G

üçlü sesi ve minimal techno tınıları ile gecelerimize renk katan Emika ile Salon İKSV konseri öncesinde “Berlin”, “Seksizm” ve “Teknoloji” hakkında sohbet ettik.

 

Öncelikle bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ne demek!

İleride müzik yapmalıyım!” dediğiniz anı hatırlıyor musunuz yoksa bu düşünce zamanla mı oluştu?

 

12 yaşındayken ilk defa David Bowie’nin “China Girl” şarkısını dinlemiştim. O kadar etkilenmiştim ki koşup babama “Bu şarkı niye böyle?” diye sormuştum. Babam da bana yankı, müzik prodüktörlüğü ve kayıtlar hakkında detaylı bir konuşma yapmıştı. O konuşmadan sonra piyanomda kayıt yapmak istediğime karar verdim.

 

Nottingham’lı biri olarak her zaman müzik eğitimi aldığınız Bristol’ın sound’unu kıskanmışımdır. Bristol Portishead, Massive Attack gibi müzik piyasasını tamamen değiştiren gruplarla müzik dünyasında çok önemli bir yere sahip. Bu güzide şehir müzikal anlayışınızı nasıl etkiledi?

 

DUBSTEP. BASS. MEDAITION. VIBES. MALA ve PINCH desem yeterlidir.

 

Birkaç yıldır Berlin’de yaşıyorsunuz. Berlin, gece kulübü kültürünün dünyadaki en önemli şehirlerinden biri. Yakın zamanda Alec Troniq ile bu konuda biraz lafladık ve müzik anlamında dünyanın en etkili şehirlerinden biri olduğunu belirtti. Berlin’in gece kulübü kültürü hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Kendi kişiliğini bir kenarıya bırakıp sahte bir kimliğe bürünmeye çalışan, önemli görünmeye çalışan insanlarla dolu olduğunu düşünüyorum. Bence olayın şanı insanları çok yanlış etkiledi, herkes kendini çok havalı zannetmeye başladı. Depresif bir olay bu. Herkes farklı olduğunu düşünüyor, ama herkes akşam dışarı çıkarken siyahlara bürünüyor, aynı dövmeleri yaptırıyor, aynı piercinglere sahip oluyor. Ben rave’lemeyi, insanlarla fasa fiso konuşmayı, kendi rahatıma bakmayı, partilemeyi ve delirmeyi seviyorum, şu pahalı ve ünlü mekanlara giderek Becks içip kendimi önemli biri gibi hissetmek istemiyorum! Bu çok sıkıcı!

 

Seksizm maalesef müzik sektörüne kök salmış durumda. Bu insanlık dışı durumla nasıl başa çıkıyorsunuz?

 

Beni hergün minik, sinir dolu ve kasvetli parçalara bölüyor fakat bu durum birçok problem ortaya çıkarsa da çalışmalarıma hiçbir zaman engel olmayacak. Gerizekalılarla ve üzüntüyle başa çıkabiliyorum çünkü yaptığım işe olan saygım ve sevgim böyle anlamsız şeylere kafa yormamı engelliyor. Birileri beni ve yaptığım işi anlamıyorsa veya benden korkuyorsa onlarla arkadaş olmayı, onlara bir şeyler öğretmeyi ve hayatlarında yeni pencereler açmak isterim.

 

Seksizmi aşmak için eğitim şart. Vücuduma bakabilirsin, müziğimi dinleyebilirsin, beni yargılayabilir ve benden şüphe duyabilirsin, hiç sorun değil. Ben, sanatımı ve mesleğimi gayet iyi öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum, yetenek özgürlüktür. Kimse bana etiket koyamaz veya beni işimden kovamaz çünkü böyle zorbalıklara vakit ayıracak zamanım yok. Hayat çok kısa ve bu kısa yolcukta üretebildiğim kadar güzel müzik üretmek istiyorum, tek amacım bu. Bu yüzden ya bana katılır ve bana iyi davranırsın veya beni kendi halimde bırakırsın. Sonuçta güzel şeylerin peşinde koştuğuma eminim.

Kütüphanenizde sert ve yumuşak çalışmaların bir harmanını görüyoruz. “Double Edge” ve “Battles” gibi şarkılar keskin ve karanlık bir sese sahipken, “Dilo 7” ve “Wicked Games” cover’ınız daha yumuşak ve pürüzsüzdü. Yeni albümünüz “Flashbacks”in tonu nasıl olacak?

