1

23 grubu ile hayatımızı giren, geçtiğimiz Şubat ayında solo projesi lara di lara ile yeni albümü “Hazineler İçindesin”i yayımlayan Dilara Sakpınar, huzurlarınızda. 

Baharın gelişi, güneşe kavuşma isteği… Uzun zamandır beklediğimiz, istediğimiz aslında bu. Lara Di Lara’nın albümü başından sonuna bu kavuşmayı anımsatıyor. Toprağa, suya, güneşe açtığımız ellerimiz bir yanda; yorulmuş ruhlarımız bir yanda. İyileştiren her bir güzelliği ruhlarımıza ektiğimiz şu günlerde “Hazineler İçindesin” albümü, pırıl pırıl duruyor müzik sahnesinde. Bu açıdan “iyi gelen” ve müzikal anlamda farklı tonları, renkleri bünyesinden toplayan bu albümü bir de Dilara’dan dinleyelim istedik.

Öncelikle yeni albüm için tebrikler! Sanki bir ormanın ortasında, dar bir yolda yürürken kafayı kaldırdığımız an göğe bakıp şükredilen, arada çalılara takıldığımız ama yine de yolumuza devam ettiğimiz bir an gibi albüm. Şarkılara ayrı ayrı bakınca “Kimiz”in sorgulattığı, “İyiyim ama Değilim” deki zarif kabulleniş ve “Aşık” olmanın heyecanı, doğayla buluşmanın verdiği iyi gelen duyguları hissettiriyor. O açıdan ‘Hazineler İçinde’ olduğumuzu bize yeniden hissettirdiğin için teşekkür ederiz. Albümün çıkış sürecinde Dilara nasıl bir süreçten geçti ve beslendi?

Aslında 1,5 senedir yazdığım parçalar bunlar ve çok yoğun bir süreç oldu. Her zaman üretim aşaması beni en heyecanlarından kısımlardan biri oluyor. Yeni bir şey yapmak isteği.. Tıpkı tohum gibi. Doğum sürecine filan girmek gibi biraz da.. Gerçekten böyle bir şey yaşamadım ama sanki öyle bir şeydir gibi geliyor bana. Çok düşündüm sorguladım, şarkılarda anlaşılıyordur; kafamda sürekli sorularla gezdim bi’ zaman. Genelde de kafada sorulu bir tipimdir aslında. Özellikle son dönem Türkiye’de ve dünyada olan acıklı durumlar hem üzdü hem kızdırdı fakat bir yandan hayat devam ediyor. Bu içime, aklıma dert oldu. O yüzden “İyiyim Ama Değilim”le başlıyor albüm de. Çok besleyici ve büyüten bir süreç oldu.

123’teki beş albümü de ayrı bir tarafa koyarsak, ilk albümündeki “Dünya Böyle Döner Durur” parçası sokakta birdir bir oynama hissiyatı veriyordu. DBDD’daki sakin kabulleniş ama neşe vardı. “İyiyim ama Değilim” ise biraz daha sorgulayıcı, daha derine iner gibi.. Daha mı çok soruyla baş başa kaldın ikinci albümde?

Olabilir. Aslında ilk albümde de kendimce sorularım var ama orada ilk heyecan, ilk tek başıma yaptığım şeyin verdiği aradalık hissi var. Şu da olsun, bu da olsun hissiyatı.. Oradaki sorular şimdi biraz daha filtrelenmiş şekilde, daha da derine inmiş bir hale vardı. Hayat biraz böyle gibi. Akışında evriliyorsun, büyüyorsun, değişiyorsun ve öğreniyorsun. Bu da yansıyor kaçınılmaz olarak.

İlk albümün “Oraya Doğru”dan sonra seni yansıtan yalın, duru, derin müzikal çizgin daha da belirginleşti. Sen kendi müzikal tarihini düşündüğünde kendini nerede görüyorsun?

