B

ora Dayanıklı’yı yaklaşık 15 senedir tanımama rağmen müziğini her seferinde dinlediğimde onunla yeniden tanışmış gibi hissederim. Sadece yeni bir beste sunduğu için değil; müzik dinlerken hissettiğimiz en temel dürtüleri onun müziğinde yeniden hissettiğim için; çocuk ve “yaramaz” tarafımızı, büyümek istemeyen ve biraz da olsa hep sarhoş kalan o diğer yanımızı hatırlatır bana. Geçen sene tanıştığımız albümü Neon Surfer da görsele ve işitsele dokunan bir çalışmaydı. Farklı duyular arasında gidip gelmemize müsaade eden Electric Bliss, bizi hayal kurmaya davet ediyor.

“Fresh” ve “Wet” single parçalarıyla yepyeni bir yolculuk vaat eden Bora Dayanıklı, bizleri eski bir arabanın cızırtılı radyosunu dinlemeye, müziği neden sevdiğimize dair en basit ve temel duyguları yeniden anlamaya, söz ve melodinin kitlelere neler yapabildiğini keşfetmeye çağırıyor. Gelin bu uzun yolculuğun nasıl ve neden başladığını beraber anlamaya çalışalım.

Electric Bliss projesini anlatarak başlamanı istiyorum. Buraya nasıl geldin ve ne hissediyorsun?

2014 yılında uzun metraj film senaryosu yüksek lisansım için Londra’ya yerleştim. Bir yandan okurken bir yandan da kendime kurduğum küçük ev stüdyosunda müzik yapmaya devam ettim. Performansların, kayıtların ve prodüksiyonun hepsini üstlendiğim bir proje olan ve 7 şarkıdan oluşan Electric Bliss‘in ilk albümü ‘Neon Surfer’ı 2016 yılında yayımladım. Uzun zamandır müzik yapıyorum ve sürekli olarak bir şeyler üretmeye çalışıyorum, yakın arkadaşlarıma seneler boyunca yaptığım yüzlerce şarkıyı zorla dinlettiğimde, hep neden paylaşmadığımı söyleyip dururlardı. Artık şarkıları kaydettikçe paylaşıyorum. Heyecanlı ve üretken hissediyorum.


Şimdiye kadar Fresh ve Wet single’ları fikir verse de geçen sene çıkardığın Neon Surfer albümü arasında farklar görüyorum, ne dersin?

Bir sene önceye geri döndüğümde Neon Surfer‘i kaydederken üretim ve prodüksiyon sürecinde çok şey öğrendiğimi fark ediyorum. Kayıtların, vokallerin, dengelerin ve bestelerin nasıl bir tınıya sahip olması gerektiğini o an keşfediyordum. Bütün anlamıyla bir albümün ortak bir tınıya sahip olması gerektiği ya da gerekmediği, müzik yapmanın kişisel olarak benim için ne ifade ettiğini yeniden anlıyordum. Neon Surfer‘ın daha gizli ve utangaç bir albüm olduğunu düşünüyorum. “Fresh” ve “Wet”, Neon Surfer‘a göre daha kısa bir sürede ortaya çıktılar. Daha kirli, daha geniş bir tınıya sahipler, daha dürüst ve daha kişisel şarkı sözlerine de sahip olduklarını hissediyorum.

Her sanatçının müziğinde değişime açık bir zaman çizelgesine inanırım. Çok uzun zamandır üreten biri olarak müziğinde ne gibi yeni şeyler denedin? Müziğinde asla değiştirmem dediğin şeyler çıktı mı?

Mobil olmam gerektiği için, bir ev stüdyosu kurarken bunun kullanacağım enstrümanları ve üretim sürecini yeniden keşfettirdiğini fark ediyorum. Örneğin akustik bir davulla çalışmadım, elektronik kit’ler kullanmayı tercih ettim. Hala çok sesli, şarkı sözlerine önem veren, melodik ve özüme sadık besteler yapmaya çalışıyorum. İçten ve samimi bir şeyler üretebilmek benim için çok önemli.

Uzun bir zamandır Londra’da yaşıyorsun. Ne tür gruplar çıkışta, nasıl bir sahnesi var? Seni en çok nasıl etkiledi?

Yüksek sesli, cızır cızır (fuzzy), 60’lar ve 70’ler arasını anımsatan müzikler duyuyorum. Melodik riff’ler, distorsiyonlu vokaller ve terli dans pistleri yaşanıyor. Londra’da müzik türleri mahalle mahalle değişiyor, her tür müzikle karşılayabiliyorsunuz. Beni en çok etkileyenlerden biri her açılan kapının ardında ne tür bir dünya olabileceğini bazen kestirememek. Zaman zaman çok sert tekno, bazen içten ve yaşlı bir blues, bazen ne çaldığı bile anlaşılmayan yüksek sesli bir güç patlaması. Bu ortamların hepsinin kendine ait bir moda anlayışı olduğunu görmek de çok etkileyici. Nostaljinin günümüze varan her dönemi bir yerlerde nefes alıyor ve keşfedebilene aşk oluyor. Bu bana umut veriyor.


Bu aralar neler dinliyorsun?

Eğer güncel davranmam gerekirse en yakın zamanda Odetta‘nın ‘Odetta Sings Dylan‘ albümünü dinledim. Çok ilham veren bir albüm ve performans. Listelerimde aşaği yukarı gittiğimde en çok geri döndüklerim Led Zeppelin, Oasis, Jimi Hendrix, The Doors, Alan Parsons Project, Atticus Ross ve Trent Reznor, Elton John, Booker T & The MG’s, Donovan, Creedence Clearwater Revival, Queens of the Stone Age, Pond, Caravan, Canned Heat…

Biraz eğlenelim. Bir zaman makinan olsaydı, hangi üç grubun veya sanatçının konserini izlerdin?

Led Zeppelin‘in ‘I’ albümünden ‘How Many More Times‘ şarkısını çaldıları bir İngiltere konserini ya da ‘Physical Graffiti’ albümünden ‘Ten Years Gone’ çaldıkları bir konserlerini izlemek inanilmaz olurdu. Oasis‘in Knebworth İngiltere’de 1994’te verdiği konser de iyi bir fikir. Jimi Hendrix‘in ilk yıllarından bir konsere de hayır demem.

2017’de beklediğin albümler var mı?

King Gizzard and the Lizard Wizard‘ın ne yapacağını merak ediyorum. Liam Gallagher da geri döneceğini açıkladı. Queens of the Stone Age yeni bir albüm çıkartacak, en son albümleri en çok arka arkaya dinlediğim albümler listesine girmişti. Prodüksiyonu o kadar iyi oluyor ki, en çok onu merak ediyorum diyebilirim.

3 kelimeyle hayalini anlatsan, bunlar ne olurdu?

Genç, gaz, huzurlu.