K

onu Komşu Ne Der’in yeni konuğu, Radyo Eksen kadrosunun değerli üyesi, Indeed programının sunucusu Gülşah Turgut oldu. Kendisiyle müziğin globalleşmesi, streaming servisleri ve yılın en önemli etkinliği Primavera 2016 hakkında lafladık.

– 2009’da bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine “Pirate Radio” adlı filmi izlemiş, o gün radyo ve rock’n roll’un toplum üzerindeki önemini anlamıştım. O günden beri de radyoculuğun hayalini kurmuşumdur. Peki sizin radyoculuk hikayenizin başlangıcı nasıl gelişti?

Kendimi bildim bileli müzik dinliyorum. Müziğe duyduğum heyecanı hep içimde tutuyordum ama artık dışarı taşırma vakti gelmişti. Bir enstrüman çalmıyordum, peki bu arzumu başka türlü nasıl hayatta tutabilirdim? Ben de gittim radyocu oldum. O zamanlar Ankara, Capital Radio‘da yayın yapan değerli arkadaşım Olcay Özkan‘ın aracılığıyla başvuruda bulundum. Hemen kabul gördüm ve iki haftalık intern’lük döneminden sonra direkt canlı yayına çıktım. O güne kadar hayatında mikrofona konuşmamış biri koskoca Capital Radio’da dört saatlik canlı yayın yapmaya başlamıştı. Hayranı olduğum Kaan Taylaner’le artık yayıncı sıfatıyla aynı radyodaydım. Bu benim için kolay bir durum değildi; çok gerildiğim zamanlar oluyordu ama aynı zamanda da heyecanlı ve mutluydum. Bu arada, bana bu işi yapma fırsatı tanıyan Kaan Taylaner ve kendimi geliştirmemde büyük emeği geçen Özgür Aksuna‘ya da bu vesileyle yeniden teşekkür etmek isterim. Capital Radio bu meslekte yaşayacağım en büyük deneyimdi.

Gülşah Güray faktörünü de atlayamam. Muazzam bir müzik ve sinema kültürüne sahip, kafası her daim açık harika bir insan. Onunla çalıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. Güven Yıldız da bu sektörde tanıdığım özel insanlardan. Radyo Eksen’in bana kattıklarını saymakla bitiremem.

11988689_10153609266032552_4541886035913491558_n-1

– “You are what you listen to.” Sizce doğru bir laf mı yoksa saçma bir kalıp mı?

Herkesin guilty pleasure şarkıları olabilir ama onun dışında -genel olarak- ne dinliyorsan, o seni yansıtan, senin hakkında fikir veren bir özelliktir. Saçma gelmiyor bana.

-Müzik hayatın her yerinde. Yolda yürürken çıkan tıkırtıdan, plaktan gelen cızırtıya kadar günlerimiz müzikle dolu fakat sizin hayatınız müzikle dopdolu. Bu kadar yoğun bir gündeminiz varken programlarınıza nasıl hazırlanmayı tercih ediyorsunuz?

Radyoculuğa başladığım ilk yıllarda acaba bugün yayında hangi konulara değinsem, ne gibi farklı şeyler söylesem diye çok kafa yorardım. Bir gün önceden hazırlanmaya başlar, notlar alırdım.Yıllar geçtikçe bu hazırlanma süreci yok oldu. İhtiyaç duymamaya başladım. Zaten işim gereği müzik adına neler olup bittiğini fazlasıyla takip ediyorum ve yeri geldiğinde de yayında bunları paylaşıyorum.

-Müzik globalleştikçe karanlıkta kalan ezgiler gün yüzüne çıkmaya başladı. Anadolu ezgileri de son yıllarda hak ettiği saygıya doğru yol almaya başladı. Gün yüzüne çıkan bu tınılar ve kullanılma şekilleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Zamanında bu ülkede safi ve sahi şeyler yapılmış diyebiliyoruz en azından. Kıymetlerinin bilinmesi mutluluk verici. Farklı formlarda karşımıza çıkmasından rahatsızlık duymuyorum. Kendin dinlersin ya da dinlemezsin o ayrı bir şey. Ben de iyi takipçisi olduğumu söyleyemem. Fakat Berlin’de bir underground partide duyduğumda, majör festivallerde bu sanatçılarımız sahne aldığında, ya da dünyanın öbür ucundaki bir radyoda çalındığında memnun oluyorum.

