NCTBS_LeadShot_Credit_Cat_StevensNick Cave başarılı olduğu müzik piyasasının yanı sıra,aynı zamanda söz yazarı, yazar, senarist, ressam ve ara sıra sinema oyuncusu olarak bilinir. El attığı her işi yüksek seviyeye taşıyan Nick Cave, yaptığı tüm işler ile Dünya’ya ismini yazarak, çok yönlü yetenekler arasında yerini bulmuştur.

Herşey Nicholas Edward Cave’in 22 Ağustos 1957 de hayata gözlerini açması ile başlar. İngilizce hocası bir baba ve kütüphaneci bir annenin üçüncü çocuğu olan Nick Warracknabeal, Avustralya’da dünyaya gelir. Ailesi Nicholas’ı disiplinli bir Anglikan (İngiliz kilisesine bağlı bir Hıristiyan) olarak yetiştirir. Nicholas’ın ilk müzik deneyimleri Wangaratta Katedrali’nde erkek korosunda dini şarkılar söyleyerek gerçekleşir. Aldığı dini eğitim daha sonra Nick Cave’in yazılarını ve şarkı sözlerini ağır bir şekilde etkileyecektir. Yaşadığı küçük kasaba tutumundan nefret eden Nick’in başı yerel okul yetkilileri ile de derttedir. Bu yüzden ailesi onu Caulfield Gramer yatılı okuluna gönderir ve Nick liseyi orada bitirir. Nick 19 yaşında kendi deyimi ile hayatının en karışık noktasında, babasını bir trafik kazasında yitirir. Bu acı haber ona ulaştığında, Nick hırsızlık yüzünden tutuklanıdığı St. Kilda karakolunda bulunmaktadır.

Nick Cave 1976 yılında Caulfield Enstitüsüne (bugünün Monash Üniversitesi) iki yıllık sanat eğitimine yazılır. (28 Mart 2008 yılında Üniversite’den fahri Doktora ünvanını alır.) Daha önce tanıştığı multi-enstrümantalist Mick Harvey ile Caulfield Gramer’de ilk lise müzik grubu olan ‘The Boys Next Door’u kurarlar. Yaptıkları müzik Punk aleminin derinliklerinden gelmektedir ve o sıralar Nick eroin kullanmaya başlar.

These Boots Were Made For Walking

1978 yılında ilk single olan cover parça “These Boots Were Made For Walking” ve hemen ardından da ilk albüm “Door Door” yayınlanır. Nick Cave ve Mick Harvey’in yanı sıra Tracy Pew, Phillip Calvert ve Rowland S. Howard grubun diğer üyeleridir. Bir EP ve bir kaç single’ın ardından The Boys Next Door grubu Londraya taşınarak isimlerini “The Birthday Party By The Boys Next Door” olarak değiştirirler. Fakat çok uzun olan yeni ismin son kısmı çok çabuk unutulduğu için geriye sadece The Birthday Party ismi kalır. İngiliz metropolü Londra’da punk, blues ve rock müzik karışımı parçaları ile yaptıkları canlı şovlar sayesinde, müzik severleri etkilemeyi başarırlar. Hatta efsanevi radio sunucusu John Peel’ de The Birthday Party hayranlarından biridir. Bu hayranlık grubu yeni boyutlara taşıyacaktır ve onların Virgin Records ile sözleşme imzalamasını sağlar.

