B

ir ormanın tam ortasına bırakılmış üç farklı karakter. Her biri kendi güzelliğinin arayışında. Tek yaptıkları önce kaybolup sonra topladıkları “kıymetli” ses ve sözler ile bir araya gelmek. Her seferinde bir üst seviyeye çıkmaya çalışan, bunun için pek çok varlığı yıkarak veya yerinden oynatarak yeni baştan bir form kazandıran bir trio var karşımızda. Söz konusu bu yıl son albümleri “III” ile trilojilerini sonlandıran Gernot Bronsert, Sebastian Szary ve Sascha Ring’den oluşan Moderat.

2000’li yılların başında, Gernot ve Sebastian’ın Modeselektor’ü ile Sascha’nın Apparat’ının çarpışması ile ortaya çıkan Moderat, yaratıcı sesler, deneysel video klipler ve zengin multimedya şovları ile örülü bir proje. Ayak bastıkları toprağın sınırlarını zorlayan bu trio, 11 Kasım’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde yeniden karşımıza geçecek. Ana Tiyatro sahnesi üstünde ve ayakta konser formunda Moderat’ın açtığı kapıdan her biri farklı evrenlere uzanan benzersiz bir yolculuğa çıkacağız.

Tüm bu eşsiz deneyimden önce Moderat üçlüsünün tam ortasındaki ismi, Gernot ile elektronik müzik alt kültüründen, kapatılan Fabric London üzerinden baskı altındaki gece hayatına, grubun üretim sürecinden ve gecenin bir yarısında 70’lerde kalma Mercedes’i içerisinde son ses dinlemek istediği şarkıya kadar uzanan dile gelmiş düşünceleri bir söyleşiye sığdırdık.

moderat

En son 2 yıl önce One Love Festivali’nde İstanbul’daydınız. Hem Moderat hem de Modeselektor projesi ile. Şimdi tekrardan şehre geliyorsunuz ve bu sefer Zorlu PSM gibi en Avrupa’nın önemli venue’lerinden birinde ve kapalı alanda konser vereceksiniz. Dinleyici olarak konserin kapalı alanda ve ses sistemiyle övgü alan bir yerde olması fazlasıyla heyecanlandırıyor. Sen ne söylemek istersin?
Öncelikle, İstanbul’a her geldiğimde çok mutlu oluyorum. İnsanlar çok tatlı, şehrin kendine has bir havası var. Tamamen Doğu havası vermiyor – yarı Avrupalı, yarı Asyalı. Modern, sanatı ve kültürü seven insanlar da var, eski kültürü yaşatan insanlar da – ve hepsi bir şekilde bir arada yürüyebiliyor. İstanbul’da böyle önemli bir sahnede çalacak olmaktan gururluyum. Ha bir de gitmek istediğim bir restoran var – her geldiğimde gidiyorum, ama adını sürekli unutuyorum. Eski bir binada ve içerideyken kendinizi birisinin oturma odasında gibi hissediyorsunuz.

Fabric London’ın kapatılmasına karşı yapılan #savefabric kampanyasına destek verdiniz. Fabric özelinde bakıp genel konuşacak olursak bu gibi mekanların hem elektronik müzik hem de gece hayatı için önemi nedir?
Benim için elektronik müzik hiç bir zaman sadece gece hayatından ya da hafta sonları keyfini çıkardığım bir şeyden ibaret olmadı. Elektronik müzik size özgür yaşamayı gösteren bir şey. Burada asla unutmamamız gereken aslında Batı dünyasında, ki siz de bunun bir parçasısınız, elimizde bir armağan olduğu – kendini ifade etme özgürlüğü, huzur ve uyum içinde yaşama isteği. Benim için elektronik müzik veya tekno müzik sınırlar olmadan tadına varabildiğiniz şeyler. Kadın, erkek, gay veya hetero, beyaz, sarı, kırmızı – fark etmiyor. Bir polis veya bir asker de bir kulübe gidip, dans pistine çıkıp bunun bir parçası olabilir, o an bir şeye dahil olur, bir şeye karşıt olmayı bırakır. Unutmamamız gereken önemli noktalardan biri de, siyasi saçmalıkların, din ve insanlık üstüne yaratılan tartışmaların amaçsızlığı aslında – önemli olan kalbinizin size söylediğini dinlemek. Ben huzuru ve sessizliği severim, ama özgürlüğün tehlikeye atıldığını görürsem de, buna karşı çıkmam gerekir. Böyle bir şey gördüğünüzde fikrinizi söylemelisiniz. Bir duruş sergilemek önemli.

