J

oaquim”, “Strange Entity” gibi şarkılarla kulaklarımızın pasını silen, müzikseverlerin yüreğinde yer edinen Belçikalı grup Oscar and the Wolf ile Istanbul konserleri öncesinde konuştuk, lafladık.

Öncelikle bizimle konuştuğunuz için çok teşekkür ederiz.

Ne demek, seve seve.

Hangi Max, gerçek Max? Sahnede transa geçmiş bir şekilde dans eden mi, yoksa şu anda bizimle konuşan mı?

Asıl Max, şuanda konuştuğunuz Max.

Sizce müzik bir yolculuk mudur yoksa bir varış noktası mıdır?

Bence müzik bir varış noktasından çok, yolculuktur.

Üretken olabilmek için nasıl bir ortamda bulunmanız gerekir?

Kesinlikle iç dünyamda karanlık bir köşe bulmak zorundayım. Üretkenliğimin ortaya çıktığı ortamlar tabii ki değişiyor ama kafamda 60’lardan kalma bir karakter yaratmayı seviyorum bu dönemlerde. Üretkenliğime çok yardımcı oluyor.

Şarkı sözleriniz felsefe ve şiirin bir harmanlaması gibi. Bu dokunaklı sözler özel birisine mi yazıldı yoksa saf bir edebiyat mı?

Sözlerimin hepsi aşık olduğum birine yazıldı.

Sahnedeyken şarkı boyunca dinleyenlerden biri ile bakıştığınızı ve gülümsediğinizi düşünüyoruz, bu doğru mu? Doğru ise bakışacağınız kişiyi nasıl belirliyorsunuz?

Kesinlikle öyle. Dinleyenlerin keyif alması beni çok mutlu ediyor. Tabii keyif alırken komik hareketler sergilemeleri de beni güldürüyor. Bir teşekkür olarak, gözlerinin içine bakıp söylemeyi seviyorum.

Üretkenliğinizi ne tür deneyimler etkiliyor?

Etkilendiğim anıları tanımlamaktansa, onları Güneşli bir güney ülkesinde siyah beyaz bir fotoğrafa benzettiğimi belirtebilirim.

Türk hayranlarınızdan beklentileriniz nelerdir?

Onlardan bir beklentim yok. Beklentisiz bir hayat yaşamaya çalışıyorum, bu daha tatmin edici bir yol.

Tek Kelime:

Istanbul –

Anı yaşamak. Doğru yaşamak.

Aşk

Arzu. Şehvet. İçgüdü.

Tutku – 

Çok tutkulu bir insanım. En büyük tutkum da sonsuzluğun ne olduğunu öğrenmek. Veya ne olmadığını.

Wolf –  

Korkusuz. Kederli.

Denge – 

Denge bence kaosla aynı anlamdadır.

Bridget Jones –  

Gerçek. Sinema tarihinin en gerçek karakterlerinden biri.

Interview in English, please click here to read

Ozan_Bozdağ

Röportaj: Efe Gülay

 

O

scar and the Wolf ile tanıdığımız Ozan Bozdağ ile de Babylon Bomonti konserleri öncesinde lafladık.

 

Avrupa’da ülkeden ülkeye konsere koşmak elbette dünyanın en güzel şeylerinden biri. Peki hiç sanat kariyerimi Türkiye’de devam ettireyim diye düşündüğünüz oldu mu?

Türkiye’de belirli adımlar atmadan önce, Avrupada yakaladığım kariyeri devam ettirmek istiyorum. Sonuçta hitap ettigim kitle sadece Avrupadaki Türkler degil. Bu kariyerin içinde her gün yeni şeyler öğreniyorum ve bu zamanı geldiği zaman Türkiye’ye döndüğümde çok işime yarayacak.

Joaquim adlı parçadaki “arabesk” tınıların sizin fikriniz olduğunu düşünenler var, haklılar mı?

Joaquim’in arabesk tınıları tamamen Max’in fikriydi. Ben sadece soundu ve zamanlamasını ayarladım. Zaten dürüst olmak gerekirse arabesk’e 5 sene öncesine kadar katlanamazdım. Yeni yeni alışıyorum.