 

(Türkçe’ye çevirisi aynı tadı vermediğinden dolayı İngilzcesini kullanmayı daha doğru buluyorum.)

Badass bass moody Emika shit!” Albüm senfonimde kullandığım sopranoyu barındırıyor. Bu sesleri kestim, sample’ladım ve senfonideki diğer melodilerle harmanladım. Orkestra sound’umla elektronik sound’um arasında kendine yer edinen ve oraya yakışan ilk albümüm olduğunu söyleyebilirim.

 

 

Yakın zamanlarda Prag’da yepyeni bir serüvenin başlangıcına imza attınız. Bir senfoninin parçası olarak projelerinize yeni bir göz ile yaklaşma şansını yakaladınız. Prag hayatınızda yeni bir sayfa açmayı başardı mı?

Kesinlikle, fakat bundan çok daha derin bir anlama sahip oldu benim için. Prag’a gittiğimden beri doğru yolda ilerlediğime karar verdim. İlk senfonimin kaydedilmiş olması benim için tarif edilemeyecek bir mutluluk. Çok önemli ve çok etkileyici bir proje oldu, bunun için de tüm hayranlarıma teşekkür etmek istiyorum. Bana olan inançları olmasaydı ve Kickstarter‘da açtığım fona katkıda bulunmasalardı bu projeyi gerçekleştiremezdim, beni doğru yola onlar soktu. Bu olay müziğin salt gücünün ve tutkusunun, “müzik makinesi”ne yenik düşmediğini kanıtladı. Prag saf yaratıcılığın bir ürünü ve bu şekilde gerçekleşebilmesi inanılmaz bir şey. Daha fazla çalışmamı, daha fazla sevmemi ve insanlara kalbimi ve algılarımı açmamda yardımcı oldu.

 

Flashbacks” iki iPhone kamerası ile çekildi. Sizce müzik videoları daha minimalistik ve sade bir trend’de mi ilerliyor?

 

Flashbacks’in videosu için önümde iki opsiyon vardı. Ya bir film şirketine binlerce pound ödeyecektim ya da rasgele bir fikrimin peşinden gidecek, arkadaşlarımı da alıp İzlanda’da bir yolculuğa çıkıp bir şeyler başarmaya çalışacaktım. İyi ki de ikinci opsiyonu seçmişim. Bu dönemde yaşıyor olarak çok şanslıyız çünkü ileri teknoloji birçok insanın ulaşabileceği bir duruma geldi. Artık kimse pahalı sanat yapmak zorunda değil, bunu tercih eden birçok insan var ama onlar aynı zamanda marka kıyafetler giyip böbürlenmeyi de seviyor! Bugünlerde özgür olup sanatımızı istediğimiz gibi yapabiliyoruz, bu sınıfsallık veya endüstri ile ilgili değil. Herhangi biri dünyayı dolaşabilir, telefonunda video çekebilir ve sanatını insanlara tanıtabilir. Olley!!

 

Flashbacks’i bir resim olarak betimleyebilseniz, en çok kullandığınız renkler ne olurdu?

Tablomda gümüş rengi gözükürdü fakat tabloya bir renksizlik, bir bulanıklık hakim olurdu. Gölgeler, bulutlar ve beyaz ışıklar da konuk sanatçılarımız olurdu.

 

Geçen sene sizi !f’in açılışında konuk etmiştik, bu ay da Salon İKSV‘de konuk edeceğiz. Bunu göz önünde bulundurursak Istanbul’u sevdiğinizi söyleyebiliriz. Peki Istanbul’u farklı kılan nedir?

 

Dünyadaki tüm kültürler, dinler ve felsefelerin yolu İstanbul’da kesişir. İstanbul’un güzelliği dünyanın geri kalanını ciddi bir şekilde etkilemiştir. İstanbul, birçok kültürün kalbine giden yol gibi bence.

 

Tek Kelimelik Sorular:

Synthesizer – Orkestra

Bristol – Bağımlılar

Karanlık – Geçmiş

Etki – Kendini bilmek.

Flashback” – Zaman

Emika’ya bize zaman ayırdığı için teşekkür ederiz.

 

Interview in English, please click here to read