1) Öncelikle Can Ergün kimdir? Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Can Ergün, 82 İstanbul doğumlu, köklü İstanbullu bir ailenin 2 çocuğundan biri. YTÜ Serigrafi ve Mimar Sinan Üniversitesi grafik mezunu, aileden sanata meraklı bir insan.

2) Elektronik müziğe olan ilginiz nasıl başladı bize biraz bundan bahseder misiniz?

Spawn soundtrack albümünde The Prodigy & Tom Morello beraberliğindeki ‘One Man Army‘ parçasını dinlemem elektronik müziğe olan ilgimi arttırdı, hatta merak uyandırdı. Peşine Mimar Sinan Üniversitesi’ni kazanınca daha bir içine girmiş gibi oldum, o dönem Taylan Sinan Yılmaz ile tanışmam dinlemem de vesile olmuş oldu.

3) Peki elektronik müziğe karşı ilginiz nasıl üretime dönüştü bu süreci anlatır mısınız?

Üniversiteye girdiğim dönemlerde bilgisayarım yoktu, o aralar Playstation 1 büyük bir olaydı bende o dönem onu almıştım, akabinde yanlış hatırlamıyorsam MTV’nin loop üstüne kurulu bir müzik programı vardı ”MTV MUSIC GENERATOR” galiba onunla uğraşmaya başlamam ilk adımım oldu. Sonrasında güzel bir bilgisayar ve reason, ondan sonrası sadece uğraşmaktı. Yani bir çok dj gibi kasetleri açıp, teyplerden alet yapıp başlamadım en büyük üzüntümdür 🙂

4)Sizin de bildiğiniz gibi elektronik müzik bir çok parçaya ayrılıp bir çok isimle anılabiliyor. Siz kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Genre üstüne aslında benimde bazı sorunlarım var, ağırlıklı olarak deep house ve deneysel şeyler denesem de, yer yer techno ve türevleri de icra ediyorum. Aslında amacım çiğ müzik yapmak, biraz farklı olmasını sağlamak. Türkiye’de ne kadar başardığımı bilmiyorum ama şu an en azından kendim için geldiğim noktadan memnunum.

5) Elbetteki bu genre’ler sizi bir şekilde yakalanmıştır bunun size ait tanımı nedir?

Elektronik müzik ile ciddi zaman geçiriyorum. Hatta zamanımım çoğunu stüdyomda geçiriyorum ve insanlar ne yapmış dinliyorum. Elimden geldiğince yeni jenerasyonuda dinliyorum ama benim yaptığım bir çok parçayı, juno, beatport ve djshop.de gibi siteler ortak bir genre’de toplayamıyor. Bu yüzden de ben deneysel techno, deneysel house gibi kendimden uydurma genre’ler yarattım. Beatport’un techno dediği EP’me, Juno house filan yazıyor mesela ve djshop minimal diyor. O yüzden önceki soruda da dediğim gibi ben de ciddi bir sorun yaşıyorum müziğimi tanımlada.

6) Düzenli olmasa da İstanbul’da performanslarınıza rastlamak mümkün. Bildiğim kadarıyla anlaşmalı olduğunuz yurtdışından bir record şirketi de var. Bu noktadan baktığımızda Can Ergün’nün bir sonraki adımı ve varmak istediği nokta nedir?

Aslında düzen konusu biraz enteresan. Prodüksiyona ağırlık vermeden önce uzun süre 2 mekanda resident dj’lik yaptım ve akabinde çok yakın bir arkadaşımla 2 ufak gece kulübü işlettik ve gerek Mimar Sinan bahar şenliklerini gerekse de değişik partileri organize ettik. Daha sonra anlaşamadığımız için ayrılmak zorunda kaldık. O dönemde anladım ki İstanbul gece hayatındaki müziğe bakış açısı, ya da tatminkarlığı bana hitap etmiyor. Ben de bu yüzden prodüksiyona ağırlık verip ayda 1 ya da 2 yerde sevdiğim insanlarla buluşmayı seçtim. Label konusuna gelirsek totalde 4 ya da 5 farklı label ile çalıştım bugüne kadar. Ama ben biraz idealist olmak istediğim için 2 ana label ile çalışmaya devam etme kararı verdim. Bunlar substream ailesine bağlı, Mareld & Dansant ve diğer bir aile olan Vi Tva. Ben belli bir label ile yürümeyi, 15 label’dan 45 EP çıkarmaya tercih ediyorum. Elimde bitmiş bir çok EP olmasına karşın onları bile 1 senede release etmek istemediğim için öteki seneye sarkıtıyorum. Biraz obsessifim galiba, 2 label seçmemin sebebi de Mareld’da Haklan Lidbo, Vi Tva’da da Mariano Santos gibi isimlerle çalışma fırsatıydı.

7) Evet ben de şimdi o konuya gelecektim. Günümüz elektronik müzik koşullarında oldukça fazla bir üretkenlik bu. Şöyle devam edecek olursak 2 aydan az bir süre içinde 3 EP, bir albüm, bir de plak yayınlayacaksın. İşin mutfak kısmında fazlaca vakit geçirmişsiniz belliki. Prodüksiyon kısmının daha ağır bastığı söylenebilir mi? Bir de bize bahsetmek istediğiniz yeni projeniz var mı?

