D

eniz kıyısı ve ormanı olan küçük bir şehirde kendi dünyasını oluşturan Christian Löffler, elektronik müzik sahnesinin kıymetlilerinden. Şanslıyız ki kasketli ruhunu ve anı yakalama isteğini müzikle dışavurabiliyor. Ve yine şanslıyız ki bunu yaparken evrenin ona sunduğu tüm seslerle kendi müziğini yaratabiliyor. Henüz rakamlarla ifade ettiğimiz müzik kariyerine iki başarılı albüm sıkıştıran  Alman prodüktör, akustik seslerle süslü Christian Löffler Ensemble projesiyle 15 Şubat Perşembe akşamı Babylon‘a konuk olacak. Tekil hayatın süzgeçinden geçen ve yalın müziğiyle derimizin altına işleyen Christian Löffler ile performansı öncesi iki kelam ettik.

“Mare” albümündeki şarkılar pek çok sanatçı tarafından remiks edildi. Başka sanatçıların şarkılarını remiklemesi nasıl bir his? Yarattığın evrenin remikslerle genişlediğini düşünüyor musun?

Hali hazırda çalışmalarını beğendiğim prodüktörler şarkılarımı remikslediği için kendimi çok şanslı hissediyorum. Şarkıları nasıl yorumlayacaklarını çok merak ediyordum. Her defasında ellerindeki materyale nasıl farklı yaklaştıkları oldukça şaşırtıcı. Bazı durumlarda remiksler, şarkıyı yaratırken gerçekten farkına varmadığım harika geçişleri ve elementlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Sonuç olarak hayranı olduğunuz sanatçıların remiks yapması çok güzel bir şey.

Senin “kasvetli ruh”un anlamı nedir?

Sahip olduğunuz her şey tükenebilir. Bu, her şeyin tek bir sefer olması ve bir daha tekrarlamaması gibi… Sıklıkla geriye bakan ve hayatındaki her şey için nostaljik hislere sahip olan biriyim. Her ne kadar bazen yorucu olsa da… Bu hisler, günlük hayatımda sürekli yankılanıyor ve temelde müzik yapmam için beni tetikliyor.

Müzik tarafında tüm ilhamın gittiğin konserlerden gediğini söylemişsin. Son dönemde sana ilham veren konserlerden ve hislerinden bahseder misin? Bu konserler müzikle birlikte çıktığın yolculuklar mı yoksa sesler arasında bir keşif mi senin için?

Bunu Christian Löffler müzikal projesi üzerine çalışmaya başladığım zamanlarda söylemiştim. Hala Hamburg’ta gittiğim, duygusal ve ilham veren Death Cab For Cutie konserini hatırlıyorum tıpkı 10 yıl önce dinlediğim Olafur Arnalds gibi… Eğer bir konserde şartlar iyi olursa ve her şey beraberinde gelirse, bu durum müziğe mümkün olduğunca çok yaklaşmanızı sağlıyor. Böylelikle notalar arasındaki titreşimleri bile hissetmeye başlıyorsunuz.

Müziğini yayınlamaya karar verdiğinde en yakın arkadaşınla kendi plak şirketini kurmuşsun. Normalde prodüktörler bunu majör plak şirketlerinden yapmak ister. Kendi plak şirkeni kurmanın amacı neydi?

Başlangıçta hiçbir plak şirketi yaptığım şarkıları yayımlamak istemedi ve ya izlediğim yol bir türlü işe yaramadı. Arkadaşlarımdan ve diğer sanatçılardan harika geri dönüşler alıyordum fakat hala müziğimin plağa basılacak kadar değerliği olduğundan emin değildim. Daha sonra bunun denemeye ve her şeyi kendi kendimize yapmaya karar verdik. Bu harika bir karar oldu. Çünkü her hangi bir ödün vermeden istediğimiz her şeyi yapabilecek duruma geldik.

Açıkça görülen şu ki, alan kayıtları şarkılarında önemli bir role sahip. Evinde olduğun normal bir gün nasıl geçiyor? Bir yandan alan kaydı yaparken bir yandan da fotoğraf çekiyorsun? Sürekli yaşadığın anı kaydetme ihtiyacın varmış gibi. Bu hissi nasıl tanımlarsın?

