Radiohead‘in 5 üyesi ilk kez Oxford’un güneyinde Abington kasabasının Private Abington School’da bir araya gelirler. ‘On A Friday’ grubu ile müzik dünyasına ilk adımlarını atan Thom Yorke, Ed O’Brien, Phil Selway, Colin Greenwood ve kardeşi Jonny’i bu yolda daha bir çok serüven beklemektedir.

7 Ekim 1968 de dünyaya gelen Thomas Edward Yorke ilk gitarı henüz 8 yaşındayken annesi tarafından hediye edilir. Böylece küçük yaşta müziği keşfeden Thom, bir grup kurma hayaline kapılır. Ve ilerleyen okul yıllarında çeşitli gruplarda vokal yapmaya başlar.

Radiohead’in temellerinin atılması ise TNT adlı bir punk rock topluluğu sayesinde gerçekleşir. Thom Yorke’nin katılımından öncede varolan topluluğun kadrosu, aynı okulda eğitim alan Colin Greenwood ve Ed O’Brien’in de dahil olması ile tamamlanmış olur. Okul partilerinde karşılaşan Colin ve Thom’u Joy Division ve The Smith gibi ortak müzik zevkine sahip olma keşfi bir araya getirirken gitarist Ed O’Brien, Thom’un ilgisini daha çok düzgün fiziğiyle üzerine çeker. TNT’de bir araya gelen üçlü daha sonra aynı okulda öğrenci olan ve çok iyi davul çalan Phil Selway‘i de aralarına alarak ilk grupları ‘On A Friday‘i kurarlar. O sıralar Colin Greenwood’un kardeşi Johnny Greenwood da gruba katılmak ister. Fakat diğer üyeler bu katılıma pek sıcak bakmasalarda, Johnny ilk etap da yedek oyuncu olarak gruba kabul edilse de kısa süre içerisinde yeteneğini ispatlayarak grupta gerçek yerini bulur.

On A Friday (daha sonra Radiohead) grubunun müzikal kökeni Pixies, Pink Floyd, R.E.M. ve U2 gibi grupların karışımından meydana gelir. Onları özel kılan Thom Yorke’nin kırılgan-melankolik sesinin yanı sıra tekrar tekrar kullanılan üç elektrik gitar riff’lerinin kulağa fısıldayışıdır. İlk On A Friday konseri 1987’de Oxford’un ‘Jericho’s Tavern‘ isimli kulübünde gerçekleşir. Daha sonra grup tarafından kayedilen 15 şarkıyı barındıran ilk demoları sınıf arkadaşları John Butcher tarafından asistan olarak çalıştığı Courtyard Stüdyosu’na götürülür. Stüdyonun sahipleri Chris Hufford ve Bryce Edge ismi pek duyulmayan Aerial FX adlı bir grubuna üyelerdir ve bu gruptan ayrıldıktan sonra prodüksiyon işine girmişlerdir. Aldığı demodan pek etkilenmeyen Chriss Hufford ikinci bir kayıt isterek gruba bir şans daha verir. Altı ay sonra aldığı yeni demoda ‘Stop Whispering‘ ile ‘What’s That You Say‘ isimli şarkılar Chris’i etkilemeyi başarır. On A Friday için herşey yolunda gitmektedir. Fakat ailelerin baskısı üzerine grup üyeleri ağırlıklarını okula vermek zorunda kalırlar. Ve On A Friday projesi askıya alınır. Colin Greenwood, Cambridge Üniversitesine, Ed O’Brien Manchester Üniversitesine kayıt olurken Jonny Greenwood, Oxford Polytechnic’te psikoloji eğitimi görmeye başlar. Thom Yorke ise Exeter Üniversitesi’nde İngilizce ve Sanat okumasının yanı sıra Flickerniose adlı bir techno grubunda gitar çalar. Phil Selway’de Thom gibi Liverpool Üniversitesi’ne devam ederken, farklı müzik gruplarında yer alır.