Aslında 2 aydan kısa süre içersinde çıkması planlanan eplerden 1 tanesi, plak ve albüm geçen sene askere gitmeden önce yaptığım ve bitirdiğim parçalardan oluşuyordu. Biz planlamamızı biraz yayarak yaptık hepsi bu aslında 🙂 Yeni ve canlı bir proje planımız var yakın dostum Ufuk ”şehinşah” ile freestyle vokal üstüne deneysel şeyler yapmak için uzun zamandır uğraşıyoruz. Yer yer caza kaçan melodiler eşliğinde techno soslu tamamı ile doğaçlama bir tür deneyeceğiz. Onunda benimde amacımız başka şeyler yapmak.

Bugüne kadar beatport’ta 2 , juno’da 2 ve dj shop.de’de 1 kere top 100, 1 kere top 20, 1 kerede top 10 gördüm. Amacım piyasaya oynamak olsaydı tutan EP’lerimin üstünden yürürdüm ama ben her seferinde başka şeyler yapıp, insanların ‘tutmaz abi bu’ dediği şeyler ile iddialaşmayı sevdim. Dönüp tabloya baktığımda da başında dediğim gibi Türkiye’de olmasa da Avrupa’da belli bir bölgede en azından insanların yaptıklarımı sevdiklerini görüyorum. Ufuk ile de projemiz bu saflıkta olacak.

8) Özellikle son yıllarda elektronik müzik dinleyen kitlenin arttığı bariz bir şekilde gözükmekte. İnsanların bu yöneliminin nedeni nedir sizce?

Elektronik müzik dinleyen insan sayısının artması çok normal birşey. Çünkü elektronik müzik tamamı ile popüler ve tüketime yönelik bir müzik türü. Ama bunu ne şekilde tüketiceğiniz size kalmış. Ben ağır tüketmeyi sevenlerdenim. O artan ve özellikle dışarıya çıkan kitlenin bir çoğu ya arkadaşları ile eğlenmeye ya da mekana gidiyor. Ben açıkcası mekanlara gelen insanların çoğunluğunun çalan müzikten birşey anlama çabasında olduğunu, ya da çalan insanın ne çaldığına baktıklarını sanmıyorum. En basit örneği Maceo Plex diye ortalarda gezen insanların Maetrik’ten bir haber olması.

9) Kesinlikle sizinle ayni fikirdeyim. Özellikle ülkemizde dinleyici kitlesi çok olan tarzlar kolaylıkla popüleriteden etkilenip kalitesizligine doğru ilerliyor. Bu şüphesiz elektronik müzik içinde öyle. Dünya genelinde baktığımızda ülkelerin kendilerine ait elektronik müzik türlerinin olduğunu bile görebiliyoruz. Bizdeki bu kısır döngü ve genel bakış açısı hakkında ne söylemek istersiniz?

Kısır döngünün sebebi belli, üretim yok. Olsa da üreten insanı çekecek ya da tatmin edecek bir dürtü yok. Mekanların çoğunluğunun amacı kitlesi olan insanlara çaldırmak oldu. Taksim’deki iyi kulüpleri hatırlayan insanlar bilirler, isim vermeyeceğim ama Taksim’de Onur Özer gibi bir insan resident dj’di. Ellen Allien gelirdi ve mekanların kapıları içeriye girmek için, bu DJ’leri dinlemek için can atan insanlarla dolu olurdu. En basiti geçmişteki festivaller ile şimdiyi kıyaslayın, mekanlar çizgi korumak ya da yaratmak peşinde değil, para kazanmak peşinde. Ben kazanmasınlar demiyorum tabi ki de yanlış anlaşılmasın. Ama biraz değişik şeyler yapılsın, müzik direktörü denen insanlara çok iş düşüyor ”ben burayı özellikle vurgulayacağım”. Şu an piyasada ki bir çok müzik direktörünün getirdiği adamları dinlemediğini dahi düşünüyorum. Beatport üstünden ya da araştırmadan isimler getiriliyor Türkiye’ye.  Bu da büyük bir kısır döngüye neden oluyor. En basiti Uğur Proje ve Sarp Yılmaz gibi isimler daha yeni yeni kendilerini göstermeye başladılar ki bu çok komik. Zaten Avrupa’da senelerdir varlardı. Benim aklımdaki işletmeciler biraz bu kafa da olmalı.

10) Sürekli güncellenen bir elektronik müzik piyasası var bu aralar dinlemekten keyif aldığınız isimler nelerdir?

Bu aralar ısrarla gerek ofiste gerekse de evde Four Tet ve Isolee dinliyorum. Bu tarzların dışında Sleep Party People ve Misteur Valaire isimlerini söyleyebilirim.

11) Son olarak Gezi Parkı eylemleri süresince ki aslında halen daha devam ediyor, insanlarda müziğin dışlanması gibi anlayış oluştu. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Müzik ve bağımsızlık yan yana düşünülemez mi? Ben insanların kızdıkları şeylere demokratik olarak ses çıkarması taraftarıyım. Kimse kimseden üstün değildir. Dindar olanı da, sağcısı da, solcusu da haksız bulduğu şeye demokratik çerçevede ses çıkarabilmeli. Demokrasi budur zaten. Ama ben isterdim ki, insanlar müzikten de kopmasaydı. Fakat öyle bir durum yaratıldı ki, bütün gece kulüpleri ve alkollü mekanları baltaladılar. Bizim yapmamız gereken inadına müzik inadına sakinlikti. Onları rahatsız eden müzik değil zaten, insanların eğlenmesi. Müzik zaten başlı başına bir bağımsızlıktır. Zaten sanatın amacı da bu değil mi?

Teşekkürler bize zaman ayırdığınız için.