DJ, anne, prodüktör, organizatör, kadın, rengarenk… Kim bu Bahar Canca?

Bahar Canca bir müzik tutkunu. Evde yemek pişirirken, yüzlerce insanı dans ettirirken, çok sevdiği bir yaşındaki oğluyla oynarken ya da stüdyoda müzik üretirken kendini yüzde yüz an’a adıyan ve yaratıcılığını o ana aktaran biri. Hayatın paylaştıkça anlam kazandığına inanıyor ve paylaşmaya doyamıyor.

Peki Londra ve DJ’lik macerası nasıl başladı?

Aslen Ankara’da doğup büyüdüm. Londra’ya üniversite okumak için geldim. Westminister Üniversitesi’nde medya eğitimi görürken hobi olarak DJ’liğe başladım. Çaldığım müziği paylaşma tutkusu beni profesyonelliğe itti. Haftanın dört günü düzenli olarak çalmaya başladım. Hatta aynı mekanda 10 sene kadar her hafta çaldım. Son beş senedir parti ve festival organizasyonları, prodüktörlük, stüdyo işletmeciliği ve plak şirketim Sub Bubble ile ilgileniyorum. Kısacası, elektronik müziğin her koluna adanmış bir hayatım var.

SubBubbleHala Londra’da yaşıyorsun. Bunun yaptığın müzikle bir ilgisi var mı?

Tabii, var. Londra bir ‘çeşitlilik’ şehri. Müzik yaparken de dinlerken de size seçici olabilme imkanı sunuyor. Müzisyen ve DJ olarak kendinize özgü tarzı yaratmanız için size özgürlük sunuyor. Bir de elbette, bunu takdir edecek bir kitlenin olması da harika bir şey. Elektronik müziğin kalbi Londra’da atıyor diyebilirim.

Hangi isimlerle çalıyorsun/çalışıyorsun?

Duca, Martin Eyerer, Dylan Rhymes, Rudi Stakker, Weekend Heros, Dr. Kucho!,  Channel X gibi isimlerle ortak prodüksiyonlara imza attık. Bu sene ‘Free-Spirit Records’a dahil oldum. Nick Sentience ile yakında yayınlanacak yapıtlar üzerinde çalışıyorum. Bu yaz, İtalya’da Sonica Festivali, Macaristan’da Ozora Festivali, Türkiye’de Nomad Festivali ve İngiltere’de Noisily Festivali’nde sahne alıyor olacağım.
Tarzını nasıl tanımlıyorsun?

Progressive- psy diyebiliriz. Funky, eğlenceli , sürprizlerle dolu… Psychedelic Trance’in Progressive ile çeşitlenmesi olarak özetleyebiliriz. 14 senedir sırasıyla, Hard House, Funky House, Minimal ve Tech House, Techno, Progressive-psy olarak çeşitli tarzlarda müzik çaldım. Ne tarz çalarsam çalayım, funky, deep veya set de olsa, mutlaka mutlu ve eğlenceli müziklerin beni tatmin ettiğini söyleyebilirim.
Yıllardır adını, katıldığın, hatta bizzat düzenlediğin elektronik festivaller ve partiler sayesinde duyduk. Ama daha geniş bir kitle tarafından tanınman, Özlem Tekin’in son albümünde yer alan remix’le başladı sanırım. Türkiye’de buna benzer başka projelerde de yer alacak mısın?

Özlem’le harika bir uyumumuz var. ‘Asker’ şarkısına yaptığımız remix’in Özlem’le müzikal birlikteliğimizde yalnızca bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim. Özlem’in sesi ve yorumu elektronik müzikle inanılmaz uyumlu ve stüdyoda resmen nabzımız bir atıyor. Aslında Özlem’le uzun süredir müzik yapıyorduk ama ilk kez bir çalışmamız yayınlandı. Ogün Sanlısoy da kendisi için bir remix yapmamı istedi. Türkiye’de farklı projeler yapmaya her zaman açığım. On yılı aşkın bu işi yapıyorum ama ister istemez Türkiye’den biraz uzak kaldım. Artık bunu değiştirmek istiyorum ve kapım tarzımı beğenen diğer tüm sanatçılara açık.

SubBubbleTürkiye’de kadın DJ denince aklımıza hep popüler mankenler gelir. Gerçekte kimdir DJ, ne yapar? DJ kadın olunca ne değişir? (Bir şey değişir mi?)

