A

lternatif sahnenin yeni iftiharı Hedonutopia, Sofar İstanbul’da ışıl ışıl parlayan performansı, arabeske öykünen sözleri ve önlenemez başarısını, geçtiğimiz senenin en iyi albümleri arasında gösterilen, ilk göz ağrısı “Ucube Dizayn” ile taçlandırdı. Bu klasik cümlelerin röportajı gölgelemesinden ziyade; onları gördüğünüz yerde sıkıştırmanızı, Fırat Külçek ile sohbet edip, Kerem Feyzi veya Gülden Aybar ile dost olmanızı, afişini görürseniz grubun konserine muhakkak bilet almanızı tavsiye ederim. Öyle bir gruptan bahsediyorum ki onlar; on iki senedir piyasanın içinde ama yılmamış, düşlerini ya da kafasını kırmamış, inadından ve umudundan çark etmemiş insanlar. Yumuşak, belli belirsiz inleyen nağmeleri ve geleceğe göz kırpan tınılarıyla Hedonutopia lokal sahneyi okşayıp geçerken; biz de 25 Şubat, Karga performansı öncesinde grupla bir araya geldik; Papa’dan Yoko Ono’ya birçok ismin kulaklarını çınlattık.

2016’yla başlayalım. En iyi isimler arasına gireceğinizi tahmin ediyor muydunuz?

Fırat: ʻSadece müziğimi dinlerim, kimseyi de umursamam’, diyen insanların bile bizi geçen senenin en iyi isimleri arasında göstermeleri şaşırtıcıydı. ʻÇok kötü bir sene olsa da Hedonutopia gibi güzel şeyler de var’, diyen bir kesim de vardı. Bunları okuduğunuzda çok mutlu oluyorsunuz. Bazı yazılara bakıp, ne kadar güzel incelemeler yapılmış, diyorsunuz. Tabii bunlar bizde en fazla bir saatlik bir rehavet etkisi yapıyor. Sonra hemen kendimize geliyoruz. İkinci albüme başlasak mı, diyoruz.

Kerem: Bu haberler çok güzel, çok mutlu olduk ancak bizim şu an en önemli önceliğimiz üretim, adımızı duyurabilmek. Henüz kafamızdakileri tam anlamıyla gerçekleştiremedik. Şu an rehavete pek kapılmıyoruz.

Ütopyanızdan bahsedelim biraz da. Nasıl kuruldu, birbirinizi nerelerden bulup topladınız?

Kerem: Ben üniversitedeyken Gülden’le tanıştım. O aralar grubuma müzisyen arıyordum. Gülden de müzikle uğraşıyordu. Gülden ile Fırat üniversiteden sınıf arkadaşı. Fırat’la tanışıp, kısa sürede dost olduk. Ayrı ayrı projelerde de çalıştık, sonra grubu kurmaya karar verdik.

Fırat:  Önce Kerem’den nefret ettik; kendinden çok emin bir hali vardı, tanıyınca morardık tabi. O zamanlar, internet cafe’ye gidip Sigur Ros’u aratmak istediğinde, bir saat nasıl yazılacağını anlatıyordun. Ha oldu, adam anladı dersen de bir hafta sonra grubun sekiz şarkısı iniyordu ki onlardan biri de porno video olurdu genelde. ( Gülüyorlar) Öyle bir dönemde Kerem bizim için velinimetti.

İzmir’de kurulan grup neden İstanbul’a taşındı?

Kerem: Kafamın attığı bir dönemde İzmir’e taşındım. Taşındım taşınmasına da İzmir’de iş yoktu. Fırat’la benim üniversiteden bir arkadaşımız İzmir’de stüdyo açmıştı. O stüdyoyu işletmeye başladım. Baktım elimizin altında stüdyo var, Fırat’ı çağırdım. O da hafta sonları İzmir’e gelip gidiyordu. Grubun temelleri de orada atıldı aslında. Tınaz’la ev arkadaşıydık ve evin ismini de “haz dünyası” anlamına da gelen “Hedonistan” koymuştuk. Fırat’ın da aklında ütopya isimli bir grup kurmak vardı. Biz de grubun adı “Hedonutopia” olsun dedik. Sonra şartlar değişti, İstanbul’a taşındık.

