S

ilinişin adı, ötekileştirme… Kim olduğunu senden önce anladığını sananlar tarafından şehrin karmaşasında ötekileştirilen insanlar ve her yerde dillerde olan şarkıları var. Ötekilerin anlatacak gücü var, nefesi var. Azınlık olmanın verdiği yetkiye dayanarak kendilerini ifade etme isteği ile yanıp tutuşuyorlar.

Bir yanda reformlar, iyileştirme çabaları, üstünü kapatma veya geriye iteleme politikaları ile geçen ömürleri olan ötekiler, diğer yanda da sevmeyi ötekileştirenler, müziği, erkeği, kadını, dini, rengi, teni… Büyük salgın bir hastalık bu,”ötekileştirme vakası.” Tanımlamalar bireylerin kendisine yabancılaşmasına sebep olduğu gibi bir süre sonra onu kendine bile ötekileştirir. İnsanoğlunun hikayeleriyle şekillenen o müzik sanatı da payına düşeni alır.

Ötekileştirme, metropollerde yaşamın kendisi gibi daha hızlı yaşanıyor. Silinişler, bu kaos ortamında daha iyi tamamlıyor sürecini. Kim olduğunu anlamaya çalışan bireyin çabasının, metropolde gösterilen olma çabasına kendini devretmesi vahim. Yapıştırılan kimlik ve sorulmuş kimlik. Sürekli etkileşim içinde olan kimlik.

“Modernitenin yerlerine daha büyük, kişisel olmayan organizasyonlarını geçirerek, küçük toplulukların ve geleneğin koruyucusu çevresini yıktığı söylenebilir. Birey daha geleneksel ortamların sağladığı psikolojik desteklerden ve güven duygusundan yoksun bir dünyada, kendini kaybolmuş ve yalnız hisseder.”(Giddens,1991)

Miles-Davis

Jazz müzik siyahi mahallelerinde tınlamaya başladığında daha çok sahne almak isteyen beyazların yüzlerini siyaha boyamasından bahsediyor bu alıntı;

“Irksal kimlik yüzünden yıllarca kölelik ötekileştirmesiyle özgürlük söylemleri, fikir yazıları, müzikleri umut ışığı olmuştu. Siyahilerin New York’ta bir kimlik arayışı, entelektüel mücadele arzusu ve kendi insanları için bir şey yapma tutkusu anlamına geliyordu. Beyaz Amerika siyahi planından o kadar etkilenmişti ki beyaz aktörler yüzlerini siyaha boyadılar.” (Tarih Boyunca Caz-Frank Bergerot-Dost Yayınları. Çevr.İsmail Yazıcı.)

Neşet Ertaş

Neşet Ertaş

“Öteki bir abdalmış. Ömrü billah ”göynümüzün” ne edip durduğunu dert etmiş kendine… Genç ve ahmak zamanlarımızda ve biz kendi toprağımızdan bunca uzaklaşırken kimi kadın dergilerine, ”Evet, Neşet Ertaş Türkiye’nin Jonh Lee Hooker’ıdır tabii ki,” diye beyanatlar verirken, o kişinin kim olduğunu yarım yamalak bilmişiz. Almanya’da yaşamış Unkapanı’ndaki tezgahlarda onlarca kasedi varmış. Sonra günün birinde babam bana onun babası ile büyükbabamın kol kola fotoğraflarından bahsetmiş ve babam, artık toprak ağası oldu diye sazdan fellik fellik kaçan büyükbabamın içinden çıktığı yumurtanın kabuğundan nasıl nefret ettiğini öykülemiş. Derken, kuzenimle beraber kaydettiğimiz bir bozlağı kulaklıktan dinlerken duydum ki, Neşet Ertaş ölmüş. Akrabammış… Nobranlar (gönül kırıcı kimse) cenazeyi cem evinden apar topar çalıp camiye götürecek kadar fasıkmış (Allah’ın emirlerine uymayan kişi) .”(1.1)

 zeki müren

Zeki Müren

Sanat güneşi olarak adlandırılan şimdiler de yere göğe sığdıramadıkları Sevgili Zeki Müren‘i bunalımdan bunalıma sürüklemiş yalnız bırakmış insanları görmek hiçte zor değil. O zamanın Türkiye’sine güleryüzü ve hoşgörüsü ile kabul ettirdiği androjen duruşu, insanlar daha yeni yeni benimsiyor. Hatta öyle görünüşe sahip olanın aklında androjene dair sağlam bir bilgi dağarcığı bile bulunmuyor. Öteki sayılan Zeki Müren, kabulleniş aşamasında hiç olmadığını, şimdilerde anlıyor olmamız gerekiyor. O öyle hissetti ve öyle bir tavır aldı. Başarı geç de olsa bizim aslında içimizdeki düşmanın bacağını kırıp, güzelliği görmemiz başarısı. Ne şans, en başarısız olduğumuz alandır oysa ki!

