Rock müziğin artık loop’a alındığı, özgün olmak isteyen herkesin sub genre’lere hücum ettiği zamanlarda atasının 60’ların sonundaki The Velvet Underground‘a dayandığı post rock, 90’ların başında ‘babaların doğum günlerinde gitar aldığı’ çocukların kaçış noktası oldu. 70’lerden gelen krautrock özentiliğini deneysel müzik yapma hevesi ile birleştiren bir neslin en parlak gruplarından biri olan Mogwai, günümüzde arşivleri karıştırmamıza gerek kalmadan dinleyebildiğimiz nadir müzikal topluluklar arasında!

Tanışma tarihini Nisan 1991 olarak belirleyen Stuart Braithwaite ve Dominic Aitchison, dört yıl sonra eski okul arkadaşları Martin Bulloch‘u da ekibe dahil edip öncü Mogwai’i ‘Gremlins’ adı ile hayata geçirirler. Madem bu kadar havalıyız ismimizde öyle olmalı diye düşünen grup, üyeleri Güney Çin’de konuşulan Cantonese dilinde ‘evil spirit’ ve ya ‘devil’ anlamına gelen ‘Mogwai’e karar kılıp amacına ulaşmış olur. ‘Kim bu sahnedekiler tanıyor musun?’ sorusunu sordurtmak için 1996 yılında ilk kayıtları ‘Tuner/Lower‘ı yayınlarlar. Grubun aynı yılın sonunda ‘Summer‘ isimli single’ı ile NME tarafından ‘single of the week’ etiketini kazanması ilk albüm yolundaki gerekli özgüveni kazanmasını ve yetenek avcılarının dikkatini çekmesini sağladı.

John Cummings ile Brendan O’Hare‘in gruba dahil olmasıyla Mogwai, ilk stüdyo albümü için MCM Stüdyoları‘nda kayıtlarına başladı. Yılın ikinci yarısına yetişen ‘Mogwai Young Team‘ isimli albümün prodüktörlüğünü ise Paul Savage ve Andy Miller yaptı. Albüm geneline yayılan gitar, bass ve davul seslerinin yanı sıra glockenspiel, piyano ve flüt gibi enstrümanların da yer aldığı 10 şarkılık bir post rock gösterisi olarak bizleri selamlıyor! ‘Like Herod’, ‘Summer’, Mogwai Fear Satan‘ ve ‘Tracy‘ gibi harika şarkıları bünyesinde barındıran albüm, UK Album Chart’da 75 numarayı görürken daha sonraları Pitchfork’un ’90’ların En İyi Albümleri’ listesinde yer bulacaktı!

İlk albüm sonrası küçük çaplı İngiltere turları ile dönemin gözde müzik türünde meraklı bakışları üzerine çekmeye ve hayran kitlesini sokak başındaki barın müdavimlerinden öteye geçmesini sağlayan grup, 2 yıllık bir aranın arından 2000’li yıllara geçmeden Chemikal Underground etiketli ikinci stüdyo albümü, ‘Come On Die Young‘ ile Britanya topraklarından gelen baskın genlerinin izinde bizlerle paylaştı. Albümün öne çıkan şarkıları; 10.5 dk’lık enstrümantal rock ve post-rock karşımı olan ‘Christmas Steps‘ ve daha sonra ‘Skins’ dizinde karşımıza çıkacak olan Mogwai’nin kuzey yamaçlarının sınırlarında dolaşıp nabız yokladığı ‘Cody‘ isimli şarkısı oldu.

İkişer yıl ara ile yayınlanmaya devam edilen albümlerinde 2001 yılını ‘Rock Action‘a ayıran grup, aynı zamanda ‘UK Album Chart’da kariyer zirvesi yapıp 23. sırada yer bulur. 2000’li yıllara daha az gitar riff’leriyle girme kararı alan Mogwai, synthesizer ile resmi tanışmasını da gerçekleştirmiş olur. David Pajo, Gruff Rhys ve Gary Lightbody‘in vokal konukları olduğu albümün en çok öne çıkan şarkısı ise ‘2 Rights Make 1 Wrong‘ isimli şarkı olur.

