Fotoğraflar: Barış Çağlayan

27

Eylül tarihinde Michael Kiwanuka, Zorlu PSM’ye konuk oldu. Biz de kusursuz bir performans sergileyen Uganda asıllı İngiliz şarkıcı ile konser öncesinde samimi bir sohbet fırsatı yakaladık.

Boş konser alanından kulise doğru giderken, sanki yıllardır tanıdığım bir arkadaşımla buluşacakmışım gibi rahattım. Sorularım hazırdı ve sohbetin gittikçe renkleneceğini de biliyordum. Bu tahminlerim beni yanıltmadı. Fakat Michael Kiwanuka’nın samimi ve arkadaş canlısı hali beklediğimin de üzerinde bir seviyedeydi. Kuzey Londralı Michael Kiwanuka ile müzikten, hayattan, yakası kesik kot ceketinden ve Big Little Lies’tan konuştuk.

(Röportaj saatini geçtik çünkü Michael Kiwanuka ve ekibi yemek yemeye gittiler. Tok karna yapılan röportajlar her zaman daha iyi olduğu için bekledik. Bu yüzden de konuya yemekten girdik.)

Michael Kiwanuka

Nazlı: Yemekleri beğendin mi?

Michael Kiwanuka: Evet! Türkiye’de ne yediysem sevdim. Gerçekten güzel yemekleriniz var.

Nazlı: Favorin var mı?

Kiwanuka: Çoğunun adını hatırlayamıyorum ama, baklava çok iyi!

Nazlı: Afiyet olsun! Nasıl hissediyorsun, konsere hazır mısın?

Kiwanuka: Harikayım. Hazırım. Soundcheck çok başarılıydı, güzel bir konser olacağını düşünüyoruz.

Nazlı: Tekrar Türkiye’ye geldiğin ve seninle tanışma şansı yakaladığımız için çok memnunuz. Tahmin edeceğin gibi sana bazı sorularımız var. Bir röportajında “Farklı olmak ‘cool’ bir şey” demiştin. Neden?

Kiwanuka: Bence farklı olmak diğer insanlar için ilham verici. Farklı olmakla kendin olmak aynı şey. Kendin olduğun zaman hayatı dolu dolu yaşamaya çalışıyorsun, olabildiğince mutlu olmanın yollarını arıyorsun. Bazen çok zor çünkü her zaman kendin gibi davranabileceğin ve rahat olabileceğin durumlarla karşılaşmıyorsun.

Nazlı: Ayrıca kendin gibi davranmayan insanları da gözlemleyebiliyorsun, üzücü de olabiliyor.

Kiwanuka: Kesinlikle! Ama özetle, farkı olmak iyi bir şey çünkü herkes farklıdır ve farklı olmak da kendin olmaktır.

Nazlı: Peki, Big Little Lies’ı izledin mi?

Kiwanuka: Evet! İzledim.

Nazlı: Beğendin mi?

Kiwanuka: Evet, beğendim. Birazını uçakta izledim, birazını da evde izledim.

Nazlı: Türkiye’de baya ilgi çekti ve çok izlendi. Bir ara herkes Big Little Lies hakkında konuşuyordu. Senin şarkın da sıradan bir soundtrack değil, jenerik şarkısı. Her bölümün başında sen varsın. Ayrıca jenerik de harikaydı. Nasıl oldu tüm bunlar? Neler hissettin?

Kiwanuka: Delilikti! Açıkçası nasıl olduğunu bilmiyorum. Nasıl seçildiğini de… Ama tüm soundtrack’e baktığın zaman zaten blues ve soul müziklerle karşılaşıyorsun. Leon Bridges de var Charles Bradley de… Sanırım biri benim şarkımı seçti ve açılışa koydu. Çok mutlu oldum.

Michael Kiwanuka

Nazlı: Favori canlı performansların neler? Hem kendi performansından bir tane bekliyorum hem de kendi gözlerinle şahit olduğun bir performanstan.

Kiwanuka: Milano’da Radiohead’i izledim yakın zamanda. İnanılmazdı. Hayatımda gördüğüm en harika şeydi! Oldukça ilham vericiydi! Solange’ın da canlı performanslarını beğeniyorum. Bazı festivallerde beraberdik ve hepsi de harikaydı.

