30 Mayıs sabahı başladı her şey..  Çok sinirlenmelerimiz, çok yaratıcı oluşlarımız, çok saf oluşumuz, çok barışçıl oluşumuz, çok Alevi, çok Kürt, çok Türk, çok beraber, çok bir, çok hür ve tabi ki çok oluşumuz, taşmalarımız, sokaklara sığamayışımız! İlgilenemedik yeni çıkan parçalarla, albümlerle. Siz de yoktunuz zaten buralarda, biliyoruz. Canınız bir şey çekmiyordu, iştahınız bile kaçıktı belki.. Direndik, kaçtık, saçımızdan süpürge edildik belki de çadırımız yandı.. Kimimiz ise yaralandı. Kör oldukça gözümüz daha iyi görmeye başladı belki bir şeyleri. Bu olaylarda hayatını kaybeden herkes için aynı derece de üzüldük. Ne kadar ilgilenemesek de tamamen müziksiz bir direnişi düşünemedik! En güncellerini takip edemedik ama biz yazdık mesela, biz uyarladık eskilerini bu olaylara.. Odanda sinirlendiğinde dinlediğimiz müzikti. Çünkü en saf isyan müziktir; müzik isyandır. Music is Salvation sloganıyla yola çıkan bizler, isyana alıştık daha bilinçli, daha gururlu, daha huzurlu geri döndük, işte buradayız!

Gezi Parkı günlüklerimizde gündüz Clark Kent akşam Superman benzetmesi yapıldı çoğumuza oysa  Maske değil miydi  polis amcaları bile deliğinden çıkaran? Ve o da müzik değil miydi bir derece?