 Selda Bağcan

Selda Bağcan

Şimdilerde her sosyal mecrada videoları paylaşılan Selda Bağcan‘ın Zeki Müren ile bireysel görüşüme göre bir paralel düzlemde buluşması beni şaşırtmıyor. İkisi de inandığı müziği, tavrı, sonuna kadar götürmeye çalışmış, bunu insanlara dikte etmeden güzel hislerle aktarmayı bilen usta isimler. Selda Bağcan diğer bir öteki olan Ahmet Kaya‘nın yanındaki ses olarak annem sayesinde küçüklüğümden beri aşina olduğum bir ses. Annemin gözlerini dolduran veyahut onu neşelendiren, kadının gücü hakkında şüphe etmek hadsizlik bana göre. “Adaletin Bu Mu Dünya?” şarkısıyla sol kesime hitap ettiği düşüncesi oldukça yaygın kullanılan bir ötekileştirme. Sanat insanı olarak sadece sol ideolojinin sesine soluk olmayı seçse de bu değerli insanı ötekileştirmek için onun seçimlerini ona karşı kullanmak bir gelenek halini aldı. Çoktan aldı!

Ötekileştirilmiş Müzik ve Nefret Eylemleri

Ötekileştirilmiş müzik nefreti eylemlerine de dönüşüyor. Öteki ile adlandırılan kimlikleştirilenler saflarını tutuyor ve kendi davalarını anlatmak için yardım aldıkları müziği de ötekileştirilmiş kaosun içinde yaşatmaya çalışıyorlar. Bazen bir halay çekmeye yaklaşımımız bile küçük parmağımızı korkutur hale geliyor. Aynı toprakta yaşayan, var olan insanlar için ne menem bir ötekidir bu.

Ya da öteki hissetme hali? Bu topraklarda müzik ve protesto her ne kadar yakın olduğu dönemler hapsedilse de ses çıkartmak veya savunmak tutsaklaştırılamadı. Öteki sorun olarak “müzikteki protest” sanatçının ideolojisini yaşattığı için yasak elma gibi görülüyor. Hatta mağdur edilmiş yanı da var. Ön yargılar ve ötekileştirme gibi egosal sorunlara sahip olan toplumumuzun farklı gördüğüne, hakkını savunana huzur bozucu sıfatını verdiği apaçık ortada. Dengeler çok hassas. Bu topraklarda protest müzik klişeleşmiş hisleri yıkmakla uğraşıyor, işi zor. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçıların vatan özlemini yarıştırmak ne derece yanlışsa; siyahtan veya beyazdan başka renk göremeyenlerin ya da başka renklerden ürkenlerin, protest müziği öteki değil de zenginlik, bilgelik görüp anlamaya çalışması, değer vermesi o denli zor.

Ülkemizdeki kürt sorunsalı diye adlandırılan ötekileştirilme zihniyeti batı tarafından hor görülen, burun kıvrılan bir anarşizm aslında. Kendi isyancısını doğurmaktan hiç kaçınmaz kısıtlamalar, yok saymalar. Etnik kimliğin bile hakaret olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Fakat, ezilip, küçümsenmesi gereken yine bunu hakaret olarak kullanan zihniyettir. İnsanları asimile etmek için de bu söylemlere başvurulduğu söylenebilir. Kendi gibi olmamalarından şikayet ettiklerini, hor gördüklerini değişimde destekleyen olmak ötekileştirilenler için süslü bir göz boyama oyunu. Türklük kavramı artık yıkıcı bir söylemle karşımıza çıkıyor. Asimile etmek için ve silmek için. Bu aslında bir devlet politikası. Olaylar böyle geliştikçe müziğin sesine zincirler vurulacaktır. Tabloya baktığımızda manzara normaldir aslında. Trt’nin Kürtçe kitap tanıtımı yapması, Kürtçe müzik yayını yapması sadece iyi gösterme politikasıdır. İyileştirme değil. Asla da olmadı!

Öğretilmeyen tarih olarak adlandırılan kutuda tutsak edilen insanlar ve müzik var. Ermenilerin müziği çok katmanlı yapısına, aktisliğine Osmanlı İmparatorlu’nda kazanacak ve zorunlu ders olacaktı. I.Dünya Savaşına kadar ötekinin pazarlanmadığı topraklarımızda; bu süreden sonra iktidar düşünce tarafından örgütlenilmiş ötekileştirme Ermeni müzik yapısına zarar vermiştir. Sanatçılar hayatlarını kaybetmiştir.(2)

Popüler kültürde bir delik açmak için,ötekileştirmeye meydan okumak için sanatın, müziğin elinde yaratıcılık var. Bunun yanı sıra pop kültürün oluşturmaya çalıştığı ötekilik hepsinden en meşhuru. Sağı solu belli olmayan öteki haller karşı duruş sergilese bile toplumda renk olarak görülüyor. Yani normalleşiyor, ötekinin o toplumun parçası hali birde diğer hali karşımıza çıkıyor. Öteki bir akım, moda ikonu oldukça silinen, itilen serseriliği(!)ise huzursuzluk oluşturuyor. Ötekiler bile birbirlerini ötekileştiriyor aslında.

(1)Karga Mecmua-Nisan 2013 sayısı”Öteki”dosya konulu sayısı. Sarp Keskiner-Öteki ile Öbürü

(2)Ermeni Soykırım Müzesi ve Enstitüsü Batı Ermeni Müziği Ermeni Soykırımı’ndan Önce-online sergi 15 Ekim 2012 tarihli yazı.Zehra Başat-Müzik ve Ötekileştirme-Protest Müzik.