S

ahnenin en kalabalık, dinlemesi en keyifli gruplarından biri belki onlardır. Belki de değillerdir. Değişir, ancak gözü en kara ve en idealist gruplarından biri olduğunu söylersem çok da abartmış olmam. Çünkü ülkede müzik yapmak yeterince zor bir işken, bunu doğaçlama yapmak ve altı kişilik bir grup halinde başarabilmek her babayiğidin harcı olmasa gerek. Biz de alternatif müzik sahnesinin performanslarıyla dikkatleri üzerine çeken ismi Lopenstraat ile bir araya geldik. Psikedelikten progressive uzanan deneysel estetiğinden, ikame edilemeyen EP’leri “Şile“ye, farklı dinleyiciyi tavlayabilmesinin sırlarına kadar uzanan birçok farklı konuda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Altı kişilik bir grup ve doğaçlama müzik yapmak. Uzaktan bakıldığında oldukça meşakkatli görünmesine rağmen siz nasıl başarıyorsunuz bu durumun üstesinden gelmeyi?  İşler hangi noktada kolaylaşıyor ya da zorlaşıyor?

Şimdi dönüp baktığımızda, en çok işimize yarayan şeyin düzenli bir rejim oturtmaya gayret edişimiz ve kolay pes etmeyişimiz olduğunu görüyoruz. Sürekli olarak birbirimizi farklı şeyler denemeye zorladıkça iletişimimiz de güçlendi ve özellikle doğaçlarken birbirimizi taşımaya başladık. Sonuçta el yordamıyla hareket ediyoruz, formal müzik eğitimimiz çok kısıtlı çünkü. Bu güdüklüğü aşmaya gayret ederken tökezlediğimiz olmuyor değil, örneğin birbirinden farklı kısımları bağlamakta işin matematiğine hakim birisi bizim harcadığımızın onda biri zaman harcar. Bu kadar vakit geçirmemize rağmen öngörülemeyen bir sürü şey oluyor çünkü devamlı değişiyoruz da.

“Şarkılarımızı bitecekmiş gibi görmüyoruz”, diyorsunuz bir röportajınızda, peki hangi noktada yayınlayabilecek hale geliyorsunuz?

Şarkı formunda çekimserliğimizin aşması gereken belli bir eşik olduğunu söyleyebiliriz: Yapı ve his olarak güçsüz veya zorlama olmaması bir öncelik örneğin. O eşiği aştıktan sonraysa tatmin olmamız farklı çeşitlemelerle sağlanabilir, mesela saksafon partisyonları bazı katılıklar haricinde devamlı değiştirilebilir şeylere dönüşüyor ya da farklı seslerle katmanlar sürekli zenginleştirilebiliyor. Bunu denemeye de gayret ediyoruz, şarkılar içerik olarak sınırsız olasılıklara gebe o sebeple.

Doğaçlama fikri nasıl gelişti? Sürekli üretebildiğiniz halde neden bir albüm yapma ihtiyacı hissetmiyorsunuz?

İlk soruda değindiğimiz gibi, zanaat tarafımız oturup katı şeyler yazacak kadar güçlü olmadı hiçbir zaman. Kendi kimyamızı düşününce geliştirici de değil, çünkü işitsel geri beslemeden faydalanışımızın, devamlı temas halinde olmamızın yerini alabilecek bir sistem yok. Nihai hedeflerimizden biri olan albüm yapmaksa ihtiyaçtan çok bir mantalite ve tabiri caizse kondisyon meselesi; arzu ettiğimiz noktada olmadan bu yola girmemiz hayal kırıklığı yaratabilir. Bunun yanında zaman ve para problemleri halen çözülmesi gereken şeyler.

Çok kısıtlı bir kitle için üretiyorsunuz; bu işten para kazanmaktan çok kendi için müzik yapan, idealist bir grup gibi göründüğünüzü söylesem, katılır mısınız?