DJ, kitlelere kaydedilmiş müzik çalan kişidir. Günümüzde dünya standartlarındaki DJ’ler aynı zamanda prodüktörler. DJ ve onu dinleyen bu kitle arasında, tarifi zor bir alışveriş var. İyi bir DJ, dinleyenlerin ne istediğini hisseder ve onlara sihirli anlar yaşatır. Eskiden DJ’lik teknik beceri gerektiren bir zanaatti. Ancak günümüz teknolojisi hiç teknik becerisi olmayan kişilerin de DJ olabilmelerini mümkün kıldı. Her işte olduğu gibi bu meslekte de iyisi ve kötüsü var. Bir kadın olarak sadece fiziğini kullanarak bu işe soyunanlar beni utandırıyor. Ancak DJ’liğin bir sahne sanatı olduğunu ve bunu icra ederken görselliğin göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir unsur olduğunu kesinlikle unutmamak gerekiyor.
Erkek hegemonisi, elektronik müzik sektörüne de hakim ve kadın DJ olmanın avantajları kadar dezavantajları da var. Ben parti organizatörü kimliğimle kadın DJ’lere destek oluyor ve onlara eşit imkanlar sağlıyorum. 2012’de Antalya’da ikincisini düzenlediğim Sundance Boutique Festival’de yer alan DJ’lerin neredeyse yarısı kadındı. Bu, dünyadaki diğer benzer organizasyonlara baktığımızda maalesef yüzde beş kadar düşük bir oranda seyrediyor…
Görsellikten bahsettin. Özellikle psychedelic müzik festivallerinde görsel sanatlar ve dijital teknikler ciddi anlamda kullanılıyor. Senin yalnız kendi başına bile çok renkli ve eğlenceli bir görsellik sunduğunu düşünüyorum 🙂 Bu konuda özel çalışmalar yapmayı düşünüyor musun?

Üniversitede sinema üzerine okuduğum için hep DJ setlerimi özel görüntülerle süslemek istedim ama maalesef henüz bu projeyi hayata geçiremedim. İleriki dönemde bunu mutlaka gerçekleştireceğim. Ben çalarken çok eğleniyorum ve sanırım kitle bunu hissediyor ve onlar da bu eğlenceye katılıyor 🙂
Türkiye’de elektronik müzik son yıllarda büyük ivme kazandı. Ama hala gereken ilgiyi ve değeri görmediğini, belirli bir yaşam tarzıyla sınırlandırıldığını ve oldukça ‘underground’ algılandığını düşünüyorum. Londra’da ve hatta dünyadaki gidişatla bizi karşılaştırdığında senin önüne nasıl bir tablo çıkıyor?

Londra’da elektronik müzik inşaat işçisinden tut, iş adamlarına kadar çok geniş bir kitleye hitap ediyor. Her sınıf, her renk, her ırk ve yaştan insan elektronik müzikle bir araya gelip kaynaşabiliyor. Bu da insanların aslında ne kadar ‘bir’ olduğunu hatırlatan anlar yaşatıyor zaman zaman… Müziğin en sevdiğim tarafı da bu, yabancılaşmış insanoğlunu tekrar bir yapıp kaynaştırması.
Türkiye’de elektronik müziğin popülerliğinin arttığı doğru. Türkçe elektronik müziğin daha çok üretilmesi, yabancı festivallerin lokasyon olarak Türkiye’yi daha sık tercih etmesi ve yeni teknolojiler sayesinde Türkiye’deki gençlerin DJ programlarını kullanarak elektronik müzik çalabiliyor olmasının çok etkisi var bunda. Biz kültür olarak zaten müziği, dansetmeyi, eğlenmeyi çok seviyoruz. İstanbul’da elektronik müzik çalan güzel mekanlar var. Ancak Türkiye’nin diğer şehirlerinde de çaldım ve maalesef bu müzikten yoksun kalmış bir kitle ile karşılaştım. Mekan sahipleri bu talebin farkına varıp programlarında elektronik müziğe daha çok yer vermeliler.
Londra’da DJ ve mekan işletmecilerinin yanı sıra bir de parti organizatörleri ve promosyon yapan kişiler var. Türkiye’de bunu yapan kişiler az. Bunun bir iş dalı olarak gelişmesi, elektronik müziğin popülerliğinin artması anlamında çok büyük önem taşıyor.
Son olarak Bahar Canca ne dinler? iPod’unda neler çalıyor şu an mesela?

Çok farklı müzik tarzlarından beslenmeye çalışıyorum. Örneğin, rock dersek, Özlem Tekin’in son albümünü dinliyorum şu sıralar. Jazz olarak Ateş Tezer Trio, etnik müzikte ise Stephan Micus… Ve elbette kendi  yaptığım Sonica Mix 2013 listemdekiler arasında.

Bahar Canca’yı aşağıdaki adreslerden takip edip dinleyebilirsiniz:

[soundcloud url=”http://api.soundcloud.com/users/357368″ params=”” width=” 100%” height=”450″ iframe=”true” /]

 

29440_440212658153_6352771_n

http://www.facebook.com/baharcanca