Bir yerde konumlandırmıyorum aslında. Hep çok meraklıyım, hep yeni bir şeyler yapmak istiyorum. Farklı müzikler dinlemek istiyorum. Bu albüme bakınca 16 parça var, bu bir buçuk senede yaşadığım duyguların yoğun anlamda dışavurumu. Daha sakinlikle bir anlatım var. Yakın zamanda başka bir projeyle bir EP çıkarttım. (Alikeplaces – ROOM) O daha beatbase müzik mesela, orada da farklı bir dışavurum yaşıyorum. 123’le biraz daha her tür müziğin karışımı diyebilirim. RockNRoll’da oluyor, sakinlik de var, çıldırma da var. O yüzden tam nerede duruyorum bilmiyorum. Hepsi içimde olduğu için, ne mutlu bana, hepsini deneyimleyeceğim alanlar var.

Aslında biraz da onu sormak istiyorum. Müziğin içine teknolojinin çokça girdiği bir çağ yaşıyoruz. Sen de 123 ile sahnede synth çalıyorsun. Bir yandan akustik bir altyapınız var. Albüme bakınca da ney, trompet, synth’ler… Hepsi iç içe geçmiş, oldukça eklektik bir yapıda. Bu seni tatmin eden bir şey mi, daha konforlu mu hissediyorsun?

Bir takım sesleri bir araya getirmek her zaman merak uyandıran bir konu aslında. O da dozunda yapıldığı zaman, çok dünya müziğine de kaymadan, doğalında nasıl geliyorsa öyle yapmaktan yanayım. Bu parçalarda da o akustik temel var, gitar ağırlıklı bir müzik oldu bu sefer ama dediğin gibi teknolojiye kayıtsız kalınmıyor. Synth’ler beat’ler gibi.. Uygun bir şekilde karıştırabiliyorsak ne güzel.

123’ten aşina olduğumuz Berke (Can Özcan), Feryin (Kaya) ve Burak (Irmak)’la yine berabersin solo projende.  Biraz sahne tarafına gelelim istiyorum. Beraber çalmak muhakkak ki konforlu hissettiriyordur. Beraber çalarken şarkıları kaydettiğiniz gibi mi çalıyorsunuz yoksa biraz emprovizasyon da giriyor mu işin içine? Bu sizi motive ediyor mu?

Emprovizasyon çok yapmıyoruz aslında. Yani o yapım aşamasında parçalar çıktığında arayışlar oluyor. Genelde parçalar hazır olduğu için, çok fazla emprovize olmuyor. Albüm çıktıktan sonra albüme yakın çalmaya çalışıyoruz ama tabii alıştıkça, parçaları özümsedikçe emprovizeler girip çıkıyor işin içinde. 

Biraz kişisel bir soru olacak ama Dilara Sakpınar’ın dünyasındaki hazineler neler? 

Ailem ilk başta. Çok önemliler benim için. Gücümün büyük bir kısmını oradan alıyorum. Sevdiğim insanlardan alıyorum. Sonra da en büyük hazinem doğa, toprak, hava,su… Oralar matruşka bebeği gibi zaten. İçlerinden çıktıkça çıkıyor çeşitli hazineler!

Ceyl’an Ertem ile arada bir aynı konserlerle yer alıyorsun. Beraber müzikal bir birlikteliğiniz var. Dilara Sakpınar’ın kişisel müzik geçmişinde “beraber müzik yapsak ah” dediği biri var mı? 

Var tabii, bir sürü sevdiğim şarkıcı, müzisyen var. Vazgeçilmezim Joni Mitchell. Onunla beraber bir parça söylemeyi ve çalışmayı çok isterdim mesela. 

Son zamanlarda kendi müzik sahnemize daha bağımlıymışız gibi bir hava var. Alternatif müzik sahnesi adına büyük bir patlama da yaşandı, yaşanıyor. Bir müzisyen olarak kendi içimizi keşfettiğimiz dönemde bu keşifle ilgili ne düşünüyorsun? Biraz geç mi kaldık?

