Yetenek avımıza İstanbul’da devam ediyoruz! Bu hafta radarımıza Ahmet Ali Arslan takıldı. 4 hafta önceki Sofar’dan Salon’a konserinde keşfettiğim sanatçı, cana yakın ve sıcak akustik müziği ile playlist’imde yer edindi.

Ahmet Ali Arslan, 1991 İstanbul doğumlu Robert College ve Columbia University eğitimlerinden geçmiş müthiş yetenekli bir sanatçı. New York’un köklü radyolarından WKCR-FM’de radyo programcılığı geçmişi de bulunan Ahmet Ali, İstanbul’a döndüğünden beri türk sanat müziğinden esintiler taşıyan akustik parçalar üretmekte.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, radyo sevgisini geride bırakmayı tercih etmeyen sanatçı, bu sıralar Açık Radyo‘da “Türlü” adlı bir program yönetmekte.

Çıkışını Sofar’da çaldığı “Dünya Vakti Geldi” ile yakalayan genç müzisyen, son bir yıldır bu yükselişini devam ettirmekte. Kendi adını taşıyan grubu ile İstanbul müzik dünyasını renklendiren Ahmet Ali’nin sahne aldığı kemik kadrosunda, Açık Radyo’da ‘Türlü’yü beraber yürüttüğü Ozan Sarohan ve Rana Uludağ‘ı bulunduruyor.

Alışageldiğimiz dream-pop, synth-pop, indie türlerinden pek uzaklarda dolanan Ahmet, müziğinin rengini tamamen Türk Sanatı üzerinde inşa etmiş durumda. Türk müziğinin bir çok güzelliğe sahip olduğunu biliyor, bu değerli arşivi kendi ses ve müzik zevkine göre uyarlamayı seviyor. Geçtiğimiz günlerde sohbet ederken, “Yükselişte olan bu müzik akımlarını pek sevmiyorum açıkçası.” diye belirtmiş ve çizgisini kafamda net bir şekilde çizmişti.

Narin ve ağdalı sesi ile dinleyeni melankoliye sürükleyen Ahmet Ali Arslan‘ı keşfedip, akşamında sohbet etme fırsatı yakalamıştım. Fakat bu başarılı sanatçı ile bir röportaj yapıp, Rave Mag takipçileriyle paylaşmasaydım bir eksiklik hissederdim.

Sıkı bir müzik takipçisi olarak her zaman dinlediğim sanatçının hikayesini öğrenmek istemişimdir. Müzikleri hakkında sorular soran röportajları okurken sıkıntıdan kapatırım açıkçası, sanatçının müziğini değil hayat hikayesini dinlemek isterim. Bu nedenle Ahmet Ali Arslan ile Gitar Cafe konserleri öncesinde Fil’de oturup biraz lafladık.

En son satın aldığın albüm?

Nesimi Çimen‘in derleme bir albümünü aldım en son.

En son katıldığın konser?

En son Cihan Mürtezaoğlu’nun konserine katıldım.

İstanbul’un en güzel yeri?

Moda.

En beğendiğin yönetmen?

Film fobim vardı küçükken o yüzden sık film izleyemiyorum. Gözlerimi kapatırdım sinemada. Bu yaşımda ara sıra izleyebiliyorum. “La Grande Bellezza” adlı bir film izledim, yönetmeni de Paolo Sorrentino. O filmi izledikten sonra diğer yapımlarını da izledim. O yüzden Paolo Sorrentino diyebilirim.

Yaşamak istediğin yer?

Aslında öyle bir isteğim yok şuan, İstanbul’da mutluyum diyemem ama buradayım. Sevmesem giderdim zaten bir yerlere.

En sık kullandığın sosyal medya?

Facebook. Zaten çok kullanmıyorum sosyal medyayı. Kullanınca cebinde başka bir evren oluşturmuş oluyor insanın, paralel evrenlere bölünmek istemiyorum. Bu evrene konsantre olmak tercihim. Ayrıca başlarsam da bırakamam diye korkuyorum.

Son zamanlarda seni en mutlu eden haber?

Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun yeni bir projeye başlaması olabilir.

En sık kullandığın söz?

“Amma velakin”i çok kullanırım. “Senin canın sağolsun”unu da çok söylerim aslında.

En çok giydiğin renk?

Koyu yeşil.

Geçmişe dönebilsen hangi anına dönerdin?

İlk aşık olduğum ana dönerdim.

Kedi mi köpek mi?

Beslemek için ikisi de değil. Doğru bakılmıyor hayvanlara, o yüzden kendime söz verdim evde hayvan beslemeyeceğim diye. Sokakta tabii ki köpeği tercih ederim.

Kendinde bir şey değiştirebilsen ne değiştirirdin?

Daha verimli tembellik yapabilmek isterdim.

En beğendiğin grup?

The Secret Trio

Hangi mevsimin insanısın?

Bahar

Bu aralar canını en çok sıkan şey?

Gündem

Ahmet Ali Arslan‘a bu sıcak sohbet için teşekkürlerimi iletiyorum. Bir sonraki konserini sizlerle beraber izlemeyi diliyorum.