Fırat:  İzmir’de müzik yapmak için uygun ortam yok hatta sahne alacağınız bir mekan da yok. Buralardaki mekanları, şartları duyunca grubu İstanbul’a kaydırdık.

Dokuz senedir bir aradasınız, isminizi yeni duyanlar var. Hiç küsüp, kırılıp, bıktığınız oldu mu?

Fırat:  Öğretmenlik için olsa, evet bunu diyebilirdim. Sekiz yıldır da aynı montu giyiyorum ona bakarsan, bu montla her şeyi yaptık, düşünsene! (Gülüyorlar)  Şaka bir yana, bu işte bir dönemeç var; müzik için gerekirse eşinden, işinden, dostlarından vazgeçmelisin.  İnsanlar size, ʻsizin işleriniz bir şeye benzemiyor, para etmez, Nuran da çok güzel kız, evlenin’, dediklerinde müziği bırakırsanız, olmaz. İçindeki cevheri bir şekilde işlesen, sende var olanı bir şekilde aktarsan, sonrasında ünlü olsan bile yaman bir çelişki var. Bu sefer de başarılı oldum diye sistemin çarkına takılırsın, üretemez hale gelip, tekrara düşersin. Al müziği hayatımızdan, ne olur o zaman; ben zihinsel engelliler öğretmeniyim, ʻhayırlı olsun, memur oldunuz, abi cennetliksin’, diye tebrik ederler adamı. Diğerlerinden bir farkımız kalmaz.

Kerem: Biz daha başlamadık ki bıkalım. Biz buna “farksızlık korkusu”, diyoruz yani aynı olma korkusu. Heyecanımızı kaybetmek gibi bir şey bu. Küsmeyi bırak, bizi altı ay bir odaya koysalar, odadan hiç çıkmasak bile bugüne kadar yaptığımız şeyleri ancak kaydederiz; dört, beş albüm daha çıkar ortaya.

Şarkılarınızdan grubun ismine; enteresan seçimleriniz var. Üzerinde çok kafa patlatıyor musunuz? Ucube Dizayn örneğin neyi anlatıyor, derdi nedir?

Fırat: İnsan zaten ucube bir tasarımdır. Biz kimine göre yüce bir yaratıcı tarafından, kimine göre doğadan, sudan; kimine göre şans eseri yaratılmış insanlarız. Dikkat ediyor musunuz hiç, biz birbirimizi sevemiyoruz. Çok büyük bir arızayız sistemde. Birbirimiz sevmek için bir nedenimiz yok çünkü bütün nedenlerimiz elimizden alınmış. Öyle şeyler yaşatılıyor ki bize yeteneklerimizi teker teker kaybediyoruz. Bir yandan bakarsan da sistem biziz aslında. Ayvayı yesek de, uçuruma uçsak da, şoföre ya da arabadakilerden birine öyle bir tekme atalım ki ses çıksın.  İlginç bir hikayeden yola çıkarsak; dünya üzerinde yapılan ilk nükleer testte, dünyadaki tüm hidrojenin yanması, dünyanın yok olması gibi bir durum varmış ki bu ihtimal %10 gibi bir ihtimal. Buna rağmen adamlar yine de tuşa basmışlar. Buradan özetle şunu diyebiliriz; insan kendini yok etmek için tasarlanmış ilginç bir dizayndır.

Türk işi Dream Pop yakıştırmasına değinirsek, siz müziğinizin sınıflandırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kerem: Biz içimizden geleni yaptık, insanlar da kategorize ettiler. Öyle bir ayrımımız yok aslında.

