M

he xx ve Massive Attack’ın bir harmanı olarak görülen, minimal sound’u tutku dolu bir enerji ile birleştiren HAELOS, “Full Circle” adlı debut albümü ile 2016’nın dikkat çeken gruplarından biri haline geldi. Rave Mag olarak dün Glastonbury‘de sahne alan HAELOS’un dahisi Dom Goldsmith ile minimalizmin gücü, İngiliz müzik endüstrisi ve gelecek planları hakkında konuştuk.

Müzik, teknik olarak doğada bulunan sesleri bir düzene oturtmak olarak tanımlanabilir lakin müzik stabil değil, sürekli değişiyor. Bir çok etken de bu tanıma eklenmeli diye düşünüyorum. Bu duruma göre siz müziği nasıl tanımlardınız?

Müzik benim için bir hafifletici. Duyguları hafifletebiliyor veya arttırabiliyor. Sanırım kendisini doğadan ayırdığım nokta, müziğin bir amaca, bir gündeme sahip olması. Müzik bir sebepten dolayı oluşan bir enerji değil, kasıtlı bir şekilde üretilen bir enerji. Müziğe olan aşkım da bu enerjiyle beraber, belki de hiç ortak noktası olmayan bir çok insanı ortak bir paydada birleştirebilmesi.

“Full Circle” bana kalırsa piyasadaki en iyi debut albümlerden biri. Umuda ihtiyacım olduğunda yardımına, sevgisine başvurduğum bir arkadaş haline geldi. Peki albüm size ne kattı?

Albüme özgürce fakat hiç bir zaman geri alamayacağımız bir şey kattığımızı düşünüyoruz. Hepimizden bir parça, sonsuz zaman döngüsü içinden bir donukluk var. Bazen canımızı acıttı bazen de coşku kattı. Sana da bir anlam ifade etmesi tanımlanamaz bir mutluluk.

Uzun süredir müziğinizi doğru tanımlayacak kelimeleri bulmaya çalışıyorum fakat hala bulmuş değilim. Sanırım Edvard Munch’ın Çığlık tablosunu hatırlatıyorsunuz bana. Siz nasıl tanımlardınız?

Kendini tamamlayabilmene ve parçalamaya yardımcı olan.

Matador Records gibi prestijli bir plak şirketinde Savages, Queens of the Stone Age, Kurt Vile gibi isimlerle beraber çalışıyorsunuz. Bu deneyim sizlere nasıl bir katkıda bulundu?

Matador ile çalışmak çok havalı. Plak şirketinin inanılmaz bir tarihi ve deneyimi var. Biz de bunlardan her gün bir parça yutuyoruz. Bir çok grubun da kariyerlerinin sonuna kadar Matador’da kalmasının sebebi budur.

Çoğu grup çalışmalarında yoğunlukta olan bir duygu ile devam eder. Bu “kaçış”, “yalnızlık” gibi şeyler olabiliyor. Sizin başvurduğunuz bir hazineniz var mı?

Spesifik olan başvurduğumuz bir duygu yok. Her duyguyu sonuna kadar yaşayıp, müziğimize aktarmaya çalışıyoruz.

Minimalizmin gücüne inananlardanım. Fazla olanı ve gereksizi bir kenarıya süpürüp, gerçeği ortada bırakmanın doğru yol olduğuna inanıyorum. Sanırım sizler de müziğinizde bu düşünceden ilerliyorsunuz. Merak ettiğim konu ise bu düşünceye başvurmanızdaki sebep nedir?

Şu analojiye dayandığını düşünüyorum: Dopdolu bir odada, neyin ne olduğunu anlamadan, gerçekleri görmeden mi vakit geçirmek istersin yoksa düzenli ve az materyalli bir odada nefes alabilip, odanın düzenini takdir etmeyi mi tercih edersin? Prodüksiyon bağlamında adımlarımızı bu düşüncede ilerletmeyi tercih ediyorum. Her şey frekansın dengede olmasına bağı.

İngiliz müzik endüstrisinin dünyaya nazaran daha farklı bir renkte olduğunu düşünüyorum. Bölgesel sound’larımız global sound’larımızdan daha fazla güce sahip. Bir bakıma lokalizasyondan dolayı iyi bir şey olabilir lakin globalizasyon bağlamında da sıkıntı çıkarabiliyor. Siz ülkenin endüstri geleceği için ne düşünüyorsunuz?

Düşüncelerine tam olarak katıldığımı söyleyemem. Global iletişim çağında yaşıyoruz bu nedenle de fark etmesek de etkilendiğimiz şeyler dünyanın herhangi bir köşesinden gelebiliyor. Doğru yol bariyerleri yıkıp genre’ları harmanlamak.

Bu sene turnenizde bir çok ülkede sahneye çıktınız fakat yakın zamanda sizleri İstanbul’da görebilecek miyiz?

BUNA BAYILIRIZ.