Kendi favori performansıma gelince, harika bir tur geçiriyoruz aslında ama en iyisini Mayıs’ta Londra’da Royal Albert Hall’da çaldık, doğum günümden iki gün sonraydı. Favori konserim, şimdilik.

Nazlı: İki albümün arasında oldukça uzun bir zaman var. “Home Again” 2012’de çıktı, “Love & Hate” ise 2016… Neden bu kadar uzun sürdü ve bu albümde yaptıklarının en iyisi olduğuna nasıl karar verdin? Çünkü bence en iyisi!

Kiwanuka: Geçen gün albüm çıkarmamın neden bu kadar uzun sürdüğünü düşündüm. Tam aklımdan geçenleri hatırlamıyorum ama…

Nazlı: Aslında bir yandan da turnedeydin.

Kiwanuka: Evet, bir süre turne de yaptık ama bu albümümle kendimi net ifade edebilmek istedim. Mutlu olduğum sesi bulmak biraz zaman aldı. İnsanların müziği gerçek anlamda duymasını ve farklı bir şey olduğunu fark etmesini istedim. Bunu aramak oldukça uzun zamanımı aldı. Albümü bitirdiğim zaman çok memnundum. Memnun hissettiğim zaman da doğru sesleri bir araya getirdiğime karar verdim.

Nazlı: Kesinlikle başardığını düşünüyorum. Tüm müzisyenlere sormak istediğim bir sorum var. Sana da soracağım. Geçen sene Patti Smith buradaydı ve müziğin dünyayı değiştireceğine inanmadığını ama müziğin dünyayı değiştirmek için insanlara ilham vereceğini, toplar, tüfekler yerine gitarlar, davullar ve sözler olduğunu söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Kiwanuka: Katılıyorum. İnsanların müziğin gücünü hafife aldığını düşünüyorum. Dünyayı değiştiremez ama çok güçlüdür. İnsanlara karar verme, düşüncelerini etkileme, sınırlarını ve hayal güçlerini zorlama seçenekleri sunuyor. Bunlar da dünyayı değiştirebilecek şeyler.

Nazlı: 70’lerde müzik daha mı güçlüydü sence?

Kiwanuka: Ben o zamanın müziklerinden besleniyorum her zaman. Ama bence esas şimdi müzik daha güçlü. Bence bu zamanlar daha farklı hatırlanacak ve bugün müzik yapmak daha çok mücadele gerektiriyor. Bu mücadele de bana 70’leri hatırlatıyor. Konserler hep dolu, hep yeni bir şeyler var ve müzisyenler de sürekli daha iyisi için çalışıyor.

Nazlı: Favori müzik klişen nedir? Yani en nefret ettiğin.

Kiwanuka: Bilmiyorum! Çok iyi bir soru, düşünmem lazım. Sanırım en rahatsız eden sürekli müziğimin retro olduğunun söylenmesi. Herkes sürekli retro, retro diyor. Gerçekten artık çok rahatsız oluyorum.

Nazlı: Tamam, söz veriyorum biz öyle bir şey demeyeceğiz. Ama dikkatimi çekti de bu ceketinin yakasını kesmemişsin?

Kiwanuka: Kot ceketleri eski görünümlü oldukları zaman seviyorum. Bahsettiğin ceket benim en sevdiğim ceketimdi ve hiçbir yerde bulamıyorum. Çok üzgünüm. Aslında ceketlerimin yakasını kesmiyorum. Onu öyle mağazadan almıştım ve sevme nedenim de sık rastladığım bir şey değildi. Her yerde onu giydim. Harika bir ceketti. Gerçekten üzülüyorum kaybettiğime.

Nazlı: Ceketi kaybetmene ben de çok üzüldüm. Ben kendi kot ceketimin yakalarını kesmeyi düşünüyorum. Sen de bu üzerindekini kesebilirsin belki, eskisini aratmaz.

Kiwanuka: Gidip yenisini de alabilirim. Daha kolay.

Nazlı: Son sorum! Kiminle şarkı söylemek isterdin?

Kiwanuka: Tabii ki Thom Yorke. Solange da harika bir vokal. Onunla da şarkı söylemek harika olurdu!