X

JAZZ Festivali kapsamında 17 Nisan Pazar günü Zorlu PSM Stüdyo’da gerçekleşecek konser öncesi Cenk Erdoğan ile gitara, müziğe ve hayata dair sohbet ettik.

Festivalin İstanbul ayağının kapanışını üstlenecek Istanbul x Berlin Ensemble çatısı altında performans sergileyecek Cenk Erdoğan;  Hüsnü Şenlendirici, Ediz Hafızoğlu, Sebastian Studnizky ve Paul Kleber ile aynı sahneyi paylaşacak.

Hayatınızda müziğe bakış açınızı ne değiştirdi? Elbette uzun yıllardır gitar ile iç içesiniz ancak size ilk kez “Gitar çalıyorum!” hissi yaşatan olayı hatırlıyor musunuz?

Aslında tek bir şeyden bahsedemem ama birkaç olay var tabii ki. En önemlisi babamın gitar çalan bir arkadaşı vardı. Bana “Çalsana bir şeyler!” dedi. Ben de o zaman çalıştığım etütleri vesaire çaldım tabii. Başka malzeme yok elimde; ne yapacağım? Bana “Sen gitar çalmıyorsun; bak, gitar çalmak böyle bir şey” dedi ve bir Beatles şarkısını, melodisi ve akorları ile tek gitar şeklinde çaldı. O zaman anladım, gitar çalmak demek bir bütün akorlar, armoni, melodi, ritim demek. O günden sonra sevdiğim müzikleri gitara uyarlamaya başladım ve ardından gitar için müzik yazmaya… Sanırım en önemli kırılma noktası bu benim için.

İle ve Kavis trio formatında iki albümken Kara Kutu ile solo formatta akustik enstrümanlara yöneldiniz. İle ve Kara Kutu arasında geçen zamanda müzikal anlamda en çok ne değişti?

Aslında “İle” albümünde yer alan “Sonbahar” ve “Sabah Bozlağı” isimli şarkılar “Kara Kutu”nun habercisiydi. Ancak o zamanlar perdesiz gitarı solo bir albüm kaydedecek yeterlilikte çalamıyordum. Eşlik varken tamam ama solo çalarken tek nokta sensin. Senin ellerin gitarın telleri ve sonsuz bir yoğurum imkanı… Yıllar içinde solo gitar stili üzerine çalıştım ve kendimce geliştirdim. Benim için gitar çalışmak eşittir beste yapmak. O esnada teknik hatalarımı fark ediyorum ve üzerine gidiyorum. Bu sebepten “Kara Kutu” benim için çok özel bir yerde duruyor. Bir nevi sınav gibi kendi kendime verdiğim…

Film müzikleri, prodüksiyon, aranjörlük ve full kayıtlar derken 35’ten fazla albüme dokundunuz. Kendi albümleriniz de dahil yapım sürecinde sizi en çok etkileyen ve kendinizi bulduğunuz albüm hangisidir?

Bu çok zor bir soru. Hem profesyonel sebeplerden, hem de kişisel ilişkilerden dolayı bir tercih belirtemem. Ancak tabii ki bazı albümleri yeni çıkan albümüm gibi görüyorum ve sahipleniyorum. Aslında önemli olan nokta prodüktör olarak beni seçen insanların hislerini paylaşmak, onlara ve bana uyan güzel bir kıyafet dikmek. Bazen dikine çizgiler çizip kişiyi olduğundan ince gösteriyorsun bazen de bir parça çaput bağlıyorsun ortaya harikalar çıkıyor.

Dünyada bir ilke imza atarak perdesiz gitar öğrenmek isteyen müzisyenler için fretlessguitarlessons.com/ adında ücretsiz bir eğitim portalı hazırladınız. Çıkış noktası neydi biraz bundan bahseder misiniz?