Nick The Stripper

33fae_12547071981 yılında “Prayers On Fire” 1982’de “Junkyard” yayınlanır ve “The Bad Seed” ile “Mutinity” EP’leri de piyasaya sürülür. “Mutinity” de grup aşırı sanat anlayışı ile kendini gösterir. The Birthday Party, Avustralya ve Avrupa’da kült statüsüne ulaşır. Özellikle muhteşem şov gösterileri ile izleyenleri büyülemeye devam ederler. Bu arada tüm grup üyeleri Batı Berline taşınır. Müzikal vizyonlarında artık hiçbir ortak payda bulamayan The Birthday Party dağılır. Nick Cave geçici bir süre Los Angeles’a taşınır ve orada bir film için (John Hillcoat ve Evan English’in daha sonra yaptıkları “Ghosts … Of The Civil Dead” filmi ) senaryo yazar. Fakat müzik aşkı bir türlü aklından çıkmayan Nick eski partneri Mick Harvey ile yeni bir grup aramaya başlar. Yeni gruba katılan ilk isimlerden biri, Einstürzende Neubauten (Batı Berlinli müzik grubu) patronu ve gitarist Blixa Bargeld olur. Blixa’nın ardından Barry Adamson (gitar, piyano), Hugo Race (gitar), Tracy Pew (bas) ve Anita Lane gelirler. Nick Cave & The Bad Seeds hayata ilk adımını bu grup ile atar fakat daha sonra grup üyeleri değişir.

1983 de yeni grubun ilk albümü “From Her To Eternity” yayınlanır. Bu arada Berlin’e geri dönen Nick ilk romanı ‘ Ve Eşek Meleği Gördü’ üzerinde çalışmaya başlar. Kitabında yazdığı konuları sonraki ‘The Bad Seeds’ albümünde kullanarak 1985’de “The First Born Is Dead” albümünü yapar. Avustralyalı sanatçının tercihlerini zirveye taşıyarak yaptığı bu albüm, ilk blues ağırlıklı ve incil temalı eseridir. 1986 yılında yayınlanan “Kicking Against The Pricks” ise Tim Rose, Velvet Underground ve Gene Pitney gibi sanatçıların cover parçalarından oluşur. Davulcu olarak da Thomas Wydler gruba katılır.

Nick Cave 1987 de çeşitli sinema projelerine katılır.Aynı yıl gruptan ayrılan Barry Adamson yerine gelen yeni üye Kid Congo Powers olur. Ayrıca Roland Wolf’da artık grubun yeni klavyecisidir. “Your Funeral, My Trial” albümü o sıralar piyasaya sürülür.

Wings of Desire

1988 hareketli bir yıl olur, Nick Cave & The Bad Seeds, Wim Wenders’in filmi ‘Arzunun Kanatları’ nda sahne alır. Nick Cave ikinci kitabı “King Ink”i yayınlar ve “Tender Prey” albümüde piyasaya sürülür (Johnny Cash daha sonra bu albümden aldığı The Mercy Seat şarkısını kendi albümü American III de cover versyonunu yapar). Son albümden sonra Nick bir turne sırasında tanıştığı sevgilisi Viviane Carneiro ile Sao Paulo’ya taşınır ve birlikte bir erkek çocuğu sahibi olurlar. Aynı yıl Nick Cave uyuşturucu maddelere veda ederek terapiye girmeye karar verir. 1990 yılında “The Good Son”piyasaya sürülür. Bu eser sanatçı tarafından yapılan en sakin ve melodik albüm olarak gündeme gelir. Yine aynı yıl grup tur belgeseli ‘The Road To God Knows Where’i hayranlarına sunar.

The Weeping Song

“Henry’s Dream” 1992 yılında yayınlandığında The Bad Seeds için de Dünya turu zamanı gelmiştir.1993 de Dünya genelinde turneye çıktıklarında,sahne performanslarından oluşan parçaları bir CD’de toplayarak( Live Seeds) grubun 10. yıllarını kutlamak üzere hazırlarlar. 1994’de Nick yeniden, eski arkadaşı ve yapımcı Tony Cohen ile birlikte çalışarak “Let Love In”i yayınlar. Müziğin yanı sıra, deneysel bir belgesel film olan “Jonas In The Desert” de Nick Cave ,Al Pacino ve Dustin Hoffman ile birlikte kamera karşısına geçer. Sinema fikrinden bir türlü kopamayan Nick iki yıllık bir aradan sonra Michael Haussman’ın “Rhinoceros Hunting In Budapest” filminde de rol alır. Her iki filmin müziğini de Nick Cave yapar.