Zaten en başından beri ortaya çıkardığımız müziğin kısıtlı bir kitleye, kimi zaman sadece bize hitap ettiğinin farkındaydık. Sonrasında yer yer bunu değiştirmeye çalıştık, özellikle “ürün” verirken bundan olabildiğince saptık hatta, ki aslında bu sayede o kısıtlı kitleye ulaştık. Muhtemelen konserlere gelen daha da kısıtlı kitlenin gözünde göründüğünden çok daha idealist, veya daha güzel bir tabirle daha “ilginç” bir grup oluyoruz. Özellikle son 3 konserimizde –neredeyse yarıdan fazlası tamamen doğaçlama- izlediğimiz yol ve çıkardığımız sesler doğrultusunda kendimiz için müzik yapıyor olduğumuz bizim için de her zaman olduğundan daha net sanırım, çünkü nedense eskiye göre çok daha rahatız.

lopenstraat kolaj

Çok renkli grupların ve müzisyenlerin sahne aldığı Demonation Fest’e katıldınız bu sene. Farklı dinleyicilere ulaşabildiniz mi? Onların size olan ilgileri nasıldı?

Zaten çalabileceğimiz mekân ve festival sayısı maalesef epey kısıtlıyken Bant Mag gibi çalışması çok eğlenceli bir ekibin düzenlediği bir etkinlikte, bir de acayip iyi gruplarla Babylon’da çalmak enteresan bir deneyimdi tabi. Festival ortamlarının genel özelliği olarak 1-2 grup için gelen ve Lopenstraat veya diğer gruplardan bazılarını bilmeyen insanlar yok değildi tabi, böylece epeyce yeni insan Lopenstraat’ı en azından ismen de olsa tanımış oldu. Özellikle Babylon TV için çekilen ve kaydı olmayan “Loklok” epey beğenildi, muhtemelen görsele dayalı bir canlı performans olduğu için de halihazırda kayıtlı olarak farklı mecralarda bulunan şarkılarımızdan daha bile fazla dinlendi, beğenildi.

Deneysel, progresif ve psikedelik; farklı türleri bir arada harmanlıyorsunuz. Hangisini daha ön planda tutmayı, neden tercih ediyorsunuz?

Aslında zorunlu olarak deneysel işler ortaya çıkardığımız söylenebilir, çünkü “müzik yazma” ve “parçaları birleştirme” konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. İçinden çıkamadığımız noktada da (ki genelde) stüdyoya girip elimizde olan şeyleri bir bir doğaçlamaya, bazen de doğaçlayarak birleştirmeye çalışıyoruz. Bu noktada da herkes durmadan bir şeyler deniyor veya deneyeni teşvik ediyor. Yaptığınız müzik iletişime dayalı olunca ister istemez benzer yolları tercih ediyorsunuz, ya söyleyecek bir şeyiniz oluyor, ya düşüyorsunuz, ya da düşünmeden konuşuyorsunuz.

Yurtdışından size gelen ilgi de oldukça fazla. Peki bir şansınız olsa siz de buralara sırtınızı dönüp  gider misiniz ya da neden buralarda kalmayı tercih edesiniz?

Bu sorunun cevabı gruptaki herkes için farklı tabi ama örneğin Eylül ayında Belçika’da bir festivalde çalacağız, onun için hepimiz heyecanlanıyoruz.

Lopenstraat

Çalmadığınız ya da üretmediğiniz zamanlarda da birlikte vakit geçiriyor musunuz?

Evet, zaten grubu kurduğumuzda gruptan 3 kişi aynı evde yaşıyordu, halihazırda hepimiz aynı okulda, kimimiz aynı bölümde okuyordu. Şimdi de hepimiz aynı mahallede oturuyoruz, kimimiz hale beraber yaşıyor. İster istemez neredeyse her gün bir şekilde birbirini gören insanlarız yani.

Yerel sahneden kimin konserine gitmeyi tercih ediyorsunuz?

Hem birbirimizden bağımsız hem de ortak takip ettiğimiz bir sürü müzisyen var. Haossaa, Ayyuka, Balina, Hiccup, BigBeatsBig Times, Can Güngör kısmen ortak olanlar.

Not. Grup, 23 Eylül’de Brüksel’deki Niko Matcha isimli mekanda bir konser verecek. Yolları açık olsun.