F

ransa’nın güneyinde, Marsilya’nın yanılmıyor isem 25 km kadar uzağında Bouches-du-Rhône’a bağlı tarihi ve kültürel bir şehir var; Aix-en-Provence. Şehrin Puyricard‘da kalan kısmında daha burjuva bir kesimin yaşadığı biliniyor. Ve buradaki evler dahi Fransa’daki evlerden pahalı iken, gerçek anlamda burayı asıl değerli kılan asıl şey; Melaine Pain!

Melanie Pain, Fransız yeni dalga gruplarından Nouvelle Vague ile tesadüfi bir şekilde yolları kesişmeden önce bu şehirde bir grafik tasarım ajansında çalışıyordu. Fakat bir gün arkadaşları ile bir demo kaydediyor olmaları hayatının değişime uğramasına sebebiyet veriyor. Demo Nouvelle Vague’un eline ulaşıyor ve bir süre sonra gruba dahil oluyor. Yaklaşık olarak beş yıl kadar turnelerde birlikte boy gösteriyorlar. Harika işlerde tam da bu sırada ortaya çıkıyor. Aslına bakarsanız; Pain’ın aklında müzisyen olma fikri yoktu. Fakat şartlar birden değişebiliyor ve her şey bildiğini okuyor. Sezen Aksu’nun da dediği; “hayat, bildiği gibi geliyor.”

Pain, uzun yıllar Nouvelle Vague ile cover şarkılar üzerine çalışıyordu. Ve bu süre zarfında tarihler 2007’i gösterdiğinde ilk albümü “My Name” hazırlıkları başlamıştı. Nisan 2009’da tüm aşamaları biten albüm sonrası tüm gözler artık onun üzerinde yoğunlaştı. Albümde Thomas Dybdah, Julien DoréPhoebe Killdeer gibi usta isimler yer aldı. Bu albümde çeşitli kişisel çelişkileri, yoğun, acımsı, melankolik tatları ve elbette hüznü içimize işledi. Müzik artık bizim için dahiyane bir şekilde kulağımızda yankılanıyordu. “My Name” albümü için içerisinde huzur, acı, gözyaşı ya da aşk var deyin. Adına da ne derseniz, onu deyin. Elbette orası size kalmış ama kesinlikle bir ilk albüm izlenimi vermiyor. Tabii ki, pek tabii bir durum da şu; Nouvelle Vague ile uzun zamandır sahnelerin tozunu attıran bir ismin yapacağı ilk albüm de şüphesiz bu derece lezzetli ve profesyonel olurdu!

Ve geliyoruz Pain’ın ikinci albümüne. Tam tamına üzerinden 3.5 yıl kadar sonra geçiyor ve  “Bye Bye Manchester” adlı albüm piyasaya sürülüyor. Bu albüm ile birlikte de yine tüm müzikal becerilerin tek bir vücutta toplanabileceğini bize kanıtlamış oluyor. Aksini iddaa edenin aklından şüphesi olduğuna da bizi tam anlamı ile inandırıyor olduğu da bir gerçek. Bu albümde “Black Widow” adlı şarkısında başarılı müzisyen Ed Harcourt ile çalışıyor.

Vokal tekniği, sesinin rengi ve tarifini yapamadığım birçok şey müzikal becerisi ile şüphesiz ki Fransa’da ön plana çıkan en önemli isimlerden biri olma yolunda bir perçin görevi gören bu albüm sonrası, 21 Ekim 2016 tarihinde yeni albümü “Parachute” ile bizlere tekrar “merhaba” diyecek olduğu haberini veriyor ve an itibari ile yine sevindiren bir gelişme bulunduğunu, Nouvelle Vague ile “Athol Brose” adlı yeni tekliği de bugün dijital platformda ön satışta olduğunu buraya iliştiriyor ve “o halde dans!” diyoruz.

Bu haberler ile de bugünlük benden bu kadar! Ve gerçekten hem yeni tekliği, hem de bu yeni albümü çokça hak etmiştik. Çünkü çok uzun zaman oldu onu dinlemeyeli. Umarız yeniden Türkiye’ye düşer yolu. Biz de yollara düşeriz!

Yazımın sonunda itiraf etmem gereken bir şey var. Hiç öyle resmi bir açıklama beklemeyin, lütfen. “Ee, o halde ne açıklayacaksın?” diyenler de olacaktır. Hemen açıklayayım; benim için ilk albümünün yerini hiçbir şey tutmayacaktır ama kimi dinlersem dinleyeyim “Celle de Mes Vingt Ans” ya da “Peut-être Pas” tadını hiçbir şey vermiyor. Ve bir ikinci itiraf daha; sanırım uyku öncesi sadece onu dinliyorum. İşin garibi; Spotify’de aylık sadece 10 bin kadar dinlenmesi var. Bu dinlenme oranının altına imzamı atıyorum ve ekliyorum; bana bir kahve borçlusun Melaine Pain!

Vous êtes le meilleur!