Uran ve Oğuz, Kadıköylü iki arkadaş. Yıllar evvel Koşuyolu’nda bir parkta gündüz düşlerini paylaşıyorlar; bazen akşamları hayali bir trene atlayıp tüm renkleri dolaşıyorlar. Çıplak, çocuk ve saflar. Yaratıcılık her zaman kendine bir yol bulur ya, bu ilham verici buluşmalar ve keşifler de elbette kendine bir çıkış noktası buluyor. 90’lı yıllarda, hızla dallanıp budaklanan elektronik müzik akımlarından etkilenip amatör ev koşullarında müzik yapmaya başlıyorlar. İlk üretimleri, 2003’te İstanbullu elektronik müzisyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Domestic Lo Fi topluluğunun albümlerinde yer alıyor. İkili, 2006 yılında Nu Park’ı kurmaya karar veriyor. 13. Roxy Müzik Günleri’nde aldıkları Roxy Özel Ödülü ve 2008’de Miller Music Factory’de Elektronika dalında birinci olmalarıyla birlikte adlarını duyuruyorlar. Gitarist Ozan Erkan’ın ve daha sonra vokalist Nilüfer Ormanlı’nın da gruba katılmasıyla birlikte 2010 yılında çeşitli barlarda ve festivallerde konserler vermeye başlıyorlar. İsmini o eski parktan alan Nu Park, yeni ve gelişmekte olanın, saf ve çıplak olanla bütünleşmesini temsil ediyor. Çocukluk gibi. *

Nu Park, iki küçük çocuğun ortak rüyası diyebilir miyiz?

Evet. Çocukluğumuzun getirdiği naif, bozulmamış, samimi ve saf hisler yaptığımız müzikle hikayeleştiler. Küçük bir parkta başlayan bu masal, sese ve müziğe dönüştü. Biz büyüdükçe müzik de büyüdü. Şehirle, kalabalıkla, kaosla, elektrikle beslendi. Yoğun duygusal ve ruhsal deneyimlerle birlikte türlü yerlere yolculuk yaptı. Yeniliklerle, güzel insanlarla tanıştı, onların hikayeleriyle evrildi, renklendi. Bu yolculuğa hep birlikte devam ediyoruz.

Miller Music Factory Elektronika kategorisi birincisi leziz şarkınız ‘Evening Train’in de bir hikayesi var mı?

Kısacık bir hikaye anlatabiliriz: Karlı ve soğuk bir akşam üstü, stüdyomuzun bulunduğu çatı katından gökyüzünü izlerken bizi esir alan tüm soğuk ve ağır hisleri delip geçecek bir tren hayal ettik. Trene bindik, gerisi geldi…

İlk albümünüz Promise bu sene çıktı. Bir ayağınız hep yurtdışında. Neler yaptınız şimdiye kadar?

2007’den bugüne ilk albümümüz için ürettiğimiz parçalar üzerinde çalıştık. 2011 yılının sonunda Jamiroquai ve Underworld gibi isimlerle çalışan Mike Nielsen ile bir araya gelerek Promise isimli ilk EP’mizi hazırladık. Bu süreç içerisinde konserlerimizi görsel-işitsel bir gösteriye dönüştürdük ve Nu Park Experience adlı disiplinlerarası şov konseptiyle Ghetto, Avusturya Konsolosluğu, Torino Uluslararası Club to Club Elektronik Müzik Festivali, Londra Arcola Tiyatrosu Orient Express Festivali gibi bir çok mekan ve etkinlikte sahne aldık. Kostüm tasarımı, 3D Visual Mapping ve sahne tasarımı gibi birçok farklı unsuru bir araya getirerek dinleyicilerimizle sürreal bir yolculuğa çıktık… Nihayet Ocak 2013’te gecikmiş Promise EP’mizi Remoov Records desteğiyle çıkardık. Şu an iTunes ve Amazon’dan indirilebiliyor. Bazı parçaları SoundCloud ve Facebook’tan da dinleyebiliyorsunuz. Bu sosyal paylaşım sitelerine yeni yaptığımız demo parçaları da koymaya devam ediyoruz.

IMG_159253293943983

Grupta görev dağılımı nasıl? Kim neyi çalıyor, besteleri kim yapıyor? Tarzınızın bir adı var mı?

Günümüzde yeni ve alternatif bir müzikal üretim için tek bir türden ya da tarzdan bahsetmek kolay değil. Çünkü birçok kaynaktan, türden etkileniyoruz. Genel olarak müziğimizin indie-elektronika, teatral, doğaçlama türünde olduğunu söyleyebiliriz. İçinde yer yer techno-drum’n bass, disco-dans etkileri, yer yer tango, caz, yer yer de arabik ve şamanik etkiler hissetmek mümkün. Grupta ben Oğuz, canlı elektronik enstrüman ve seslerden sorumluyum. Bilgisayar ve workstation kullanarak ritm, synth, efekt yazıyorum. Vokalde büyülü sesleriyle Uran ve Nilüfer var. Sözleri daha çok Uran yazıyor. Gitarda ve gitarın sınırlarını zorlayan her türlü gitar-üstü seste Ozan var. Aranjmanı ve doğaçlama kompozisyonları da genelde hep birlikte yapıyoruz.

Konserlerinizde, bana kalırsa Türk dinleyicisinin pek alışkın olmadığı tarzda, sıradışı bir sahne performansı & görsel şov sergiliyorsunuz. Kostümler, maskeler, makyajlar, teatral kurgular… Bu şovların konsepti nasıl ortaya çıkıyor?

