G

oat, İsveç’in kuzeyinde bulunan küçük Korpilombolo köyünden dünyaya açılan, farklı mitolojileri ve enerjisi yüksek performanslarıyla kısa sürede dikkatleri üzerine çekmiş bir grup. Tabii bunda grup üyelerinin sahneye maskeli çıkmasının da bir payı var. Doğal olarak röportajlarda da isim vermekten kaçınıyorlar. Her biri farklı renklerdeki üç albümün ardından, en son 2016’da çıkardıkları “Requiem” ile kulaklarımızın pasını silen grupla, müzikal geçmişleri, canlı performansları, Türk müziğine olan merakları ve gelecekteki projeleriyle ilgili kısa ve öz bir sohbet gerçekleştirdik.

Bu röportajda sana nasıl hitap etmeliyim?

Sanırım bana Dr. Bombastic the Fantastic diyebilirsin.

Goat için “müzikal bir kolektif” diyorsunuz. Peki kolektif olarak sizi etkileyen öğeler ne? Ve bunları kayıt ortamının kısıtlı doğasına nasıl aktarıyorsunuz?

Goat’ın bir parçasıysanız, sizin için limit diye bir şey yoktur. Biz dünyayı bir çok şeyin mümkün olduğu, ilhamın da sınırsız olduğu bir kuyu olarak tanımlıyoruz. Bu da kayıt ortamına olduğu gibi yansıyor.

İsveç’in kuzeyindeki izole ve küçük bir yer olan Korpilombolo’dan geliyorsunuz. Orada yaşam nasıl? Müziğinize nasıl bir etkisi var?

Hayal edebileceğiniz en güzel yeri düşünün, sonra onu binle çarpın – işte Korpilombolo bizim için tam da böyle bir yer. Müziğimiz Korpilombolo gibi bir yerde yaşıyor olmaya dair bir kutlama niteliğinde aslında.


Kimileri canlı performanslarınızı “ayin gibi” diye tanımlıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Herkesin kendine göre bir bakış açısı var elbette, ama ben buna pek katıldığımızı söyleyemem. Bizim amacımız sahnede toplayabildiğimiz kadar ruhu kendimize çekmek. Bu yüzden buradayız.

Goat’un aslında uzun yıllardır devam eden bir kolektif olduğunu, bu kadronun da erken yaşlardan beri bir arada çaldığını söylemiştiniz. O erken yaşlarda ne gibi türlerden esinleniyordunuz? 

Çoğunlukla free jazz.

GOAT. 2014 press images from Silver PRBand.

Goat’un sound’ı benim için hep çok sinematografik olmuştur. Sizi bir filmin müziklerini yaparken görecek olsaydık, nasıl bir yapım olurdu bu?

Kesinlike korku – komedi türünde bir şey olurdu. İngiliz yapımı olmasını tercih ederim. Belki iki katil kız kardeş ve peşlerine düştükleri 30’luk bir bakirenin hikayesi olabilir.

“Commune” albümünde kulağımıza saz tınıları da çalınmıştı. Çaldığınız başka Türk enstrümanları var mı?

Geçtiğimiz haftalarda Selda Bağcan’ı izleme şansı yakaladım – gerçekten harika bir performanstı. Grup üyelerimizin neredeyse tamamı Türk enstrümanları çalıyor, Türk müziğini de severek dinliyoruz.

Goat bugünlerde neler yapıyor? Yeni projeleriniz var mı?

Şimdilik bu bir sır. Ama Temmuz sonunda bizi Brixton Academy’de görebilirsiniz. Eğlenceli olacak! Yılın kalanını sakin geçirmeyi planlıyoruz.