Aslında her zaman bir şeyler vardı gibi geliyor bana ama belki son dönemlerde iyice bir ‘karşı gelme’ durumu var. Sanat biraz da bu tip durumlarda itici güç oluyor. O yüzden de çok fazla şey çıkıyor ama bence birbirine çok benzeyen müzikler var. Keşke biraz daha herkes kendi yolundan gitse, o cesareti göstersek hep birlikte. Böyle bir akım yaratıp o akımın peşinden gitmek değil de, o akımın içinde kendi yerini bulmaya çalışmak daha değerli bir şey. Neticede çok fazla müzisyen çıkması bence besleyici bir şey. Bir sonraki kuşak için güzel bir durum fakat biraz kapalı buluyorum, çok lokal buluyorum. Umarım bunlar kırılır zamanla. Özellikle İngilizce şarkı yapmak anlamına gelmiyor ama bu lokallikten kastım. Müzikal anlamda ‘Nereye gidebilirim’, ‘sınırları nasıl zorlayabilirim’, ‘söz yazımında bir derinlik nasıl yakalanır’ biraz daha kafa yormak gerekiyor gibi geliyor bana. Ben de iddia etmiyorum asla kendimi çok çok iyi yaptığıma ama hep beraber biraz daha zorlamak gerekiyor gibi geliyor.

Dilara’yı yakalamışken 123’ü sormamak olmaz. ‘There I Go’, ‘Again’ , Sun In The Arms Of Love’, ‘Silence’, ‘No Return’ gibi akıllarda, kalplerde yer etmiş şarkılar… Beş şahane albümden sonra yeni planlar var mı?

Devamı gelecek. Ayrılmadık tabii. Bazen öyle sanılıyor, başka bir proje öyle bir algı yaratıyor. Zaten Lara Di Lara’da da benimle çalıyorlar. Biraz sakinlik dönemi gibi 123 ama ara ara çalıyoruz. Yakında bir konserimiz de var. Yeni albüm de muhakkak gelecek. 

Kendi şarkılarını kendin yazıyorsun, aynı zamanda bu albümde düzenlemeler de sana ait. Vokalindeki kırılma noktaların, eklediğin melodiler, sözler… Düzenleme yaparken seni farklı noktalara çeken motivasyon ne oluyor?

Düzenlemeyle ilgili aklımda net fikirlerim vardı. Burada klavye olsun, burada davul girsin şöyle girsin gibi… Kafamda net olanları, aynı şekilde arkadaşlarıma anlattım. Yoksa ben düzenleme yaparım gibi kendime öyle bir etiket benimsemedim. Doğal olarak parçalar kafamda belli olduğu için onlara düzenleme de yapmış oldum Burak (Irmak) çok yardımcı oldu bana. Kimi parçalar da zaten o da düzenlemelerde var. Bunun dışında da aslında yine doğal akışında, yönlendirmelerimle tüm düzenlemeler ortaya çıkmış oldu.

Bağımsız plak şirketleriyle ilgili ne düşünüyorsun? Bağımsız projelerin dijitali de beslediğini düşünüyor musun? Kalıplar bu şekilde biraz daha kırılıyor mu?

Büyük plak şirketlerine bir alternatif kesinlikle! Bu şirketlerle çalışmak istemeyen ya da bu şirketlerin göremediği, ulaşamadığı; bir alternatif arayan gruplara, müzisyenlere çok büyük destek ve seçenek. Benim de ilk albümüm bağımsız bir plak şirketinden çıktı, “Who Are We Who We Are” (Berke Can Özcan’ın bağımsız plak şirketi). Ruhen ve yaptıklarımla da bir şeylere alternatif olmaya devam ettiğimi düşünüyorum. Ama hayat değişimlerle güzel. İkinci albümümün Sony Music’ten çıkmasının sebebi de ‘değişim yapmak iyidir’ düşüncem. Eğer kafalar uyuşuyorsa neden olmasın. Kendine uygun yolu bulduğuna inanıyorsan en güzel seçim o oluyor.