267537_180526268678418_5275858_nTabuları yıkanların başında hep müzisyenler gelmiştir, özgüvenleriyle ve sıra dışı hikayeleriyle, hayallerinin peşinden koşturup başarı öykülerini dinlediklerimiz ve hayran olduklarımız. Bu hayran olduklarımız müzisyenlerin listesine yeni bir aday ekliyorum ben de şimdi; Lucy Rose. İngiltere’de 1989 yılında doğmuş, geçtiğimiz yılın en iyi indie müzisyenlerinden kabul edilen akustik gitarıyla ve ritim duygusuyla ağızlarımızı açık bıraktıran genç sanatçı. Sıra dışı öykü demiştim ya hani yazının başında, Lucy Rose’un da var böyle bir yanı tabi ki; lisedeyken eve dönerken hiçbir sebep yokken gitar alıp kendi kendine öğrenmesi ya da 18 yaşında Londra’da üniversitede coğrafya okumak  için çıkması gerektiği evinden sadece müzik için, hayallerini kovalamak için çıkması  ve sonunda mutlu son ile aynı eve, kendi kendine gitar öğrendiği odasına bu sefer ilk albümünün kaydını yapmak için dönmesi gibi. Aslında mutlu son demeyelim de  çok başarılı bir kariyerin başlangıcı oluyor bu olaylar dizisi Lucy Rose için. Londra’da bulabildiği her fırsatta çaldığı şarkılarıyla, tanıştıklarıyla, yaşadıklarıyla Bombay Bicycle Club’la tanındığı ilk zamanlardan itibaren adından sıkça söz ettiriyor .

Bu başarının arkasında ise aslında ne istediğini bilmesi, müziksel anlamdaki kimliğini ve yeteneğini çok iyi harmanlamış olması yatıyor bana sorarsanız. Albümü açıp dinlediğinizde artık her yerde karşımıza çıkan indie tanımının içinde kaybolmadan kendi tınısını, ritmini yaratmış durumda Lucy Rose. Müziğiyle iletmek istediği duyguyu gerek çok iyi yazılmış şarkı sözleriyle gerek sizi alıp götüren şarkının duygusuna göre değişen ritimleriyle kulağınızdan vücudunuzun her yerine yayma özelliğine sahip. Daha kariyerinin çok başında başarı yakalamış olan genç sanatçı şu sıralar ise 2012 yılının Eylül ayında yayımladığı “Like I Used To” adlı ilk albümünün turunun keyfini çıkarıyor. Tur dönüşü yeni şarkılarını ara vermeden bizlerle paylaşır umarım diyerek ilk albümü loopta dinlemeye devam ediyoruz.