Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk olarak anılan Britanya’nın müzik dünyasının tartışılmaz en önemli coğrafyalarından biri olduğuna galiba hiçbirimiz karşı çıkamayız. Çoğu ülke, dünya piyasasında dönem dönem sahne alırken Britanya, piyasayı her zaman domine eden birkaç ülkeden biri oldu. Bunu yapabilmesinin en büyük nedeni de fabrika gibi 3 şehire sahip olması.

 

Siyasetteki ve diplomasideki tilkiliği ile tanınan Britanya, 70’lerin sonunda müzik piyasasından bir kaç kuruş koparabileceğini anladı ve işe koyuldu. Ha, bu bizlere kötü emellerle müziğin reklamını yapmak gibi gelebilir fakat bu düşünce sayesinde dünyanın en önemli müzik üreticilerinden biri oldu.

Vakit kaybetmeden ülkede varolan bağımsız müzik piyasasını bir sisteme oturtan ve milyonlarca pound ile bu yeni oluşumu besleyen Britanya, bu sisteminin merkezini tabii ki de Londra belirledi. Kuzeyin deli yürekleri ise her şeyin tek bir merkezde toplanmasından sıkıldı ve Manchester başkente rakip çıktı. Bristol ise “yahu bunlar kapışsın ben kafama göre takılırım” diyip, kendini “özgür ruh” olarak belirledi.

Ülke genel olarak müzikle iç içe yaşıyor olsa da Manchester belki de aralarındaki en önemlisidir. Bunun nedeni de Manchester’lıların müziği hayatın bir parçası olarak değil hayatın ta kendisi olarak görmesidir. Müzik, Manchester’lılar için o kadar önemlidir ki, siyasal tepkilerini, futbol tercihlerini, ekonomik sıkıntılarını müzik ile dile getirirler. Bunun en güzel örneği de hatırlayacağınız gibi 90’larda gerçekleşti. Oasis – Blur çatışması, sadece iki grubun çatışması değil, emekçi sınıfının Oasis aracılığı ile İngiltere’ye vermek istediği bir mesajdı. Sonuçta Oasis, isçi sınıfı hayatından çıkmış kuzeyli bir gruptu, Blur ise orta sınıfın güneyli temsilcisiydi. Belirtmek isterim ki bu çatışma İngiltere’nin 90’lar kuşağının psikolojisini derinden etkiledi. Biraz fazla açıkçası.

Etkiyi hikayeleştirmek gerekirse: Dayım koyu bir Oasis hayranı olarak yıllar boyunca her puba girdiğinde Oasis açtırdı, başka müziğin çalınmasına dayanamadı. (Çocukluğumda korkunç pub tartışmalara maruz kalmışlığım vardır.) Blur seven kimse ile konuşmadı. Arabasında Oasis ve Stone Roses dışında bir şey dinletmedi. Şimdi “büyüdü” ve güneyli grupların aslında hiç de fena olmadığını anladı. (Hele şükür)

Not: Sanırım Türkiye’de de böyle bir çatışma olmuştu. Oasis – Blur’ün Türk versiyonu Mustafa Sandal – Tarkan’dı? (Bence Mustafa Sandal o acayip dansları ile kazandı.)

Durum bu kadar derin ve önemli iken, duygusal şehir, yani Manchester’dan başlamak istedim.

Mahalleliyi Tanıyalım

Manchester’ı ele alırken aklımızda bulundurmamız gereken en önemli detayı yukarıda belirtmiştim. İşçi sınıfının kalesi olarak görülmesi. Manchester, 19. yüzyıldan beri Liverpool ve Newcastle ile ülkenin emek merkezi olmuştur. Ağır sanayinin ruhuna işlendiği bu şehir, eskisi kadar olmasa da bugün de emeğe saygısı ile tanılır.

Müziğin hikayesi ise, politik güçlerin görmezden geldiği kuzeyin, sesini duyurmak için sanata başvurması ile başlar. 70’lerden itibariyle vergiden emeğe kadar olan her eşitsizlik, Manchester’lı grupların sözlerinde yer almaya başladı. Özellikle 90’larda Oasis ve Stone Roses gibi işçi sınıfından oldukları için gurur duyan gruplarla iyice büyüyen bu yapılanma hiç bir zaman Manchester’ın kültüründen kaybolmayacaktır.

Manchester’dan çıkan albümlere bakarsak toplumsal bir görev üstlendiklerini görebiliriz. Bunu grupların karakterlerini inceleyerek görebiliriz.

Oasis’in müzik piyasasının kıçına tekmeyi bastığı albüm, Definitely Maybe‘i ile başlayalım. Rock n Roll Star orta sınıf bir hayattan sıyrılıp dünya yıldızı olmak isteyenlerin, Live Forever kötü şartlarda yaşamasına rağmen güneşli bir gelecek görebilenlerin, Cigarettes and Alcohol ise hayatın anlamını farklı yönlerde bulan “bad boy”ların marşıydı.

The Smiths en ağır duygusal vakaların can dostuydu, Joy Divison hayattan bıkanların, The Chemical Brothers hayata fazla gelenlerin, The Verve anı yaşayanların, Stone Roses ise basbaya manyakların dostuydu. Manchester her zaman “biz”den birilerini çıkarıyordu sahneye.

Böylesine yaramaz, fakat bir yandan da idealist çocuklar çıkaran Manchester’a hayran olmamak elde değil. Sonuçta onlar halkın kahramanıydı. Ben bile küçükken ellerimi arkamda birleştirir, dizlerimi hafifçe kırıp Liam Gallagher taklitleri yapardım. (Tamam kabul ediyorum bunu hala yapıyorum ara sıra) Fakat bunu sadece ben yapmadım, 80’ler ve sonrasında doğan her Britanyalı çocuk yaptı. (Diye umuyorum.)

