‘Tanrım; bu güzel yüze vermişsin emek
O sümbülü koklamak, saçın ellemek
Sonra da ona bakma, dersen, anlamı
Dolu kadehi ters tut, hiç dökme demek!’

Ömer Hayyam‘ın yirmi yedi numaralı rubaisinde yer alan dört dörtlük bir dörtlüktür. ‘Neden böyle bir giriş yaptın ya hu? Müzik dergisi mi, edebiyat dergisi mi bu?’ diyenler lütfen sakin olabilir mi? Çünkü sizin ile tanıştırmak istediğim ikilinin isim babası da işte bu satırlar. Hiç şüphesiz, gayet de dikkat çekici bir yanı var. Neyse ki bir dikkat çekici unsur daha var! Ki o da tahmin edebileceğiniz gibi grubun potansiyel sahibi bir proje oldukları!

Onların sahnesine geçen hafta sonu konuk oldum. Kadıköy Kılçık’taki organize edilen o konsere hiç hesapta yok iken, bir davet üzerine atlayıp, gittim. Buraya kadar tamam mıyız? Sanıyorum ki evet. Pekiyi, sonra ne mi oldu?

Kulis anlarından, sound checklerine dek pek bir yakınlarında sessizce bulundum. En önde ki masayı tabir-i caiz ise ki, caiz; resmen parselledim! Bir bar taburesi üstünde babamın öldüğü yaşta olmasam da, bu güzel etkinliğin başlamasını beklerken bayağı zaman geçti. Ya da bana öyle geldi. Farklı konseptte hazırlanmış güzel ve naif parçalar ile etkileyici bir performans sergilediler. Ki inanın beklediğime, beklediğimize değdi!

Klasik grup tanımlarının dışında şeyler hissettirdiler diyebilirim. Gerek bana, gerek ise oradaki her bir insana! Çünkü sahne enerjileri seyirciyi asıl çeken şeydi. Sahne ambiyansları şüphesiz pek güzel. Ve oraya bir hayli yakışıyorlar. Enerjik yapıları ile dikkat çeken, sahne performansları ve zaman zaman sergiledikleri koreografiler ile dinleyicilerin keyifli vakitler geçirmesini sağlayan grubumuzu takdim edeyim öyleyse; keşif sahnemizin ışıkları bu kez Dolu Kadehi Ters Tut için açılıyor!

Tamam, alkışı keser miyiz artık! Evet, izniniz ile devam ediyoruz!

Grubumuz Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay‘dan oluşuyor. İkisinin de pek yetenekli olduğu kesin! Oldukça samimi bir atmosferin mimarı olan bu ikiliden de biliyoruz ki; alternatif müzik piyasasında bağımsız çalışan grupların başarılarının ardındaki tek sır kesinlikle sahip oldukları ve yansıttıkları samimiyetleridir. Bu sebepten dolayı gerek samimi duruş ve tavırlarından, gerek ise müzikal becerilerine paralel gelişen olaylar neticesinde bağımsız çalışmak zorunda hisseder ve iyi de ederler. Çünkü günümüz plak şirketleri sanata ve sanatçıya değer vermediği gibi, emek sömürüsü alanında da uzmanlaşmışlardır. Fakat bugün bu tür usülsüzlüklerden söz etmek istemiyorum.

Bizi ilk selamlamaları ‘Polonya’nın Başı Belada‘ adlı albümleri ile olmuştu. Ki evire çeviri bir inceleyip, irdelediğimde müzikal yolculuklarına pek güzel bir giriş yaptıklarını da söylemeden edemeyeceğim. Hoş, daha önce bu ikili farklı bir grup adı ile birlikte yine bir arada çalışıyorlardı, ama grup yenilenme sonrası daha iyi bir forma kavuşmuş gibi görünüyor. ‘#22‘ adlı teklikleri ile ikinci, iki hafta önce yayına sürdükleri ‘Unut Ama Sev‘ adlı teknikleri ile üçüncü kez bizleri selamlayan bu ikili, pek güzel bir ivme yakalamış gibi görünüyor.

Bugün pek sel verip, sır vermemiş gibi görünüyor olabilirim, ama inanın alakası yok! Kurgusundan montajına, oyuncu kadorusundan senaryosuna samimiyet akan bu çocukların yaptığı işler, başarılı bir mizah dili içeren müthiş işler. Eğer size bir tavsiye de bulunmamı ister iseniz kesinlikle şarkıları için çektikleri kliplere bir göz atın!

Ve mart ayının ilk günü, Kadıköy Kaset’te sahne alacaklar. Bence şimdiden programlarınızı boşaltın. Ha, boşaltmaz iseniz siz bilirsiniz tabiî. Biz bir güzel gider izleriz. Rahat rahat, ferah ferah, zaten adım atacak yer olmuyor. Gelmez iseniz gelmeyin! Şaka şaka! İşinizi, gücünüz bırakıp gelin. Gerekir ise istifa edin! Tamam, abartmayın o kadar, yine de gelin siz. Birlikte daha güzel olabilir. O halde tekrar görüşmek üzere. Son olarak, sanırım hemen şu altta güzel bir şeyler var. Unutmadan; dolu kadehi ters tutmayın, denedim. Nedense olmuyor!