L

ondra çıkışlı elektro-rock grubu Is Tropical, hafta sonunda Babylon Soungarden’da sahne aldı. Oldukça enerjik bir performanstan sonra yaptığımız röportajda müziğin yapısı ve geleceği, dünya müziğinin etkileri ve Türkiye hakkında konuştuk.

 “Kaçış” teması kariyerinizin başlangıcında oldukça önemli bir yere sahipti, zaman geçtikçe ve grubunuz olgunlaştıkça bu tema hala önemli bir yere sahip mi?

Gary: Açıkçası “kaçış” bizim için bir kehanet haline geldi. Eskiden Londra’da kaçak bir evde yaşıyorduk ve “kaçış” temasını aklımızı daha güzel yerlere götürmek için kullanıyorduk. Güney Pasifik, Yunan Adaları hatta Berlin hakkında, kaçış temalı şarkılar yazıp bilincimizi daha güzel yerlere götürmeye çalıştık. Bu olayın en güzel kısmı ise Venezuela hakkında bir şarkı yazıp, sonradan orada konser vermek için çağırılmaktı!

Tabi hala şarkılarımızı kaçış teması ile yazıyoruz ama farkı artık sadece bilinç olarak değil, fiziksel olarak bulunduğumuz uzak noktalardaki deneyimlerimiz hakkında olması. Britanya’da sürekli aynı yerlerde çalmaktansa dünyanın en farklı noktalarında, Güney Amerika, İspanya, İtalya, Moğolistan ve Türkiye gibi yerlerde çalmayı tercih ediyoruz.

Güney Amerika’nın ruhunu sevdiğinizi biliyorum ve bir çok İngiliz grup orada başarıyı yakalamakta zorlanmıyor. Peki bu Güney Amerika – İngiliz grup aşkının nedeni sizce nedir?

 Sirmon ve Gary: Güney Amerikalıların çok tutkulu ve fanatik olduğunu düşünüyorum. Futbol takımları, politikaları ve müzikleri konusunda inanılmaz duygusallar. Sanırım bir şeyi sevdiklerinde enerjilerini çok çabuk yükseltiyorlar. Tabi bu Asya için de geçerli. Japonlar müzik konusunda çok çılgın.

Müziğin sadece duygusallıktan beslenmemesi gerektiğini, işin içine matematiğin de girmesi gerektiğini savunan bir kesim var. Peki bu konuda sizin düşünceniz nedir?

 Gary ve Simon:  Bence bir çok parça, özellikle de radyoda dinlediğimiz müzikler formülize edilmiş bir durumda. Sadece duygudan yola çıkan parçalar ise pek tutmuyor, formülize edilmiş şarkıların tüketim süresinin daha uzun olduğunu kabul etmemiz gerekir. Mesela Lean On buna örnek gösterilebilir. Şu sıralar MØ’nun yaptığını yapmaya çalışan birçok müzisyen bulabilirsin çünkü matematiksel olarak büyük bir hit yaratmanın en büyük örneği. Tabi diğer iş de kimsenin yapmadığı bir iş çıkarmak. Mesela Gotye’nin Somebody I Used To Know parçası. Gotye inanılmaz bir iş çıkardı çünkü piyasada buna örnek bir şey yoktu.

Gary: Fakat her şeyin içinde bir formül yattığını da söylemem gerekir. Sen matematiği kullanmak istemesen bile, en organik yapıtlarda dahi matematiğin kırıntılarını görebilirsin. Afrika köylerinin kuş bakışı fotoğraflarına baktığında bile bir fraktal örneği görebiliyorsun. Sonuç olarak istemsizce olsa da her şeyin içerisinde matematik var. Çok derine girdim sanırım!

İngiliz bir grup olarak sormam gereken bir diğer soru da şu. 90’ların başında Brit-Rock ve Trip-Hop Britanya’daki listeleri domine etti, 2000’lerin başında Indie listelerde egemenlik kurmaya başladı. Peki gelecekte hangi türün bu güce sahip olabileceğini kestirebiliyor musunuz?

 Gary: 2000’lerin başında birkaç arkadaşımla aynı konuyu tartışıyordum ve on yıl sonra dansımsı psychedelic müziğin popüler olacağını söylemiştim. Bunu söylerken The Coral’ı örnek almıştım çünkü Captain Beefheart’ımsı psychedelic müzik yapıyorlardı ve Tame Impala da sanırım bu türe örnek gösterilebilir. İki genre’nın uyumlu olduğuna inanıyordum ama gelecekte ne olur onu kestirmek biraz zor.