Fırat: Bu insanların yorumudur, o türe yakın bulup, özdeşleştirmişler. Bizim içimizden gelen şey buydu, insanlar yaptığımız müziği “Dream Pop” diye nitelendirdiler.

Davul meselesini açalım bir yandan da; kullanıp kullanmama konusunda neden sıkıntı yaşıyorsunuz?

Kerem: Biz her şeye açığız aslında. Davul kullanabiliriz, kullanmayabiliriz de. Davulcu konusunda da kriterimiz; bizim dokumuza uygun, dilimizden anlayabilecek bir müzisyenle çalışabilmek.

Fırat: Bunu metronom kullanmak gibi düşünün. Bizim yapmak istediğimiz şey; konu komşu ne der derdi olmadan, metronomumuza uyan bir ahenk yaratmak. Minimalist bir müzik yapmak istiyoruz ancak davulcudan beklentimiz de minimalist bir davulcu, davuldan ne kadar ses çıkartabilirse o kadar ses çıkartması. Seni rahatsız etmeyecek bir yıldırım gibi. Arada Dinar Bandosu’nun vokali Ali Asaf Sarıca’yla bateride çalıştık; onunla çalışmak muazzam ancak her zaman birlikte çalışamıyoruz. Elektronik ritimlere gelince; onlarla çalışmak çok daha farklı bir deneyim. 12 yıllık evli çiftler gibiyiz; bazen git be kadın, Pazartesi annende kal ama yine de seni seviyorum, demek gibi bir şey yaşıyoruz.

Sofar’ın sizin için kırılma noktası olduğunu düşünen çok insan var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Fırat: Katkısı olduğunu düşünüyorum.  Eda Demir, iyi bir dinleyicidir, profesyoneldir; senden iyi bir iş çıkacağını düşünüp, el uzatır. Sofar ile parladığımızdan ziyade, dikkat çektiğimizi düşünüyorum.  İşin aslına bakarsan biz daha bir şey yayınlamadık ki insanlar bakıp beğensin, daha yeni başlıyoruz.

Kerem: Ön ayak oldu elbette. Biz müziğimizi yapıyoruz, gelen tekliflere de açığız ancak öyle herhangi bir yerde görünmek gibi bir derdimiz de yok.

Tanındıktan sonra neler değişti peki?  

Fırat:  Şu an dalgasını geçiyoruz, az ünlüyüz diye. Ünlü olan insanlarda bir sapıtma durumu yaşanabiliyor ama bir dalga gelir, ölürsün. Hayat bu kadar basit. Sana artık farklı bir insanmışsın gibi davranabilirler, kendini gerçekten bir şey sanabilirsin. Yoko Ono’yu düşün mesela. Hem güzel olduğun pek söylenemez, hem de tanınıyorsun. John Lennon olmasa kızı kim bilebilirdi ki! Adam, “Beatles, İsa’dan daha ünlü”, diyor ve ertesi gün Papa adama cevap veriyor ve sen böyle bir adamla evlesin, tüm dünya seni tanıyor. Ünlü olmak böyle bir şey. Yaptığımız müzikle değil de piyasaya uygun bir müzik yapsak ciddi para kazanırız, sapıtabiliriz ancak biz istediğimiz müziği yapıyoruz. Ben çok güzel türkü de söylerim. Bir türkü albümü yapsam çok para da kazanırım ancak amaç başka.

Kerem: Tanınmak dediğimiz şey bir işe yarıyorsa, örneğin Doğu Anadolu’da birileri seni tanıyıp, müziğinden ilham alıyorsa bu harika bir şey bence. Diğer taraftan eğer insanın tanındıktan sonra karakteri değişiyorsa o zaman tehlikeli.  Bu noktada insanın kendine dürüst olması lazım. Ünlü olduktan sonra eve gittiğinde ne yaptığını biliyorsun. Yaptığın şeyle yüzleştiğinde, kendine karşı dürüst müsün, midenin kaldıracağı şeyler yapıyor musun yoksa yapmıyor musun? Asıl mesele bu.