-Streaming servisleri ile müzik her kapının ardına geçebilme şansını yakaladı. Her insan istediği parçaya tek bir tık ile ulaşabiliyor. Bu servislerin müzik kültürüne uzun vadedeki etkilerinin ne olacağını düşünüyorsunuz?

Açıkçası streaming servisleriyle aram hiç yok. Spotify veya benzeri bir hesabım hiç olmadı. Yönlendirilmeyi tercih etmiyorum. Yeni çıkan albümlerin müzik ve magazin sitelerinde stream edilmesinden de hiç hoşlanmıyorum. Bu tür streaming’in ruhu öldürdüğünü düşünüyorum. Bundan da öte adil bulmuyorum. Streaming servisleri müzisyenler için kötünün iyisi bir seçenek olabilir ama hâlâ adil değil. Bunu onlar açısından sadece bir kabulleniş olarak görüyorum. Öte öbür yandan streaming servisleri revaçtayken, plak satışında rekor rakamlara ulaşıldı son birkaç sene içerisinde. Tam olarak kestiremiyorum bu servislerin akıbetini…

IMG_1917

-Bu sene hayal edilemeyecek bir line-up’a sahip olan Primavera’ya gittiniz. Festival hakkında en sevdiğiniz anıyı ve en çok etkilendiğiniz “keşif grubu”nu bizlere söyleyebilir misiniz? 

Gün boyu yorgunluktan ölüp bittiğim festivalde LCD Soundsystem konseriyle yeniden dirilmiştim. James Murphy o gece tanrı gibiydi. Kendisi ve grubunun muazzam performansı beni göklere çıkarmıştı. Sanırım hayatımda şahit olduğum en iyi şovdu.

Keşif grubum diye bir şeyden bahsedemem, zaten bütün gruplar hakkında fikir sahibiydim. Festivalin üç günlük ana programında değil de, açılış gününde sahne alan Psychic TV‘yi kaçırdığıma bayağı üzüldüm. Diğer artistlere nazaran festivalin underrated performansları hangileriydi diye sorarsanız, Protomartyr ilk söyleyeceğim grup olur. Onun dışında U.S. Girls, Autolux, Car Seat Headrest’i sayabilirim. Festivalin line-up’ını ilk duyduğumda izlemeyi can attığım gruplardan Thee Oh Sees, Ty Segall & The Muggers, Deerhunter ve Floating Points beni fazlasıyla mutlu etti.

– Dürüst olun hiç çok beğendiğiniz fakat pek tutmayan bir grubu radyo üzerinden insanlara şiddetle sevdirmeye çalıştınız mı?

Programcı olarak ne kadar özgür olsak da günlük yayın akışımızda kafamıza her esen şeyi çalma gibi bir esnekliğimiz yok maalesef. Her ne kadar bildiğiniz commercial radyolardan değilsek de sonuçta non-commercial bir radyo da değiliz.
Gece programları ise tamamen bağımsız yayınlar. Benim her Pazartesi 23.00’da ‘Indeed‘ diye bir programım var. Bu programda yeni kayıtlara yer veriyorum. Günlük akışımıza oranla daha alternatif ve rare şeyler paylaşıyorum. Tamamen kişisel zevkime göre hazırlıyorum ve kimseye bir şey sevdirmek gibi kaygım da asla yok.

-İstediğiniz sanatçı ile beraber program sunabilseniz, fakat müzik konuşmanız yasak olsa kimi seçerdiniz ve ne konuşurdunuz?

Richard Hell olabilir. Onunla her şey konuşulur.

TEK KELİME:

Eksen – Cool
Bradford Cox – Gerçek
Barcelona – Aylaklık
Risk – Çekinmem
Rave Mag – Fresh

Gülşah Turgut’a çok teşekkür ederiz.