İ

ngiliz indie rock müzik topluluğu Everything Everything’den Michael Spearman, 21 Nisan’da gerçekleşecek Salon İKSV konseri öncesi röportaj konuğumuz oldu. 

Merhaba Michael! Everything Everything’i 2007 yılında kurdunuz. Bu hikaye nasıl başladı, grup olarak nasıl bir araya geldiniz?

Jonathan ve ben Newcastle yakınlarda bir okulda tanışmıştık. Jonathan, Manchester’daki üniversite yıllarında Jeremy ile tanıştı ardından da üçümüz Alex ile Manchester’da kendi grubu ile bir konserini dinledikten hemen sonra tanıştık. Alex’in grubu sonrasında dağıldı ve bizim grubumuza dahil oldu. Bu aslında tam olarak 2009 dönemi başlarına denk geliyor. Ardından albüm çalışmaları hızlanmış ve kendimizi bir anda turnelerde bulmuştuk. Daha önce İstanbul’da da olduğu ve tekrar olacağı gibi; müziğin içinde olup farklı şehirlerde ve kültürlerde kendi müziğimizi sunabildiğimiz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz…

O dönemlerde hangi grupları ve müzik tarzlarını dinlerdiniz? Size bu yolda kimler ilham oldu?

Açıkçası çok farklı müzik grubu ve farklı tarzlarda müzik dinliyoruz. Ancak dördümüzün tam olarak kesiştiği noktada The Beatles ve Radiohead bize göz kırpıyordu. Bu gruplardan sadece müzik anlamında değil, bir sanatçının sürdürülebilir ve üretken olması konusunda da öğrendiğimiz çok şey var… Yeni/eski farklı müzik türlerini dinlemeye hala devam ediyoruz ancak bu iki grup bizim temel ilham kaynağımız.

Bize İngiltere’nin müzik konusunda bu kadar başarılı olmasının sırrını söyleyebilir misin? Özellikle Manchester’dan inanılmaz müzik grupları çıkıyor!

Tam olarak sırrını açıklamak gerçekten zor. İngilizlerin kendilerini müzikte ve sanatta iyi olmaya teşvik eden niteliklere sahip olduğunu düşünüyorum. İngiliz ruhunda tuhaf bir merak dürtüsü var. Sanat ve yaratıcılık konusunda oldukça derin bir tarihe sahibiz. Sanırım bu tarih bizi bir takım arayışlara itiyor ve diğer şehirlere göre düşündüklerimizi ifade etme şeklimizi pozitif etkiliyor.  Ayrıca İsveç’te de olduğu gibi genel olarak kötü bir hava durumuna sahibiz! Bu da ulusal ruhumuza katkı sağlıyor sanırım, özellikle Manchester’da!

Bize göre Everything Everything çoklu melodik elementleri kullanarak şahane bir müzik tarzı orta çıkarıyor. Bu müziğin baş mimarı tam olarak kim ya da kimler?

Prodüktör de dahil olmak üzere hepimizin tabii ki katkıları var ancak baş mimarlar Alex ve Jonathan diyebilirim. Onların sonik vizyonları önderliğinde şarkı yazmaları ile proses başlıyor ve en iyisinin ortaya çıktığına emin olacak şekilde hepimiz elinden geleni yapıyoruz. Farklı şeyler denemekten çekinmiyoruz, hepimizin iyi hissettiği noktada şarkılarımızı kaydetmeye başlıyoruz.

2015 senesindeki One Love Festival’de gerçekleştirdiğiniz konseri dün gibi hatırlıyorum, harika bir performanstı! O dönem yayınladığınız “Get to Heaven” albümü de bize göre yılın en iyi albümlerinden biriydi. Sizin tarafınızdan İstanbul macerası nasıl geçmişti ve tekrar İstanbul’a geliyor olmak size nasıl hissettiriyor?

Teşekkürler! Tekrar geliyor olmaktan dolayı çok heyecanlıyız. En son burada olduğumuzda inanılmaz bir kalabalık bizi dinlemişti. Hatta sonrasında İstanbul’a tatil yapmak için geri dönmüştüm! İstanbul’a özgü eski bir zanaat olan bir zil yapmıştım. Gerçekten çok özel bir yer…

Son stüdyo albümünüz “A Fever Dream”i 2017 yılında yayınladınız. Tüm albümü çok sevdik ve ayrıca albümdeki “Can’t Do” ile Türkiye’deki birçok müzik partisinde karşılaştık. Sanırım Türk müzikseverler sizi oldukça sıkı takip ediyor. Onlara buradan söylemek istediğin bir şey var mı?

Bunu duyduğuma çok sevindim! Türk hayranlarımıza tüm albümlerimize bir göz atmalarına ve tabii ki de 21 Nisan’da Salon İKSV’de gerçekleşecek konserimize gelmelerini söyleyebilirim! “Can’t Do” gibi parçaları çalmaktan biz de çok zevk alıyoruz, bunun yanında bizim diğer yarımızı keşfetmek için tüm albümlerimizi de dinlemelerini kesinlikle tavsiye ederim.

Geçtiğimiz Şubat ayında yayınladığınız “A Deeper Sea” adında bir tekli var. Diğer şarkılara nazaran biraz daha düşük tempolu, farklı bir tarza göz kırpıyor gibi geldi bize. Böyle bir dönüşüm var mı?

Aslında yok diyebilirim. Daha önce hiç tekli yayınmadık ve bu aslında bizim için bir ilk.  İnsanlar tarafından herhangi bir baskı hissetmeden, tamamen keyif alarak yaptığımız bir kayıttı. Umarım beğenirsiniz!

Son olarak yakın gelecekte planlarınız neler?

Kesinlikle daha fazla sahnede kalmayı hedefliyoruz! Ayrıca İstanbul’da daha fazla performans sergilemeyi ve yeni keşifler yapmayı dört gözle bekliyoruz!