‘Stop Whispering’:

1991 yılında tekrar bir araya gelen bebek Radiohead üyeleri On A Friday projesine kaldığı yerden devam etme kararı alır. Onları hala destekleyen Chris Hufford, gruba Jerichos Tavern’de bir konser daha ayarlar. EMI Music için çalışan müzisyen Keith Wozencroft da o sıralar Oxford da bulunmaktadır ve On A Friday demolarından birini dinleme şansını bulur. Keith yeni patronu olan ve önceden Dexy’s Midnight Runners’da saksofon çalan Nick Gatfield‘a söz konusu demoyu dinletir. Sonuçta tüm EMI ekibi Jericho’s Tavern’de grubu izlemek için bir araya gelir. Konseri dinlemeye gelen tek plak şirketi EMI olmasa da On A Friday tercihini onlarda yana yapar. Chris Hufford ve Bryce Edge’de grubun menajerliğini üstlenirler.

On A Friday’in daha iyi tanıtılması için girişimler başlar. Basında grupla ilgili bir yazı çıkması için John Harris ikna edilir. John Harris The Venue’deki bir konserlerini izledikten sonra yazdığı yorum pozitif olsa da gruptan tam anlamıyla etkilenmemiştir. Bu olaydan sonra kimlik bunalımı yaşayan grup, artık bir okul grubu olmanın dışına çıkmak ister. Talking Heads’in ‘True Stories’ albümünde yer alan ‘Radio Head‘ şarkısından esinlenen grup, ismini Radiohead olarak değiştirir.

‘Prove Yourself’:

1992’de ilk Radiohead EP’si ‘Drill‘ yayınlanır. Dört şarkıdan oluşan mini albümün lokomotif şarkısı seçilen ‘Prove Yourself‘, İngiltere single listelerine ancak 101. sırada giriş yapabilir. Plak şirketi bu olayın etkisi ile prodüktörlerin değiştirilme konusunu gündeme getirir. Buffalo Tom için yaptıkları ‘Let Me Come Over‘ albümünün prodüksiyonu dikkatleri üzerine çeken ikili Paul Q Kolderie ve Sean Slade, Radiohead’in yeni tercihi olur. Yeni prodüktörler ile gerçekleşen ilk stüdyo çalışmasında yaşanan bir yanlış anlaşılma prodüktörleri hayal kırıklığına uğratır. Radiohead çaldığı bir şarkı ile prodüktörleri etkilemeyi başarsa da Tom Yorke’un bu şarkının Scott Walker’a ait olduğunu söylemesi Paul ve Sean tarafından cover bir çalışma olarak algılanır. Bu yanlış anlaşılmaya kurban giden parça ‘Creep‘ şarkısıdır. Grup, dinleyenleri etkileyen bu parça üzerinde pek durmaz ve söylentilere göre şarkıdaki meşhur gitar ataklarının sebebi Jonny Greenwood’un bu şarkıdan hiç haz etmeyerek sabote etme çabalarıdır. Herşeye rağmen ‘Creep’ için yaptıkları prodüksiyon Sean ve Paul’un Radiohead ile birlikte çalışmaya iter. Yapılan debut Radiohead albümü ‘Pablo Honey‘ tamamlanır fakat piyasaya sürülmez.

‘Creep’:

Eylül 1992’de ‘Creep’ yayınlandıktan kısa bir süre sonra İngiltere single listelerine 78. sıradan giriş yaparken sadece 6000 kopyası satılır. NME, Radiohead ve ‘Creep’ şarkısı hakkında alaylı bir eleştiri yayınlar. Bu yersiz eleştiri yıllar sonra Radiohead’in dünyanın en iyi grubu olarak anılmaya başladığında derginin başını epey ağrıtır. Radiohead Kingmaker turnesinde altgrup olarak sahne almaya başlar. Single, İngiltere’de iş yapmasa da, Amerika’da durum çok farklıdır. San Fransisco’da bir radio istasyonu ‘Creep’i ana rotasyona almakla kalmamış, onu listenin başına yerleştirmiştir. Böylelikle Radiohead Amerikanın önde gelen radio istasyonlarından KROQ’nun da ilgisini çekmeyi başarır. Bu başarıyı gözden kaçırmayan EMI çok geçmeden grubun Amerika’da promosyon kampanyasını başlatır.