Manchester’ın bu kadar önemli olmasının bir başka nedeni de diplomasiyi temsil eden Londra’nın müzikal üretimde bayrağı tutmasıdır. En büyük yapımcılar ve stüdyoların “diplomatların” elinde bulunması bir süre sonra Manchester’ın kendi müzik piyasasını oluşturmasına, hatta “BritPop” adlı yeni bir müzikal akımı çıkarmasına bile neden olmuştur.

Akşam Hangi Mekandayız?

 

Bir şehri müziği ile ünlendirmek için dillere destan, akıllara zarar mekanlara ihtiyacınız olur. Ben de Manchester’ın kültleşmiş mekanlarını, kutsal mekanlarını tanıtmak isterim. Bazısı tarihe gömülmüşken bazısı Manchester ziyaretinizde sizleri bekliyor olacaktır.

Haçienda:

Haçienda sadece Manchester’ın değil İngiltere’nin en önemli kulübüydü. Çünkü “kulüp kültürü”nün doğuş yeriydi. New Order’ın ortaklarından olduğu Haçienda, “dünyanın en ünlü mekanı” damgasını yemiş, The Smiths’in kutsal yeri olmuştu. 1997’de kapanan Haçienda maalesef 2002 yılında yıkıldı ve yerini apartman dairelerine bıraktı.

Haçienda_Map

The Electric Circus:

İngiliz punk’ının doğum yeri. Joy Division ve Sex Pistols‘ın sahne aldığı efsanevi punk mekanı. Çevresindeki mahalle bile The Electric Circus’ın tonundan ilerlerdi. Konserler öncesinde ağır kavgalar edilir, bir kaç diş eksilene kadar mekana girilmezdi. Sonrasında da edilirdi… Hep edilirdi aslında. Maalesef dişleri kaybettiğimiz gibi bu mekanı da kaybettik.

Maine Road:

Kaybettiğimiz kutsal mekanlardan biri daha. Maine Road, Manchester City‘nin 2004 yılına kadarki eviydi. Gallagher kardeşlerin zararlı boyutta City taraftarı olmaları, en önemli konserlerini burada vermelerine neden oldu. Tarihi stadyum Maine Road, 2004’de yıkıldı.

Piccadilly Studios:

Kuzeyin kutsal stüdyosu. 1978’de açılan stüdyo halen İngiltere’nin en önemli stüdyolarından biridir. The Kinks, Status Quo gibi isimlerle çalışması ile tanılır.

TJ Davidson’s Reherasal Studios:

Son olarak Love Will Tear Us Apart’ın çekildiği yer desem fena olmaz sanki. Sadece Joy Divison değil, Buzzcocks ve Slaughter & The Dogs‘a da ev sahipliği yapan bu mekan kolay kolay akıllardan silinmeyecektir. Doğru mudur bilinmez ama Love Will Tear Us Apart’ın çekilmesi için stüdyodaki tek ısıtmalı odanın sahibine çekim boyunca ortalıkta dolanmaması için 10 pound verilip puba yollanıldığı söylenilir. Doğrudur büyük ihtimalle, bana İngiliz usulü bir çözüm gibi geldi.

New Kids On The Block

Manchester’ın en önemli gruplarını tanıtmaktansa şehrin yapısını ve mekanlarını tanıtarak müziğinin önemini hatırlatmış oldum diye düşünüyorum. Fakat Müzik Tarihini Etkilemiş Bir Şehirin sadece tarihinden bahsedemeyiz, geleceğine de bakmak durumundayız bana kalırsa. The Smiths, Oasis ve Joy Divison’ın bizlere unutulmayacak anılar bırakıp gitmiş olması Manchester’ın macerasının sonuna işaret etmiyor.

2016’da birçok Manchester’lı grup üst seviyede sahne almaya devam edecektir. Everything Everything, Hurts, Noel Gallagher’s High Flying Birds gibi isimler şehrin şöhretini yaşatmaya devam edecektir fakat bu isimlerin Manchester’un yeni yüzü olmak istediklerini pek düşünmüyorum. Noel artık pub kavgalarından, canlı yayında insanlara hareket çekmekten ve tartışmalı bir hayattan uzak kalmaya karar vermiş gibi. Hurts ve Everything Everything müzik sahnesinin daha sakin ve mütevazi köşesinden ilerliyor.

Manchester’ın ruhunu omuzlayıp kötü çocuk havasını yaşayabilecek iki isim varsa bunlardan biri The 1975 biri de Blossoms‘dır bana göre. Matthew Healy‘nin umursamaz ve karizmatik tavırları, güçlü bir “frontman” oluşturuyor. Geçmişe bakarsak da Manchester’ın efsanelerinden biri olmanız için karakteristik bir frontman’e ihtiyacınız var. Blossoms ise yaptığı müzik ve tavırları ile gerçek bir Manchester’lı. Oasis ve Arctic Monkeys’in adımlarını takip eden Blossoms, daha kariyerinin zirvesine ulaşmamış olsa da Alex Turner‘ın yarattığı o seksi ve karizmatik 21. yüzyıl frontman karakterine kardeş olabilir diye düşünüyorum. (Umarım Alex gibi bir kaç kişi daha çıkar, ne kadar çok Alex o kadar çok mutluluk diye düşünüyorum.)

Umuyorum ki Manchester’ı sizlere birazcık da olsa tanıtabilmişimdir. Sahneye “biz”leri çıkaran bu şehir, “biz”den bir parça yorumlamaya devam ettikçe şanlı şöhretini kaybetmeyecektir.

 

Not: Sayın Gülşah Görücü’ye yazıyı hazırlamamda yardımcı olduğu için çok çok teşekkür ederim.