Grubun Türkiye’de sevilmesi sizi şaşırttı mı? İki gün üst üste konser veriyorsunuz ve iki güne de biletler çok kısa sürede bitti. Beklediğiniz bir talep miydi?

Açıkçası hiç beklemiyordum. Bana kalırsa doğru zaman ve doğru yerde olmamız sevenlerimizde zincirleme bir efekt yarattı. 2 yıl önce kadar “Getirin ulan bizi oralara!” diye haykırırdım kendi kendime, şuan 2 konser üst üste verebiliyoruz. Bu çok güzel bir olay çünkü Istanbul veya Türkiye’de olmak beni çok mutlu ediyor.

Müzisyen olarak bir kariyeriniz var. Türkiye’den hiç ayrılmamış olsaydınız hala müzisyen olur muydunuz? (Meslek olarak) Ya da şöyle diyelim. Belçika’ya taşınma hikayenizi ve müzisyen oluşunuzu kısaca anlatır mısınız ?

Belçika’ya taşınmam tamamen annemin macerayı sevmesinden dolayı. Annem Bingöl’de öğretmenlik yaptıktan sonra İzmir’e geliyor fakat o dönemdeki maceralarını özlüyor. Bu nedenle babamdan habersiz sınavlara giriyor ve Belçika’ya tahin ediliyor. Yani annem macera tutkunu olmasa Belçika’da bulmazdım kendimi. Türkiye’de kalsaydım büyük ihtimalle lise ve üniversite sınavları ile boğuşan bir genç olurdum. Kazanamasaydım dedemin yaylasında kestane işliyor olurdum şuan.

Oscar and the Wolf hikayem ise konservatuarda okurken başladı. Bateristimiz Claudio ile tanıştım. Bir süre sonra Oscar’ın eski basçısı hastalandı ve benim de bas gitar ve kontrbas diplomam olduğu için beni seçtiler. Anlayacağınız doğru yerde ve doğru zamanda gelişti olaylar.

Bir önceki soruyu referans alarak, ülkemizde binlerce genç, profesyonel müzisyen olmanın hayalini kurarken, aileleri tarafından bastırılıp başka alanlara yönlendiriliyor. Hele ki konu alternatif müzikse. Bu konuda gençlere neler söylemek istersiniz?

Bu soruyu cevaplamak benim konumumda çok zor bir olay. Belçika’da olmam tabii ki de bazı işleri kolaylaştırdı ama bu demek değildir ki Türkiye’de müzisyen olunmaz. İnsanları Avrupaya çağırmak istemiyorum kesinlikle ama yaşama imkanları varsa tavsiye de ederim.

Çok merak ettiğimiz bir şey daha var, “still miami” nedir?

“stillmiami” bir şaka olarak sosyal medyada koyduğum bir hashtag. Daha Miami’ye gitmemiş olsam da filmlerde öyle bir etki bıraktı ki üzerinde deli oldum. Konserlerimiz sıcak ortamları andırdığı için bu hashtag’i kullanırım. Bu ismi gelecekte farklı boyutlarda ve hikayelerde kullanmak istiyorum.

Yerli Sahneden takip ettiğiniz isimler var mı?

Mabel Matiz, Grup 84, Mor ve Ötesi, Hayko Cepkin, Athena, Haluk Levent, Teoman, Yalın, Sezen Aksu. İlk anda bunlar geldi aklıma. Çok daha fazlasını dinliyorum ama dünyada o kadar çok müzik var ki hem burayı hem orayı takip etmekte zorlanıyorum.

Bir kız kardeşiniz olduğunu biliyoruz. Ailede müzikle uğraşan başka biri var mı?

Kardeşim iç mimarlık okuyor şuanda. Ailede de başka müzisyen yok. Memur ailesiyiz.

TEK KELİMELİK:

İzmir – Hayat

Karşıyaka – Göztepeliyiz!

Arabesk – Müslüm Gürses

Çocukluk – Bisiklet ile evden kaçmak.