Farklı yollarla bağ kurabildiğim anları yakalamayı seviyorum. Örneğin, yaşadığım yerde bir koşu rotam var. Bu rota bir kıyı ormanından geçiyor ve bazen bir dalın kırılması ya da rüzgarla ağaçları hareket ettirmesiyle ortaya çıkan seslerin farkına varabiliyorum. Böyle durumlarda hemen durup kayıt alıyorum. Neyin kullanılabilir olacağını asla bilemezsin fakat daima dikkatimi çeken sesleri kaydetmek iyi bir karar oluyor.

Her iki albümüne de vokaller eşlik ediyor. Ne zaman çalışmalarının vokalle uyum içinde olduğunu fark ettin? Vokalin senin şarkılarındaki önemi nedir?

Vokallerin önemi, şarkılarımdaki diğer tüm elemanlarla aynı seviyede. Dolayısıyla, vokallerin dikkat çekiciliği veya üzerine harcanan çaba diğer müzik yapımlarında olduğu gibi değil. Vokaller, sadece beni yeni seslerle gitmek istediğim yere daha da yakınlaştıran bir unsur. Elbette ki ses, diğer enstrümanlar kadar güçlü; özellikle doğal ve doğrudan olanları… Bazı durumlarda vokaller, hedeflediğiniz sonuca daha hızlı ulaşmanızı sağlıyor.

Bitirilmemiş parçan veya çizimlerin olduğunda, onları sürekli düşünür müsün? Bu döngüden nasıl uzaklaşırsın? Yarıda bıraktığın çok fazla şarkın veya çizimin var mı?

Kullanılmayan pek çok fikrim ve çizimim var. Fakat onların üzerine çok fazla düşünmüyorum. Eğer bir fikrin çok iyi olduğuna inandığımda fakat o an bir şarkı ortaya çıkaramayacak durumda olduğumda, zihnim kaydetmeye başlıyor. Örneğin; “Mare” albümünde ortada 150 farklı çizim vardı. Hala aklımda en iyi olanının albümün final halinde kullanılmadığı fikri var. Bazen geriye dönüp fikirlerime yeniden denemek için bir şans veriyorum. Dürüst olmak gerekirse bu genelde pek bir işe yaramıyor fakat günün sonunda bunu denemeye değer.

Ben çalışma alanımda geçmişimden bir parça şeyler olsun isterim. Bu bazen bir çocukluk fotoğrafı, bazen ise çok sevdiğim bir kitap olur. Stüdyonda bu tarz, seni zaman yolculuğuna çıkartacak objeler var mı?

Duvarımda asılı olan Danimarka’daki tatillerim sırasında aldığım sülün tüyleri gibi birkaç şey var. Ayrıca stüdyomdaki Korg Polysix, büyük bir öneme sahip. Çünkü bu alet, ergen zamanlarımda satın aldığım ilk müzik cihazıydı.

Son klibin “Haul”, “Dünyadaki tüm mülteci çocuklar için” notuyla önemli bir konuya dikkat çekiyor. Bu fikir nasıl çıktı? Kliplerin senin için önemi nedir?

Ana fikir, filmin yapımcısı olan Marek Partyš ve Dušan Husár’dan geldi. Kendileri benimle iletişime geçerek klibi, tüm  dünyada sayısı her geçen gün artan mülteci çocuklara dikkat çekmek için kullanacakları fikrini paylaştı. Çoğumuz hayatlarındaki bu katlanılmaz durumun onlara yaşattığı acıyı anlayamıyoruz. Evden ve ebeveynlerden yoksun olmak, sürekli bir korku ve ümitsizlikle yaşamak anlamına geliyor. Müzik dinlerken aldığın hissi önemli bir mesajla birleştirmek, bence harika bir fikirdi.

Dünya üzerinde her hangi bir yeri performans mekanına çevirsen tercihin ne olurdu?

Örneğin; Dover’ın beyaz kayalıklarında süzülen bir yelkenlide konser vermek isterdim.