B

ilirsiniz; bazı sanatçıları, bazı albümleri ya da şarkıları herkesten sakınıp, dururuz. Kimse bilmesin, kimse dinlemesin, kimse keşfetmesin isteriz. Bu popülaritenin beraberinde getireceğini düşündüğümüz bazı değişimlerin habercisi olduğu düşünülmek ile birlikte, gerçekten de kimi zaman doğru bir kehanettir. Fakat bazen de paylaşmamız gerekebilir. Bugün size pandoranın kutusu diye adlandırabileceğimiz bir ismi, yani Claire Diterzi’yi tanıtmaya çalışacağım.

Claire Diterzi, 1971 yılında Fransa’nın Tours şehrinde doğdu. Fransa’dan konu açıldığı gibi çenem hiç kapanmayacağına daha önce de şahit olmuşsunuzdur. Şehrin sanata ve sanatçıya da etkilerinin olduğunu da düşündüğümüzde, Tours şehrinin Loire Nehrinin önce güney yakasında kurulup, kuzey yakasında da gelişmiş, UNESCO’da da yer bulmuş bir kültür şehri ve mabedidir diyebiliriz. Burada can bulmuş bir sanatçı da bu şehrin büyüsüne kapılmadan nasıl müzik icra etmesini bekleyemeyiz!

Claire Diterzi

Sesini ilk duyduğumuz zamanlarda içerisinde on yedi güzel parçanın bulunduğu ‘Iris‘ adlı albüm ile bizlerin karşısına çıkmıştı. Yıl iki bin on üç idi. Bir çoğumuz o dönemler pek bir yerden bitme olabiliriz, ama iyi ki ‘söz uçar, yazı kalır!’ teorisi çürüdüğüne şahit oluyoruz. O albüm kariyerinin ilk yasal çalışması olsa da, mazisi çok daha eskiye dayanıyor. French Pop janrında bir müzik icra etse de, geçmiş dönemde onu takip edenler World Pop‘tan tutun, soft rock, grunge ve hatta alternatif rock türünde birçok esere de önceki yıllarda kariyerinin basamaklarını oluşturmuş, iki bin yedi yılında ise ‘Requiem For Billy The Kid‘ adlı film için on yedi parçalık bir film müziği projesini üstlenmişti.

2007 SOUNDTRACK ALBÜMÜ ‘REQUIEM FOR BILLY THE KID’

Kılı kırk yaran bir müzisyen olduğunu Fransa’da verdiği demeçlerde kendi de dile getiriyor. Eserlerini üretme aşamasında mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Tuhaftır, uzun süredir müzik piyasası içinde yer alsa da, çok ortalıkta olmayan, şahsına münhasır projelerde boy gösteren bir isim.

Yeri değil, ama kesin başak burcu. Canım Claire, bunu okuyacağı için biraz yağcılık yapmamda bir mahsur yok, öhöm, ne diyor idik; evet, son projesi! Geçtiğimiz yıl ‘69 Battemens Par Minute‘ adlı albümü ile ne yazık ki ülkemizde dillere destan olmasa da, burada onu dinleyen bir avuç insan olarak söylemek gerekirki kalbimizde kervansaraylar kurduran bir işin altına imza attı.

Janrı marjinal müzik akımlarının çok ötesinde, ayrı bir köşede ve birer büyü ve ahenk ile bizi sinsice bekliyor. Vokalleri ise Fransızcanın baştan çıkaracı etkileri ile, pek bir güçlü soft vokal teknikleri ve başarılı ritimleri ile müzikal diyalektiğin kusursuz işleyişinin birleşmesi ile ortaya çıkan bir şaheser olmasını da perçinler olduğunu söyler iken, Claire Diterzi‘yi dinlemeye nereden başlamalıyız diye düşünüyor iseniz; derhal ‘Knockin’ on Heaven’s Door‘ adlı şarkısı ile kulaklarınızın pasını atabilirsiniz. Daha önce Knockin’ on Heaven’s Door’u birçok efsane isim seslendirdi. Pek de güzel yorumlar ve alternatif çağrışımlar da esimdik, ama şahsi fikrimi soracak olursanız hiç kimse Claire Diterzi kadar beni büyülemedi. Bir reçete yazmam gerekse idi eğer; ‘günde on iki doz ve aç karnına tüketin!’ der idim. Çünkü doyamayacaksınız!

Ve bilirsiniz; Fransız grameri, böylesi bir yelpazede nasıl da şekil değiştirip, var oluyor bilmiyorum. Tam aksi öyle ki; bambaşka bir hâle de bürünebiliyor. Claire Diterzi ile de bunun doruğunu yaşayacak ve sanıyorum ki bağımlısı olacaksınız. Yine de tüm bağımlılıklar biz insanlar için hayati tehlikeler arz etse de, biliyoruz ki güzel müziğin insan kimyasında hiçbir zararı olmayacaktır. Ee, öyleyse sizi onunla baş başa bırakayım!

2015 ALBÜMÜ “69 BATTEMENS PAR MINUTE”