Günün her saatinde ve birçok farklı mekanda performans sergiledin kariyerin boyunca. En başından bu zamana kadar hem gece hayatında hem de elektronik müzik alt kültürüyle yaşayan insanlarda gördüğün değişimler nedir?
Bence epey değişim yaşandı. Zaten hep öyle oluyor. Günün sonunda, gece hayatı ve elektronik müziğin ortak noktası şu: Sizi farklı bir boyuta taşıyorlar. Biraz önce de sözünü ettiğim gibi aslında. Müzik değişiyor, kıyafetler, moda, ses sistemleri değişiyor. Ama ruh aynı kalıyor. Şöyle bir örnek vereyim. Evimin elektrik sisteminde bir problem yaşadım bugün, o yüzden de telefon açıp tamirci çağırdım. 50’li yaşlarında bir adam geldi. Evdeki plakları ve turntable’ları görünce de, bana eski Eurodance yıllarından, Köln’de kulüplerde dans ettiği zamanlardan bahsetmeye başladı. Bu ilginç bir durum, çünkü yolda bu adamı görseniz böyle düşünmeyebilirsiniz. Ama aslında böyle olunca da, bunun bir yaşam biçimi olduğunu fark ediyorsunuz.

moderat_birgit_kaufluss_stairs

Sizin için “bir üst seviye” ne ifade ediyor?
Benim için bir üst seviye Berlin’deki Olympiastadion’da çalmak! Bu kesinlikle üst seviye bir şey olurdu, ama aslında bu konudan söz ettiğimizde, daima ileri gitme isteğimize bir atıf bu. Kendimizi tekrar etmeye, aynı şeyleri yapmaya başlasak üçümüz de ölürdük sanırım – o yüzden yeni sanat formlarını başarılı müzisyenler olarak yaptığımız işlerde mümkün oldukça kullanmaya çalışıyoruz. Bu da bizim zorluğumuz – her albümde bir üst seviyeye çıkmak. Sanırım bu son Moderat albümüyle epey yol kat ettik, ama bu turneden sonra Moderat’a biraz ara vermemiz gerekecek, düşünmek ve kendimizi tekrardan bulmak için. Bu yüzden bir sonraki albümler Modeselektor ve Apparat için gelecek, belki solo bir şeyler de olabilir. Bunun ardından da Moderat olarak bir araya gelip yeni albümü konuşabiliriz – bu elbette tamamen planlayabileceğimiz bir şey değil, kendi kendisine gelişecek. Biz burada bir endüstrinin parçası değil, kendi endüstrimiz olarak ilerliyoruz.

Hangi şarkınızı 10’larca hoparlörün yer aldığı bir eskimo evinin içinde dinlemek isterdin? Bu durumunun sana vereceği histen bahseder misin?
Son albümden Ghostmother’ı dinlemek isterdim. Albümdeki en sevdiğim şarkı, kendine has bir elektro soul havası var. Dinlediğimde küçüklüğüme dönüyorum, doğumgünümün sabahında uyanmışım gibi hissediyorum. O yüzden şarkıyı sürekli dinliyorum zaten.

70’lerden kalma eski model Mercedes limuzinin içindesin ve gecenin karanlığında İstanbul’da boğaz köprüsünden geçiyorsun. İki kıtanın tam ortasında kulağında hangi şarkının çalmasını isterdin?
AC/DC’den Thunderstruck. Son ses!

Son albümün Moderat’a en çok yaklaşan albüm olduğunu söylüyorsunuz. Aynı şekilde tüm şarkıların üçünüzün fikir çatışmasıyla ortaya çıktığını da. Bir trio olarak birbirinizi tamamlayıcı ve ortak özellikleriniz neler?
Sascha sürekli şarkı sözleri yazar. Ben prodüksiyon ve şarkı yazımıyla ilgilenirim, Szavi de öyle. O aynı zamanda ses tasarımına da bakar. Sascha da ilgileniyor bu konularla, yani aslında baktığınızda hepimiz her şeyi birlikte yapıyoruz! Tek fark Sascha’nın söz yazması ve şarkı söylemesi. Dürüst olmak gerekirse, stüdyoda ben daha çok aranjman ve miksaja bakıyorum – melodiler ve tınılar Sascha ve Szavi’den geliyor. Ben de beat ve aranjmanları yapıyorum.

Stüdyo çalışmalarınızın bir çeşit terapi olduğunuzu söylüyorsunuz. Çalışırken en sık karşılaştığınız sorun ve bu sorunu çözme şekliniz nedir? 
Terapi gibi evet, çünkü uzlaşmaya varmamız gerekiyor. Genelde hepimiz kendi bildiğini okuyan insanlarız, ama stüdyodayken biraz terapi ortamı oluşuyor, çünkü ortak noktayı buluyoruz. Çok şeyi paylaşıyoruz. Sadece müzik ve sanatsal şeyleri değil, hayatlarımızı paylaşıyoruz. Birimizin bir problemi olursa bunu oturup konuşuyoruz. Bu çok samimi bir süreç, arkadaşlarınızla takılmaktan farklı olarak, müzik yapmanın da samimi bir süreç olduğunu göz önüne alırsak, bizim için terapiden farksız oluyor.

Yeni albümden üç farklı video klip ve bu kliplerin her birinde farklı görsel dünyalar var. Sen hangi görsel dünyanın içinde olmak istersin ve neden?
“Eating Hooks” için çıkan son videoyu tercih ederdim sanırım – videodaki dansçı aslında Türk biri, Berlin’den. Eskiden Flying Steps’le dans ediyordu – onları bilir misin? Dünyanın en büyük breakdans ekibi. Bu dansçı da o ekibin bir parçasıydı, hatta ona “lastik bacak” diyorlardı, çünkü bacakları gerçekten de lastik gibiydi! Şimdi Los Angeles’ta yaşıyor. O videoda çıkan işi çok beğeniyorum.

*Bu röportaj Based Istanbul dergisinin Kasım sayısında yayımlanmıştır.