‘Anyone Can Play Guitar’:

Mart 1993’de ‘Anyone Can Play Guitar‘albümü ‘Pablo Honey‘ ile birlikte piyasa sürülür. Albüm Amerika’da altın plak derecesine ulaşmayı başarır. Dünya çapında dinlenir ve Radiohead turnesi ikinci yılına doğru yol alır. Capital Records’da Radiohead için yapılan promosyon çalışmalarına devam ederek grubun Duran Duran gibi büyük isimlerin ön grubu olarak sahne alabilmesi için çaba gösterir. Bütün bu başarılara rağmen Radiohead istedikleri yere ulaşamaz. Bunun yanı sıra eleştirmenler tarafından da pek ciddiye alınmaz ve one hit wonder olarak adlandırılırlar. Kendi ülkelerinde ise ‘Creep’ ancak Amerika’daki başarısından sonra British Top 10’a yükselir.

Son albümün ardından prodüktör John Leckie ile birlikte yapılan ‘My Iron Lung‘ EP’si ile aynı ismi taşıyan single’ı yayınlanır. Fakat bu single’da İngiltere’de ancak 23 numaradan giriş yapabilir. Tekrar hayal kırıklığı yaşayan grup stüdyo işini bir kenara bırakarak önce Avustralya ve ardından da Uzakdoğu turuna çıkar. Turne sırasında oluşan yeni şarkılar hemen turne sonunda kayda alınır ve yeni single ‘High and Dry‘ Mart 1995’de yayınlanır. İngiltere’de 17.sıradan giriş yapan bu single’dan bir hafta sonra ikinci Radiohead albümü olan ‘The Bends‘ piyasaya sürülür. Albümde beşinci sırada yer alan ‘Street Spirit‘ ile Radiohead kendini ispatlamayı ve beklenen o büyük başarıyı yakalar.

‘Street Spirit’:

Geniş kitlelere ulaşmış olsa da ‘Creep’ ile Anavatanlarında aldıkları olumsuz ve heves kırıcı kritiklere maruz kalan Radiohead için bu hit’in hazmı oldukça zor olan bir ilk adım olmuştur. Radiohead, her yayınlanan albümde onlara ‘tek şarkılık grup’ ya da ‘yüz karası’ gibi eleştirilerde bulunan İngiliz müzik yayınlarını The Bends ile dize getirmeyi başarır. Radiohead’i ağır bir dil ile eleştirmiş olan NME dergisi de bu grubun müzik piyasasında gelecek vaat ettiğini itiraf eder. Piyasada büyük bir savaş vererek yılmadan hakketiği yere varan Radiohead, artık koşar adım ilerlemektedir.

‘Karma Polis’:

1996 yılında ‘Ok Computer‘ yayınlandığında müzik dünyası Radiohead’e artık tepeden bakmayı bırakmıştır.Hatta Muse gibi yeni gruplar,Radiohead’e benzetildiği için sözleşme imzalama şansını yakalarlar.Radiohead dışında grup üyeleri solo olarak film müziği gibi çeşitli müzik projelerine de imza atarlar.2000 yılında piyasaya sürülen ‘Kid A’ ile birlikte Radiohead basına sırt çevirir.Hiçbir single,röportaj veya müzik videosu basına  verilmez.Ve ‘Kid A’ en karışık olmakla birlikte  ulaşılması en zor albüm olarak kabul edilir.2001 yılında ‘Amnesiac’ albümü ile birlikte Radiohead,basına koyduğu ambargoyuda kaldırır.

Kid A

Talk Show Host

Hemen ardından yayınlanan ‘Hail To The Thief’grubun o ana  kadar yaptığı tek çok yönlü albüm olarak görülür.2007 de ‘İn Rainbow’ albümü tanıtılır.Albümün özelliği yanında bonus CD olmasının yanı sıra,dinleyicilere plak olarak alma yada indirerek elde etme şansını sağlar.Radioheadin müzik indiren hayranlarına en büyük jesti de albüm karşılığında verecekleri ücreti kendilerinin belirlemesi olur.Bunların yanı sıra savaş mağdurlarına para toplamak için,2005 yılında  Radiohead bütün albümlerini online yayınlar.”All Exclusive All Good All For Charity” kampanyasının üyeleri olarak bütün albüm ve single’lerini Warchild(savaş çocukları) web sitesinde  satışa sunarlar.Bu satışlardan elde edilen gelir tamamen savaş bölgelerinde olan çocuklar yararına kullanılır. En son albümü olan’The King of Libms’ Agustos 2011 de hiçbir pronosyon yapılmadan  piyasaya sürülür.Bundan sonra çıkacak yeni  Radiohead albümlerini hayranları merak ve sabırsızlıkla beklemektedir.

Lotus Flower