Ain’t Gonna Rain Anymore

The Bad Seeds’i zirveye taşıyacak albüm 1996’da Nick Cave ile PJ Harvey’in birlikte çalıştığı “Murder Ballads” olur. Fırtınalı bir aşk yaşayan ikili,aldıkları ayrılma kararının ardından birlikte ”Henry Lee” şarkısını yaparak kendilerini bu parçada ölümsüzleştirirler. Fakat albümde dikkati çeken parça Nick’in Kylie Minogue ile birlikte çektiği “Where The Wild Roses Grow” şarkısı olacaktır. Ve ayrıca “Murder Ballads” finalinde Bob Dylan’in coverlanan “Death Is Not The End“ şarkısı koro ile birlikte söylenir. Tüm bunların yanı sıra Nick Cave sinema işini de sürdürür. Mick Harvey ile birlikte John Hillcoat’un yeni projesi “To Have And To Hold”un film müziğini yaparlar (Daha sonra ”I Am Sam” ve ”Shrek2” gibi bir çok film müziğine de imza atarlar).

Where the Wild Roses Grow

Murder Ballads, Nick Cave & The Bad Seeds’e bir çok müzik ödülü kazandırır. MTV Music Awards gecesine (“Best Male Artist”adayı) Nick Cave yazdığı bir mektup ile katılır. Mektup da esin perisinin bir at değil kırılgan bir varlık olduğundan bahseden Nick ‘Ben at yarışlarına katılmıyorum’ diyerek ödülü geri çevirir. ( http://www.nick-cave.com/_mtv.php Nick Cave letter to MTV) 1997 yılında çıkan “The Boatman’s Call “albümü “Murder Ballads”dan çok farklı bir albüm olur. Yeni parçalarında müziğin temeline inen The Bad Seeds, kendi tarzında farklı bir atmosfer yaratır.

Into My Arms

Best of Nick Cave&The Bad Seeds albümü 1998’de bir video koleksiyonu ile birlikte yayınlanır. Nick Cave için artık biraz geri çekilme vakti gelmiştir ve bu zamanı yıllardır süren alkol ve uyuşturucu problemini çözerek harcar. Ve o arada sevgilisi manken Susie Bick ile evlenme kararı alır.

Solo albümü “The Secret Life Of The Love Song, The Flesh Made Word, Two Lectures by Nick Cave” milenyum yılı 2000 de yayına girer. Nick hemen The Bad Seeds’i tekrar bir araya toplar. Eski grup üyelerinin yanı sıra, gruba baterist Jim Sclavunos ve multi-enstrümantalist Warren Ellis de katılırlar. Nick Cave &The Bad Seeds 2001 yılında ”No More Shall We Part“ ve ardından 2003’de ”Nocturama“ albümlerini piyasa sürerler. Nocturama Nick Cave’in yeni hayranları için zor bir albüm olsa da harika bir eserdir.

Red Right Hand

Gruptan ayrılan Blixa Bargeld’ın ardından 2004 yılında çift albüm “Abattoir Blues/The Lyre of Orpheus“ yayınlanır. Hiç boş durmayan Nick Cave grup arkadaşları ile birlikte yan grubu Grinderman’ı kurar (2007 de çıkan albümleri biraz Nick Cave’in The Birthday Party zamanlarını anımsatır). Ayrıca senaryosunu yazdığı ve müziğini yaptığı kovboy filmi “The Proposition” için, Venedig’de yapılan Uluslararası Film Festivalinde 2006 yılında Gucci Award ödülüne laik görülür.

Fifteen Feet Of Pure White Snow

2008 yılında gelen ”Dig, Lazarus, Dig!!“ albümü Nick Cave & The Bad Seeds’in şimdiye kadar yayınlanan son Albümü olur. Müzik hayatında çeyrek yüzyılı yani 36 seneyi birlikte geçiren Nick Cave ile Mick Harvey’nin yolları ‘çeşitli kişisel ve ticari nedenlerden dolayı’ayrılır. Neredeyse 5 yıl süren bir aradan sonra gelecek olan yeni Nick Cave&The Bad Seeds albümünü hayranları sabırsızlıkla beklemektedir.

Dig, Lazarus, Dig!!!