Geldiği geleceği  her tarih Nichola ‘a dair söylenen şudur;

Jaar yar aman ! Jaar yar aman yar yüreğim oldu keman !
Kavuşmamız, Jaar, ne zaman? 
Jaar, ne zaman; Jaar ne zaman?

Kendisi 4 Mayıs’ta İstanbul’da ! İşin şakasını geçtikten sonra Nicolas nokta. Nicolas Jaar ise çift ünlemli noktadır !! Sevmeyeni var mıdır? İllaki vardır. Peki ciddiye alınmalı mıdır ? üç noktadır…Sen anlat orasına karışma diyenler içinse iki nokta üst üste alt paragraftan başlıyoruz..

break-nicolas-jaar-cup

Yeni neslin yeni kahramanı Nicolas ( kısaca Nico) facebooktaki 9o doğumlular listesinde başı çekmiş , gücünü göstermiş bir birey olarak Şili’de doğuyor. Aile desteği eksik olmayan  Nico’nun 14 yaşlarında piyano dersleri almaya başlaması müzisyenliğe ilk adımları olarak nitelendirilebilir. Fakat sonradan çok istediği bir şey olmadığından bırakıyor. Ayrıca bir okul gezisi sırasında tanıştığı Soul Keita ve Nikita Quasim ile de küçük yasta kurulmuş bir  online müzik bağları da mevcut. Okulla arası iyi olmayan Nicho bu durumu lehine çevirmeyi de küçük yaşta öğrenmiş. Eğer dersler bu kadar sıkıcı gelmeseydi her gün çok eğlenceli bir şey yapmaya çalışmazdım diyor. Burdan çıkarmamız gereken sonuç, her gün okul sonrası günü kurtarmak amacıyla henüz 14 yaşında kendi elektro müzik örneklerini vermiş olması tabi.  Daha sonra New York’da geçen lise yıllarında  Wolf + Lamb isimli bir yapım şirketinin düzenlediği bir partiye katılması ve bende müzik adına bunu yapıyorum gibisinden bir sohbet açmasıyla, Nicolas ve yapım şirketi arsında spontane bir bağ kuruluyor.Babası konsept sanatçısı olan Jaar, Berlin’de mekanlarda babasından önce sahne almaya başlıyor, babasının sevdiği şarkılara kendi yorumunu getiriyor.17 yaşında Nicolas, Wolf + Lamb işbirliğiyle   The Student(2008)  isimli ilk  EP’sini internetten indirilebilir şekilde piyasaya sürüyor. Minimalist  tarzı ve albümdeki piyano vurguları da kendisinin bir Eric Satie hayranı olmasından ileri geliyor.

nicojaarBir şarkıyı sevdiğinde onu olduğu gibi çalmayı doğru bulmadığını söyleyen sanatçı, müziğine yapılan melankolik eleştirisi hakkında ise benim müziğim benim mutsuzluğumdan kaynaklı ama mutsuz bir yanı yok, o melankolik. Melankoliklik ise mutlu veya mutsuz bir duygu değil kendi başına güçlü bir duygu diyor. Üniversitede  karşılaştırmalı edebiyat okuyan Nico, sadece müzikle ilgilenmediğinin de altını çiziyor. İnsanların, belirli kültürlerin yaptıkları saçma sapan şeylerden sonra onları yaratıcılığa iten dönemleri , olguları  ve nedenleri böylelikle öğrenmiş oluyor, bu sayede müziğini geliştiriyor. 2009 senesinde küçüklüğünden beri oldukça iyi anlaştığı arkadaşları Soul Keita ve Nikita Quasim  ile beraber kendi yapım şirketleri olan Clown & Sunset’i  kuruyorlar. Bu sayede gerekli görmedikçe müziklerini diğer insanlarla paylaşmamış ayrıca dış dünyadan daha izole ve serbest bir ortamda çalışmış oluyorlar.

Tarz olarak daha derin, yavaş  ve duygusal bir elektronik müzik yapan Nicolas herşeyden çok kendisine hitap etmeye çalışıyor.Hüzünlü ve tiz bir sese sahip sanatçının diskografisi açısından 2010 senesi önemli bir yere sahip. İlk olarak kendi yapım şirketinden Russian Dolls  ardından Circus Company işbirliğiyle  Marks & Angels, sonradan Wolf + Lamb ile  Time For Us / Mi Mujer  son olarak da Double Standard Records ile beraber çalışarak  Love You Gotta Lose Again  başta olmak üzere  senede toplam yedi adet EP’ ye imza atıyor.

[soundcloud url=”http://api.soundcloud.com/tracks/38532027″ params=”” width=” 100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Naptın hacı demezler mi ? Demeyip devam etme niyetindeyiz çünkü bu 2010 senesinin henüz yarısı sayılır. Nico aynı zamanda   Azari & III’den Into The Night,   Kasper Bjorke’den  Heaven,  Nina Simone’dan Feeling Good,   Mathew Dear’dan You Put a Smell On Me  yorumlarını ardı ardına hiç acımadan çatur çutur saydırıyor.Dinlediğinde ya kilise müziğiyle  kafa yapıcı tadı bir arada verdiğini söylediği  Aphex Twin ile Will Epstein, Daniel Bortz gibi isimlerde sanatçının örnek aldığı isimler arasında. Ayrıca  grafik dizaynına meraklı  Nicolas’ın  web sitesini ve müzik aletini kendi tasarladığının  altını çizmek gerek.

Dur durak bilmeyen Nicolas devam ediyor. Ocak ayında yayımladığı XLR8R Podcast 184(2011) albümündeki  Encore ve Leonard Cohen’den yorumladığı Avalanche isimli parçalarıyla dikkat çekiyor. 2011 ‘in Şubatı  Nico, piyasaya sürdüğü Space Is Only Noise (2011) albümüyle Pitchfork’tan 8.4 lük bir sükse yakalıyor ve  ”En iyi yeni müzik ” olarak seçiliyor, Guardian’dan da dört dörtlük bu albüme dört yıldız geliyor. Albüm akustik gitarın ve piyanonun yumuşak tıngırtısında başlarken albümün genel olarak  David Lynch’in ilk zamanlarıyla Nick Cave ‘in harmanlanmış hali gibi etkileyici bi bütünlüğe sahip.

Albümden albüme koşan bu genç nereye yetişiyor? derseniz bilmiyoruz, ama şarkı kusmak tam olarak böyle bir şey. Hem özgün hem de bu kadar çok eser vermek kolay iş değilken kendisi house müzik çıkışlı Blue-Wave ismini alan bu müzik türünün öncülerinden gösteriliyor. Ve evet Temmuz’da yine Nico’s Bluewave Edits (2011) ismini verdiği bir EP ile daha karşımıza çıkıyor. Şaşıran ? Son zamanlarda 2011 ‘in sonunda Dawid Harrington ile yaptığı Dark Side Project ve 2012 ‘de hazırladığı BBC The Essential Mix ile oldukça konuşulur halde.