2003 yılında gelen 4. albüm Mogwai’nin Avrupa sınırlarını aşıp tüm dünyaya yayılmasının zamanı geldiği dönemde elektronik sound’lara kayan çizginin karakter sorunu çekmesi ve sürekli yükselişte olan kariyerinde Amerika topraklarında Billboard Independent Albums Chart’da 13. sırada yer bulması dışında önemli bir başarısının olmaması grubun yerinde saymasına neden oldu. Bu geçiş döneminin bir geri dönüş ya da başlangıç noktasından tamamen bir kaçış mı olduğunu merak eden hayranlarının cevabı öğrenmek için tam üç yıl beklemesi gerekti.

2006 yılının Nisan ayında Matador / Play It Again Sam etiketi ile gelen 5. stüdyo albümü, ‘Mr. Beast‘, grubun elektronik sound’larla olan flörtüne ‘open relationship’ muamelesi yapıp ‘çünkü post rock grubu olmak bunu gerektirir’ dediği müziğine geri dönüşünün en güzel örneği olarak karşımıza çıkmakta. Grup üyelerinin ilk albümü, ‘Mogwai Young Team’den sonra en iyi albümleri olduğunu üstüne basa basa söylediği, Creation Records‘un kurucusu Alan McGee‘in My Bloody Valentine‘in 1991 çıkışlı ‘Loveless‘ albümünden beri dinlediğin en iyi art rock albümü olarak yorumladığı ‘Mr. Beast’, Mogwai’in rüzgarı tekrar arkasına aldığı albüm olarak diskografisinde yerini aldı. ‘Auto Rock’, ‘Glasgow Mega-Snake’, ‘Travel Is Dangerous’, ‘Friend of the Night’ ve ‘We’re No Here’ albümün öne çıkan şarkılarını oluşturmakta.

Mogwai üç yıl ara ile yayımlanan ‘The Hawk Is Howling‘ ve ‘Hardcore Will Never Die, But You Will‘ adlı albümleri olumlu eleştirilerin yanında olumsuzlarının da yer aldığı çalışmalar oldu. Grubun enstrüman ağırlıklı ilk albümlerine geri dönüşün yaşandığı bu çalışmalar post rock tutkusunun da azalması ile beklediği ilgiyi göremedi. Son albümü öncesi geçtiğimiz yıl ‘Les Revenants‘ isimli Fransız dizisi ile aynı adı taşıyan bir soundtrack albümü ile karşımıza çıkan grup, üzüntü ve huzursuzluk arasında salınım yapan şarkılar karanlığın nazlandığı güneşli günleri sabahına eşlik edecek türden. Başarılı bir soundtrack albümünün ardından dikkatleri tekrar üstünde toplamayı başaran grup, son albümü, ‘Rave Tapes’in çalışmalarına başladığını bizlere duyurdu!

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında BBC Radio 6‘de ‘Remurdered‘ şarkısının prömiyeri ile resmi tanışmamızı yaptığımız sekizinci Mogwai albümü, oldukça farklı duyguların dinamik bütünlüğe sahip olduğu ve grubun kökenlerinden miras kalan krautrock’ı da yanına alıp bu sefer ‘çünkü Mogwai olmak bunu gerektirir’ dediği bir çalışma olarak karşımıza çıktı. Mükemmel cover art’ının yanında ‘Hexon Bogon’, ‘Mater Card’ ve ‘Deesh‘ gibi veteran dönemlerinin en değerli şarkını barındıran ‘Rave Tapes’i ve Aralık ayında yayınlanan ‘Music Industry 3. Fitness Industry 1.’ EP’sini yanına alan grup, 13 Şubat Cuma akşamı Volkwagen Arena‘ya konuk oluyor.