Perdesiz gitar çok genç bir saz. Henüz müzikal olarak stil ve formları. Niyetim şu; ben nasıl öğrendiysem karşımdakilere de öyle aktarmak. Doğru bilgilerle üzerine düşünülmüş etütlerle yayılmasını sağlamak. Şu dönemde yaklaşık 4,000 belki daha da fazla üyesi var. Herhangi bir kar amacı gütmüyorum bu platformdan. Belki ileride yepyeni bir çalışma alanı olabilir benim için. Öncelik, gitaristleri doğru bilgiye ulaştırmak. Bir de şunu açıkça söyleyeyim, bunu yapan kişinin bir Türk olmasını istedim. Sonuçta buradan çıkma bir enstrüman ve hissini, dokusunu en iyi biz biliyoruz. Şimdilerde ise dünyada çok özgün çalan bir sürü insana denk geliyorum. Bu harika bir şey. Bir çoğu da fretlessguitarlessons.com’un üyesi. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Türkiye’de cazın ortaya çıkışı Emek (eski adıyla Melek) Sineması’nın açıldığı döneme dayanıyor. Sonrasında Halkevlerinde gelişen ve doğu-batı senteziyle zengin bir temele dayanan caz, çekirdek kitleye hitap ediyor. Askerden döndüğünüzde Berklee College of Music’e davet edildiniz ve perdesiz gitar & Türk makamlarıyla ilgili ders verdiniz. Son yıllarda cazın hitap ettiği kitle ve gelişimi hakkında yorumunuz nedir?

Son dönemlerde caz dinleyicisi çok daha ilgili ve meraklı bence. Özellikle festival olduğu dönemlerde katılım çok büyük. Artık cazın korkulacak bir müzik olmadığını anladılar. Tabii ki jenerasyon da değişiyor. Çok değerli müzisyenler yetişti. Hepsi albümlerini yapıp müziklerini yazıyor. Bu çok önemli. Caz çok çeşitlendi, çok farklı stilleri var. Aslına bakarsanız her zevke uygun bir konser yakalamak mümkün de! Ancak, İstanbul’da bile çalınabilecek sınırlı mekan varken İstanbul dışında hiç bir kulüp olmaması çok zorlayıcı bir durum. Hakkını vermek lazım, Bursa çok büyük atılımlar yaptı. Darısı diğer Anadolu şehirlerinin başına.

Bir çok değerli müzisyen ile farklı projelerde yer alıyorsunuz. Sezenli Yıllar’ın müzik direktörlügü ve şefliğini yaptınız. En son İsmail Tunçbilek ile muhteşem iki şarkı kaydettiniz. Gelecekte dinleyiciyi ne gibi projeler bekliyor?

Sezenli Yıllar projesi benim için çok önemli bir projeydi. Kısa soluklu oldu ancak yaşayan bir efsane ile o anları paylaşmak, o çocukluğuma damga vurmuş parçaları yorumlamak benim için paha biçilmez bir zevkti. Ayrıca, kariyerim açısından da büyük bir adım olduğunu düşünüyorum. Değerli Rıza Okçu’ya bana güvendiği için teşekkür ederim. Ve tabii ki Sezen Aksu’ya da tüm desteği için. Bu sene benim için projeler senesi oldu diyebilirim. Rachmaninov Anatolian Project, Sezenli Yıllar, Lahza ve en son İsmail Tunçbilek ile olan projemiz, hepsi bana büyük renkler kattı. Şimdi ufukta gözükenler şöyle; Mehmet İkiz ile oluşturduğumuz ”Lahza”nın albümünü kaydedeceğiz, ardından da benim 4. albümüm için kolları sıvayacağım. Bakalım neler olacak…

Son olarak, müzik dışında da sizi tanımak isteriz. Hayatınıza bir tutam keyif katan ve sizi motive eden olaylar nelerdir?

Ben hayattan keyif almasını çok severim. Mesela güzel yemekler tatmak benim için çok önemli. Gezdiğim şehirlerde nesi varsa meşhur yerim. Çok sık olmasa da yurtdışına gitmeyi seviyorum. Ancak sanılanın aksine müze gezmek için değil, bir köşeye oturup insanların hayata katılışlarını izlemeyi seviyorum. Denize aşığım, çocukluktan beri yazları çok sevmem ama deniz bir başka benim için. Karşısında oturmaya bayılıyorum. Tabii ki en büyük keyfim kızım. Onunla vakit geçirmek büyük keyif benim için. Artık birlikte müzik de yapmaya başladık. İyice güzelleşti her şey.