Fotoğraflar: Barış Çağlayan

İ

ngiliz söz yazarı ve besteci Fin Greenall nam-ı diğer Fink, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Babylon konseri sonrası röportaj konuğumuz oldu. Gitarıyla birlikte folk/indie/blues türlerinde harikalar yaratan Fink’e selam vermek isteyenler aşağıya buyursun.

Merhaba Fin! Çocukken müziğin de içinde olduğu bir evde büyüdün. Buna doğrudan baban vesile oldu diyebilir miyiz?

Selam! Evet çocukken müzik hep etrafımdaydı. Hep yanımdaydı! Kayıtlar, misafirler, konserler beni büyüttü diyebilirim. Aslında o zamanlarda başta nefret etmiştim. Ay’da dans eden ilk insan olmak istiyorken tüm bu folk müzik beni mahvediyordu. Babam hala Cornwall’da bulunan sevimli pastoral barlarda folk müzik konserleri vermeye devam ediyor. Henüz bir çocukken etrafımda onlarca kayıtlı müziğe erişebilmek daha sonra bana müzik sevgisini aşıladı.

O dönemler ne tarz müzikler dinleyip hangi sanatçıları takip ediyordun?

60’lı yılların pop müziği, saykodelik gruplar ve tabii ki folk müzik dinlerdim. Kendi yoluma gitme şansına eriştiğimde kendimi bir radyonun içinde dans ve rap müziği dinlerken hatırlıyorum. İşte o zaman bu ‘Benim’, ‘Başkasının değil’ gibi bir hisse kapılmıştım. Gerçekten kendimi öyle kaptırdım ki bu akıntı beni işin içine yani Londra’ya götürdü. O dönem ailemin bir çok blues müzik yapan arkadaşını da dinledim. O zamanlar tüm zamanların en sevdiğim albümlerinden birine; Malcom McLaren’in Duck Rock’u 80’li yılların başlarında New York’a doğru sürükleyici bir yolculuğa çıkarmıştı beni.

Dans ve rap yani aslında tamamen dans müzik üzerine bir ilgin vardı, dans ediyor muydun o dönem?

Açıkçası düğünlerde de dahil olmak üzere hiç dans etmedim. Bir keresinde eşim bir düğünde benimle dans etmek istediğinde dans edemeyeceğimi söylemiştim. Herkesin yapabileceğini söyleyip ısrar ettiğinde 2 dakika kadar dans ettik ve yerime oturmamı ya da başka biriyle dans etmem gerektiğini söyledi! Sadece dans edip zevk alabilen insanları kıskanıyorum… Benim için oldukça güzel bir manzara, onların ise aldığı zevki düşünemiyorum bile.

Kendi müziğinin dönüşümüne dans müziğinin nasıl bir katkısı oldu peki?

Dans müziğinden müzik hakkında çok şey öğrendim, özellike dub ve reggea’den. Nasıl sesler kullanıp, nasıl atmosfer üretebileceğim konusunda çok yardımcı oldu. Ve dans müziği ile gelen hipnotik dalga kesinlikle Fink’in temelini oluşturdu.

Birçok ünlü müzisyen ile beraber çalıştın. Sana bizim için de çok önemli bir ismi sormak istiyorum; Amy Winehouse ile çalışmak nasıldı?

Çok ama çok özeldi… İnanılmaz bir şarkıcıydı. Çok sayıda harika şarkıcı var ama Amy’de çoğu genç şarkıcının sahip olamadığı kesinlikle eşsiz bir kalp ve ruh vardı. Onu bu kadar erken kaybetmek son derece trajik…

Kendi müziğini tam olarak nasıl tanımlarsın? Sana ilham veren şey nedir?

Müziğimi karanlık sosyo-panoramik indie veya alt pop olarak tanımlayabilirim. Her gün her şeyden ilham alıyorum. Bir şarkı yazarı bir gözlemciye benzer. Gözlerinizi bazen kapatmak zorunda kalırsınız ve sadece hayatın akışına kapılırsınız. Eğer ilginç bir hayat sürdüyseniz elinizde üretecek materyal asla bitmez. Hayatınız sıkıcıysa ve yaratıcı olmak istiyorsanız, hayatı ilginç hale getirmenin yoluna bakın. Cesaret iyi sanatın yapı taşıdır.

AMC’nin ünlü dizisi Walking Dead’de kullanılan Warm Shadows’un çaldığı sahneyi dün gibi hatırlıyorum. Sekans ile inanılmaz uyumlu mükemmel bir parçaydı… Şarkıyı bu bölüm için mi yazmıştın, dizide nasıl kullanıldı?

Aslında “Perfect Darkness” stüdyosu ilk olarak benimle görüştü ancak ardından Bon Iver ve Colin Stetson şarkıyı yorumladı. Cover’ın çok iyi bir kayıt olmasına rağmen bizim orjinal kaydımızı kullandılar. Harika bir süreçti ve bu bizi çok mutlu etti. Sonrasında dizinin tam bir bağımlısı oldum!

Film veya diziler için yeni projeler var mı?

Evet! Çok şanslıyız, birçok film ve TV programına müzik yapıyoruz. Hatta en güncellerinden bir tanesi Better Call Saul için yaptığımız “Cold Feet”. Takip ettiğiniz bir dizide müziğinizin çalması harika bir şey!

6. ve son albümün Resurgram tüm müzik otoritelerince güzel yorumlar aldı. Biz de oldukça sevdik. Bize biraz da gelecek projelerinden bahseder misin?

Bu sene inanılmaz bir festival sezonu geçirdik, tabii aynı zamanda yeni albüm hazırlıklarına da devam ediyoruz. Önümüzdeki sonbaharda kayıt için tekrar stüdyoya gireceğiz. İstanbul konserinden sonra Rusya’ya gidiyoruz, ordan da Berlin’e. Daha sonra küçük bir Amerika turu ve ardından bahsettiğim gibi stüdyo zamanı!