Üniversite yıllarımızda bazılarımız tiyatro ve performans sanatları ile ilgilenmişti. Sonra müzik tutkusu ağır bastı ama içine tiyatro sızdı diyebiliriz. Bize konsept konusunda ilham veren birkaç unsuru saymamız gerekirse: David Bowie ve glam rock müzisyenleri, Londra’daki büyük bir mağazanın yaratıcı ve teatral vitrin dekorasyonu, Haydarpaşa Garı üzerine yapılan büyüleyici 3D mapping performansı, izlediğimiz müzik terapi seansları sırasında kullanılan performatif unsurlar… Tabii tüm bu ilhamlar Nu Park’ın müziğini ve oluşturmak istediğimiz imajı merkeze aldığımızda çeşitli filtrelerden geçti ve dönüşüm geçirdi. Müzik bizim için duygusal bir dışavurum ama öte yandan değişik karakterlerin ve seslerin öne çıktığı, farklı anlatıların ve çelişkili ruh hallerinin bir arada var olabildiği bir rüya sahnesi. Bunu fiziksel olan sahneye nasıl taşıyabiliriz diye düşünüyorduk. Etrafımızdaki yaratıcı insanları bir araya getirerek kolektif ve gönüllü bir çalışmaya giriştik. Amacımız Madonna’nın büyük bütçelerle gerçekleştirdiği türden bir sahne şovunu, düşük (hatta neredeyse mevcut olmayan) bir bütçeyle bir alternatif müzik grubuna adapte etmekti. Bu, ekipte yer alan herkesin fedakarlığıyla mümkün olabilirdi ve böylesine yetenekli ve özverili kişilerle çalıştığımız için kendimizi çok şanslı sayıyoruz.

Sahne performansı demişken, özellikle Ghetto’daki konseriniz çok büyüleyiciydi. Sahnede hangi isimlerle çalışıyorsunuz?

Teşekkür ederiz. Ghetto’daki performansımız, Nu Park Experience olarak adlandırdığımız konsept çerçevesinde gerçekleşti. İlk albümümüz ‘Promise’ için de promosyon niteliği taşıyordu bu konser. Bu albümün ses mühendisi ve prodüktörü yukarıda bahsi geçen Mike Nielsen, çeşitli performanslarda bize Tonmaister’lık yaptı. Etkinlik menajerimiz Hakan Mortaş tüm ekibi hazırlık ve performans süresince koordine etti. Fotoğraf ve sahne tasarımı konusunda Ceyhun Tuncer katkıda bulundu. Kostüm tasarımı konusunda Selda Şahbaz ve Secen Öztürk’le çalıştık. 3D Mapping Ulrich Aschenbrenner’e ait.

Şarkı sözleriniz derin ve şairane. Sahneniz şamanik hikayerle bezeli. Sıradışısınız ve bence bu sizin doğanız. Nelerden ve nerelerden besleniyorsunuz?

Roisin Murphy’den Timur Selçuk’a uzanan geniş bir skalada bize ilham veren müzisyenler var, saymakla bitmez. Anahtar sözcüklerle ilerleyelim: müzik terapi, ayinsel müzik, doğaçlama, sinema, Cumhuriyet tarihi, doğa ve şehir, doğu ve batı arasındaki gerilimler… Nostalji, geçmişin hayaletleri ve şifa… Avrupa, Fas, Mısır, İstanbul, Kadıköy, İskandinavya, Londra… Tabii ki edebiyat, özellikle şiir. Mizah, absürtlük ve duygusallığın karışımı. Bir nevi postmodern romantizm.

Bundan sonraki hedefleriniz neler? Sizi nerelerde izleyip dinleyeceğiz?

İlk defa Türkçe parçalar hazırlıyoruz. Türkiye’nin geçmişiyle, kendi geçmişimizle ve şimdimizle daha direkt biçimde hesaplaşan ve bu topraklar üzerinde üretilen seslerden daha çok ilham alan bir yöne ilerliyoruz. Sesler derken, hem resim hem edebiyat hem de müzikteki yaratıcı sesleri kastediyoruz elbette. Cumhuriyet Dönemi tangoları, Türk Sanat Müziği ve Arabesk, müziğimize sızıyor. Tabii ki İstanbullu bir grup olarak bir ayağımız her zaman Avrupa’da, özellikle İngiliz müziğindeki yenilikçiliğe kulak veriyoruz ve mümkün mertebe nev-i şahsına münhasır bir senteze doğru yol alıyoruz. Müziğimizdeki teatrallik ve öykücülük aynen devam ediyor. Sahnede kendimizi tekrar etmekten kaçınıp yeni bir konseptle çıkacağız. Kostüm ve setten ziyade performans sanatçıları olarak sahne duruşlarımızı ve müzikaliteyi merkeze alan bir şova doğru ilerlediğimizi söyleyebiliriz.

Nu Park müziklerini dinlemek ve videolarını incelemek için www.myspace.com/nupark ve https://soundcloud.com/nu-park adresine göz atabilirsiniz.

Nu Park’ın ilk albümü Promise’e iTunes’da göz atmak için: https://itunes.apple.com/tw/artist/nu-park/id595611809

Ve kısa bir video: http://www.youtube.com

Nu Park’ın konser ve demolarını Facebook sayfasından da takip edebilirsiniz: http://www.facebook.com/pages/Nu-Park/341902235433