M

 ayıs 2013’te yayınladığı Flesh EP’siyle tanıştığımız Ah! Kosmos, İstanbul doğumlu Başak Günak’ın solo projesi. Kasım sonlarında başladığı Avrupa turnesini yeni tamamlayan Ah! Kosmos ile başlangıçlar, satın aldığı ilk albümler ve gelecek planlarına dair biraz lafladık: 

Geçmişe dair bir soruyla başlayalım: Ah! Kosmos nasıl meydana geldi? İlk zamanlardan bugüne müziğinde gelişim adına ne gibi kırılımlar oldu? Başladığın nokta ile şimdi arasında neler değişti?

3 sene evvel yaptığım müzikleri yayınlarken ve farklı disiplinlerden sanatçılarla ortaklaşırken isim olarak Ah! Kosmos’u kullanmaya başladım. Aslında müzik serüvenim daha eskiye dayanıyor. Küçükken klavyeyle enstrüman çalmaya başladım, 13 yaşında ise gitarla devam ettim. Lise ve sonrasında ise farklı gruplarda bas gitar çaldım. Yola solo parçalarımla devam etmeye karar verdikten sonra 2013 yılında ilk EP’mi yayınladım. Bu süreçte kompozisyona yaklaşımımda değişimler oldu. Bunda çağdaş dans alanında koreograflarla çalışma şansı yakalamamın ve  canlı performansa dair düşünmekten çok keyif almamın etkisi olduğunu hissediyorum.

Ah! Kosmos - Performance

Flesh EP’sinden sonra bu yıl kavuştuğumuz Denovali Records etiketli Bastards gerçekten duyuları gıdıklayan, merak uyandırıcı, hayal gücüne yönelik bir anlatıma sahip. Albümün ortaya çıkış süreci hakkında neler söyleyebilirsin?

Çok teşekkür ederim bu güzel yorum için. Bastards son iki yıl içerisinde İstanbul’da yazdığım parçalardan oluşuyor. Dolayısıyla İstanbul’da deneyimlediğim birçok duyguyu dönüştürmek için yaptığım, gönlümün içinden çıkan parçalar. O yüzden parçaların bana tesiri olan şeylerin yankıları olduğunu söyleyebilirim.

Sosyal paylaşım siteleri artık müzisyen-dinleyici arasında çok kolay ve hızlı bir iletişim yolu sunuyor. Paylaşmak, tepkileri gözlemlemek nasıl hissettiriyor sana?

Evet. Mesafe uzaklığını ortadan kaldırarak üretilenin paylaşılabilmesi adına da büyük yardım sağlıyor. Albümün yayınlanmasıyla birlikte eski parçalarla ilişkimin değiştiğini hissediyorum. Parçaların artık kendi ilişkilerini kuracakları zamanın gelmiş olması bana iyi hissettiriyor, dolayısıyla parçaların kurdukları yeni ilişkileri izlemek güzel.

Şu sıralar düşünce dünyanı en iyi tarif eden filmler/kitaplar/albümler hangileri?

Şu anda Aslı Erdoğan’ın “Mucizevi Mandarin” kitabını okuyorum. Oldukça karanlık..  Xavier Dolan’ın Laurence Anyways filmi ise son dönemde rastladığım iyi filmlerden..

Günlük hayatında neler yapıyorsun?

Her gün büyük bir vakti müzik yaparak geçiriyorum. Onun dışında bu aralar yemek yapmak bana çok iyi geliyor.

Şimdiye kadar aralarında Sonar Festival Barcelona,  Venedik ElectroFestival, Tokyo Electronic Music of Arts Festival, Meet D3 Festival Dubai, CitySonic Festival Mons, Brüksel Piknik Elektronik ve Budapeşte Punkurica Festival gibi örneklerin de olduğu bir çok yerli, yabancı festivalde sahne aldın – bu performanslar arasında en akla kazınan hangisiydi?

Barselona’daki Sonar Festival’i çok keyif aldığım bir performans oldu.

Satın aldığın ilk albüm neydi? Hala aynı şekilde severek dinliyor musun?

İlk kendim gidip aldığım kasetin The Cranberries’in “Ode to my Family” albümü olduğunu hatırlıyorum. O dönem dinlemekten biraz bozulmuştu. Evde saklıyorum ama epeydir dinlemedim açıkçası.

Verdiğin ilk konser neredeydi? Kimler izledi, ortam nasıldı?

En eskisi ortaokulun mezuniyetiydi, en yakın arkadaşımla (Merve Tetey) gitar çalıyorduk, Hotel California ve birkaç parçanın daha olduğu bir setlistimiz vardı. Yaklaşık 1000 kişi izlemişti. Oldukça heyecanlandığımızı hatırlıyorum.

Yeni dönemdeki planların neler?

Şu anda yeni parçalarım üzerine yoğunlaşıyorum, bir yandan da başka sanatçılarla ortaklaşa çalışmaya devam ediyorum. Yakında da yeni parçalarımı yayınlamayı planlıyorum.

Interview in English, please click here to read