Simon: Grime müziği on yılı aşkın süredir var olmasına rağmen son zamanlarda çok popülerleşti ve bir iki tane büyük isim parlamaya başladı. Eski müzikleri sample’layıp üzerinde değişiklik yapmak da oldukça popüler artık, özellikle de afro-beat tarzı müzik İngiltere’de oldukça ses getirmeye başladı. Awesome Tapes from Africa diye bir oluşum var ve Gana, Nijerya gibi ülkelerde, yirmi yıl önce kaydedilen parçaları tekrar sunuyor. Haftaya İngiltere’de düzenlenecek Field Day de bu müziğin popülerleşmesine örnek gösterilebilir. Afrika’dan birçok yaşlı müzisyeni Londra’da sahneye çıkmaları için çağırdılar. O adamlar büyük ihtimalle “Ben bunu yirmi yıl önce yatak odamda kaydetmiştim, emin misiniz?” diyorlardır ama onlar artık ünlü!

Son albümünüzü farklı kıtalarda kaydettiniz, peki bu müziğinizi etkiledi mi?

Gary ve Simon: Tabii ki etkiledi ama bu bilinçli bir şey değildi, organik bir şekilde oldu diyebilirim çünkü Afrika’ya afro-beat müziği yapmak için gitmedik. Günlük hayattaki minik dokunuşlardan çok etkilendik. Mesela çok eski bir taksinin bozuk hoparlörü organik bir distorsiyon oluşturuyordu. Telefonlarımızla minik sesleri kaydetmeye başladık ve bunları kullandık, Meksika’da metronun turnike sesinden beat oluşturduk.

Simon: Sanırım fazla zamanımızın olmaması da bu karara vardırdı bizleri. Sürekli turnede olduğumuzdan eve dönüp kayıt almak yerine, gittiğimiz yerlerde bir iki gün fazla kalıp albümün kayıtlarına başlamayı tercih ettik. Tabi güzel olan da bir parçaya Meksika’da başlayıp Çin’de bitirebilmemizdi.

Müzisyen olmak oldukça riskli bir şey, sonuçta kimse size başarının garantisini veremiyor. Bunlarla başa çıkmak için neyi önerirsiniz?

Dom: Birçok insanın popüler olmakla önemli olmak arasındaki farkı bilmediğini düşünüyorum. Amacınız popüler olmaksa başarının çok uzun vadeli olmayacağını söyleyebilirim. Yani şansla çok alakası var. Tabi tıklama ve dinlenme sayılarına da takılmamak gerekiyor, onlar çok da doğru şeyler değil. Birçok önemli grubun küçük underground ve popüler olmayan gruplardan etkilenip müzik yaptığını biliyorum. Son tavsiyem de sürekli kendinizi sorgulamanız. Bu şekilde her zaman daha iyiye doğru adım atabilirsiniz.

Gary: Bence en iyisi kimseye kulak asmayıp yaptığınız şeye devam etmek. Mesela biz Britanya’da üç konser vermek için davet edilmiştik ama aynı zamanda Moğolistan’dan da çağırılmıştık. Tabii ki Moğolistan’a gittik. Bu doğru karar ile Moğolistan’dan sonra dünyanın birçok yerinden konser için davet edildik.

“Asıl problem herkesin medyanın ağzımıza soktuğu manipüle edilmiş bilgilere inanması.”

Son dönemlerde yaşanan olaylardan dolayı birçok grup Türkiye’ye gelmekten çekiniyor fakat siz geldiniz. Sebebi nedir?

Kirstie: Artık her şey her yerde olabilir. Londra’nın göbeğinde bile bir saldırı olabilir her an, hiç bir zaman bilemeyiz. Asıl problem herkesin medyanın ağzımıza soktuğu manipüle edilmiş bilgilere inanması. Onları okuyup gaza geliyoruz ve gereksiz bir şekilde korkmaya başlıyoruz. Senenin başında Beirut’ta saldırılardan sonra sahne aldık, aynısını Fukushima’da yaptık. Gitmemek için bir sebep olarak görmüyoruz.

Dom: İnsanlar çoğu zaman duymak istediklerini duyuyor, kendinizi bu manipülasyonlara kapatmanız gerekiyor. Saldırıların yarattığı korkuya bir katkımız olsun istemiyoruz.

Simon: Bir patlamadansa bir köpekbalığının saldırısından ölme ihtimalin daha yüksek o yüzden neden gelmeyelim ki?

Bir İngiliz olarak yurtdışındayken en özlediğim şey soğuk bir pint ve Fish & Chips. Peki sizin en özlediğiniz yemek nedir?

Gary: Havalimanına giderken Dom otobanda arabayı durdurdu ve Pie & Chips yedi. Benim için ise Sunday Dinner. Klasik bir şey yani nasıl özlenmez ki!

Kirstie: Hahahaha güzel soru. İngiliz kahvaltısı!

Simon: Aslında sürekli yolda olduğumuz için her mutfağı özlüyorum. Mesela şu anda İtalyan mutfağını özlüyorum birkaç gün sonra da Türk mutfağını özlerim.

Gary, Simon, Dom ve Kirstie’ye zaman ayırdıkları için teşekkür ederiz!