.

Tarkan: Aaa, kayıt yaptığımız stüdyonun karşısı Franz Lizst’in yaşadığı evdi. O benim için çok önemliydi.

Quatre:

Lale: Güzel paket.

Deniz: Köprü

Sahne:

Deniz: Dağıtmak.

Tarkan: Kopmak. Denge kaybetmek…

Lale: Kendimi şarja taktığım, büyük bir şarj aleti.

Plak:

Lale: Tarkan geliyor aklıma. Plaklarla ilişkisi çok farklı.

Tarkan: Evet farklı bir ilişkim var. Küçükken yıkardım, herhangi birinin evinde plak görsem evime götürürdüm. Plağın kokusunu da çok severim. En sevdiğim formattır, geri dönmesi de mutluluk verici.

Lale: Bilgi Müzik’te Demirhan Baylan, plak için “Elle tutulan müziktir” demişti. CD müzik dalgasını taklit eden bir şeydir, plakta ise ses dalgalarını plastiğe oyarlar bu nedenle başka türlü bir keyif verir. “Yanlış bir sebepten doğru bir sonuç” diyebiliriz plağın geri dönüşü için.

Rave Mag:

Lale: Bizi en başından beri takip eden değerli müzik dergisi.