M

ind Doodles adlı parçası ile kalbimizi fetheden Alec Troniq, konuğumuz oldu. Kişisel hayatı, müzik ve Alman klüp kültürü hakkında lafladık.

Alec Troniq ismi ile “Mind Doodles” adlı parça Spotify hesabımızda çıktığında tanışmıştık. Muhteşem bir parçaydı. Bu şarkı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Gabriel Vitel ile yaptığım ilk şarkıydı “Mind Doodles“, yaklaşık üç sene önce çıktı. Şarkının çıkış noktası; kafasında birbiriyle uyuşan veya uyuşmayan binlerce soru ve düşünce dolanan gençler olmamızdı. Bu düşünceler herkesin bildiği ve insanı mutlu eden gıdıklayıcı bir his büyütmeye başlayınca da üretime geçtik. “Mind Doodles”un çıkışından beri Gabriel ile gerek sahnede gerek stüdyoda muhteşem anılar geçirdim ve bu da gelecekte daha da fazla çalışacağımızın bir belirtisidir.

Almanya, özellikle Berlin gece hayatı ile bilinen bir ülke. Ülkenizdeki kulüp kültürü müzikal vizyonunuzu nasıl etkiledi?

Ben Doğu Almanya’da büyüdüm. Çocukluğumdaki ilk müzikal algılar techno müziğinin yükselişi ve Almanya’nın birleşmesi döneminde gerçekleşti. O dönemlerde kulüplere girmek için çok küçüktüm, ama merakımdan dolayı kulüplerde çalan müziği öğrenmeye başlamıştım. Çocukken kulüpte dans etme veya uyuşturucu kullanma kültürünü hiç bir şekilde bilmememe rağmen techno kayıtları dinleyip hayalgücümde kaybolurdum. Benim için bunlar birbirinden bağımsız olgulardır. Ben odak noktamı her zaman müziğe koyarım fakat çoğu zaman insanların kulüp kültürünü müziği ile değil o ortamda yaptıkları ile tanımladığını düşünüyorum. Fakat büyüyünce techno kulüplerinin ortamından dolayı garip mekanlarda; ormanlarda, fabrikalarda illegal işler yaptım ve bir çok garip müzik türü ile karşılaştım. Rave dönemiydi kısacası. Bu yaptıklarım sürüyü izlediğim anlamına gelmesin. Ben farklılıkları seven bir insanım, başkalarının “yap” dedikleri şeyleri yapmayı sevmedim, sevmeyeceğim. Onları dinleseydim etrafımdaki birçok alt kültürü deneyimleme şansımı kaçırırdım. Turneye çıkan bir sanatçı olarak bunu öğrendim.

Almanya’da ziyaret etmemiz gereken 3 klüp sayabilir misiniz?

Geçenlerde konser verdiğim Weidendamm-Hannover, Eulenglück-Braunschweig ve Lightplanke-Bremen adlı mekanları çok sevdim, tavsiye ederim. Fakat az önce belirttiğim gibi, gözlerinizi açık tutun. Belki de hayatınızdaki en güzel geceyi, şehrin en gözde mekanının arkasında, kimsenin uğramadığı sokaktaki eski fabrikada geçirebilirsiniz.

Beklenmedik tarzlarda müzik dinliyor musunuz?

O kadar çok dinliyorum ki sayamam. Caz, Blues, Funk gibi eski türleri dinlemeyi çok severim. Hendrix veya Pink Floyd gibi efsaneleri dinlemeyi de. Hatta arkadaşlarımın yaptığı modern rock/ indie müzikleri de dinliyorum. Fakat büyük bir problemim var. Kendi müziğimi üretirken başkasının müziğini dinleyemiyorum!

En büyük korkun nedir?

Hmm… aslında değişir fakat müzik ve sanata yoğunlaşırsak, çarpıcı ve kaliteli müziklerin saçma sapan pazarlama teknikleri sayesinde gözlerden uzaklaşması olabilir.

İstanbul’da performans sergilemeyi çok istediğinizi bizlere belirtmiştiniz. Bunun sebebi nedir?

İstanbul’un çok renkli bir şehir olmasıyla birçok kültürün doğuş yeri olduğunu sıkça okuyorum. Böyle bir şehrin insanı da açık görüşlü ve yeniliklere aç bir toplumdur diye düşünüyorum. Böyle bir şehrin klüp kültürü çok sağlamdır büyük ihtimalle.

Türk müziği dinliyor musunuz?

Açıkçası dinlediğim sanatçılar hakkında pek bilgi edinmeyi sevmiyorum bu nedenle hangi ülkeden olduklarını da genellikle bilmiyorum. Bundan son arşivimde birkaç Türk müzisyen bulundurmalıyım 🙂

Kendiniz yaz insanı olarak mı görüyorsunuz kış insanı olarak mı?

Ben bahar insanıyım!

Dürüst olalım, müzisyen olmak zor bir iş. Başta aileniz olmak üzere çevreniz müzisyen olmanızı pek istemez. Bu süreçlerden geçen genç müzisyenlere tavsiyeniz var mıdır?

Sizleri mutlu ettiği sürece bu işi tutkuyla yapın ve süperstar olmaya çalışmayın. Unutmayın, popülerite kararsız bir …. gibidir. Bir müzisyen olarak toplumun, yetkililerin ve ekonominin belirlediği kalıplara uymak zor bir iştir ama kimsenin sizlere hayatınızı nasıl yaşamanız gerektiğini söylemesine izin vermeyin.

Konserlerde dinleyicilerinizin sizin müziğinizle eğlendiğini görmek nasıl bir duygu? Dünyanın en güzel duygusudur diye düşünüyorum.

Kesinlikle öyle. Onların benim yaratımımla eğlenmeleri bir enerji oluşturuyor ve bu enerji bana performans olarak geri yansıyor. Bu “haz sarmalı” diye tanımlamak istediğim bir dönüşüm. Biraz spiritüel gelebilir, bazı durumlard öyle oluyor zaten 🙂

Müzikal kariyerinizde ulaşmak istediğiniz noktaya vardınız mı yoksa hala yolda mısınız?

Hala yolum var… Yolda olmak harika bir şey. Dans eden o insanların anılarını tutarak, kariyerin hakkında çok dertlenmeden ilerlemek… Daha çok ülkede daha fazla çılgın insanla tanışmaya sabırsızlanıyorum!

Interview in English, please click here to read