New York City’de bir gece yarısı. Yıl 2000. Yağmur yeni yağmış ya da yeni durmuş, siz seçin. Yerler ıslak, hava hafif soğuk, hırka havası; ya da o sokaklarda takıldığınıza göre ince bir deri ceket havası. Ara sokaklardan birindesiniz, yanınızda underground barlar sıralanıyor. Bu barların birinin derinlerinden gelen ses dikkatiniz çekiyor: Bu ses bildiğiniz Ian Curtis’in sesi, hem de öyle Curtis gibi ağlak bir ergen hüznünde değil, gerçek bir hüzün bu; gerçek bir melankoli, Morrissey kalibresinde!  İçeri giriyorsunuz ve henüz basit bir üniversiteli müzik grubu olan Pre-Interpol’ü görüyorsunuz.

1997 yılında üniversitedelerken, sizlerin içip içip batak oynadığı o boş geceleri daha iyi bir etkinlikle süslemeye karar veren grup üyeleri, 2002’de çıkacak  ilk albümlerine kadar tabiri caizse garaj müziği yapmışlar, havası İngiltere’ye benzeyen New York’da hüzünlerine hüzün katan bu müthiş grup isimlerini; Interpol’ü bulmuşlar ve Mogwai, Arab Strap gibi gruplarla çalışmış olan New York’lu prodüksüyon merkesi Matador Records’dan ilk albümlerini çıkartmışlar.

 

Interpol-turn-on-the-bright-lights-10th-anniversary

Turn On The Bright Lights (2002)

“I’m sick of spending these lonely nights training myself not to care…”

Arkadaşlar afili cümle bulmaya uğraşmayacağım: Çok güzel bu albüm. Valla çok güzel. Öyle böyle güzel değil ya. Enfes. Nefis. Bir de ilk albümleri bu. Ayıp yani, ilk albümden böyle yapılmaz. Ölümcül derecede güzel gitar riffleri mi dersiniz, öve öve doyamadığım solist Paul Banks’in sesi mi dersiniz, bazı şarkıların fevkâlade güzel isimleri mi dersiniz, melankolik şarkıları sevenleri mutluluktan ağlatan sözleri mi dersiniz, ne derseniz deyin ama bu albüm çok güzel.

Albüm Untitled isimli nefis bir kayıtla başlıyor. Sevdiğimiz Radyo Eksen programcısı Sine Büyüka’nın programına ismini veren şarkımız da budur: Interpol’ü ve bu şarkıyı çok severmiş kendisi, o yüzden programının ismine koymuş diye duydum. Buradan selam olsun kendisine de.

Albümde Obstacle 1 ve Obstacle 2 diye iki adet şarkı yer alması da ilginç. Hatta şarkı demeyelim, bunlar melodik birer hikaye. Birinciyi dinleyip beğeneceksiniz eminim, ikinci Obstacle ise birinciyi görecek ve arttıracak.

Hands Away ve The New de çok kaliteli ve güzel kayıtlar. Özellikle Hands Away. Zaten kendisi bir hit, dinleyince neden olduğunu anlarsınız. NYC isimli kaydımız ise isminden de anlayabileceğimiz gibi güzide memleketleri New York City hakkında.

Ve benim kişisel favorim, özellikle ismine bayıldığım Stella Was a Diver and She Was Always Down. Bu şarkıyı ilk gördüğümde nasıl açtığımı bilemedim, çünkü ismi müthiş bir yaratıcılığa işaret ediyor. Şarkının kendisi de sizi hayal kırıklığına uğratmayacak zira oldukça dinlenesi.

O yaşlardaki bir grup çocuk için, özellikle de ilk albümleri olduğu düşünülürse mükemmel bir çalışma olmuş. Dinleyiniz dinletiniz.

Interpol-Antics-Frontal

Antics (2004)

“You said today, you know exactly how I feel, I have my doubts little girl, I’m in love with something real…”

İlk albümleri bu kadar çılgın atan gruplar genellikle bulaşıcı bir hastalığa yakalanırlar: Diğer albümleri o kadar da güzel olmaz. Ama Interpol, bağışıklık sistemi gelişmiş bir grup olacak ki böyle detaylar umurunda bile olmamış. Karlı havada t-shirtle gezen body’ci gibi rahat rahat dolaşmış ve hastalığa falan da yakalanmamış.

En az ilki kadar sağlam bir albümle karşı karşıyayız. Onun kadar agresif değil ancak, biraz daha sakin ve oturmuş sayılır ve bence bu daha iyi bir durum. Bu albüm, depresif ve karanlık değil de, daha romantik sayılabilir.

Açılışı yapan Next Exit, klasik bir Interpol şarkısı. Ancak hemen sonra gelen Evil, albümün hit şarkılarından. Oldukça vurucu bir melodi ve fazlasıyla hüzünlü sözlere sahip. Narc ve Take You On a Cruise, albümün oldukça güzel şarkılarından. Birer Messi değiller ancak birer Alex sayılabilirler. Slow Hands kesinlikle ayrıca incelenmeyi hak eden, Interpol’ün içinde “Hand” kelimesi geçen ikinci hit’i. Oldukça güzel.

Ancak bu albümün bir yıldızı varsa, o kesinlikle C’mere’dır. İlk dinlediğinizde aşık olunacak şarkılardan biri olan bu büyülü eser, gerek melodisi, gerek sözleri, gerek Paul abinin acılı sesi ile birleşince ortaya muazzam bir yapıt çıkıyor. Paul Banks’in, “Oh, how I love you? In the evening, when we are sleeping…” deyişini duymadan kesinlikle ölmeyin arkadaşlar.

Ayrıca bu albümle grup, büyüdüklerini kesin bir anlamda göstermişler, U2 ve The Cure gibi gruplarla birlikte çalma şanslarını bulmuşlardır.

07e705253013ed8be516e029229343a0

Our Love To Admire (2007)

                “But you are so young, you look in my eyes, you’re so young, so sweet, so surprised…”

Bu albümde her yönden yenilenen grup, müzik anlayışlarından tutun da, prodüksiyon şirketlerini bile değiştirmişlerdir. 5 yıldır Matador Records ile çalışan grup, “Kapitalizmi bırak abi, kapitolizm bu…” diyerek, Capitol Records ile çalışmaya başlamışlardır.

Evet müzik anlayışlarını değiştirdiler demiştim. Bu albümde ilk defa, klavyeye dayalı bir sound kullanılmışlar, kulağımıza biraz yabancı gelse de altından başarıyla kalkmışlar. Yine hüzünlü bir temaya sahip olan albümümüz, bir Turn On The Bright Lights ya da Antics değil ama, hala asgari bir kaliteye sahip.

Pioneer To The Falls, albümün giriş şarkısı olmasının yanı sıra, kulağınızın ilk alışacağı şarkılardan biri olacak. No I In Threesome ise, hınzır bir ismi olmasına rağmen genel Interpol hüznünden nasibini yine almış. Mammoth, All Fired Up ve Wrecking Ball dikkati çeken kayıtlardan.

Bu albümümüzün yıldızına gelecek olursak, o kesinlikle Rest My Chemistry olur. Varoluş sancıları, arkadaşlık ilişkileri ve ince belli yeşil gözlü yare yazılan şarkı kesinlikle kaçmaz. Pekiyi veririz.

 

Bitirirken

Sesleri ile Ian Curtis’e, karizmaları ile David Bowie’ye, hüzünleri ile Morrissey’e benzeyen Interpol, zaten baba gruplarımızdan biri. Yani ben gönül rahatlığıyla Placebo, Radiohead, Arctic Monkeys, Coldplay gibi grupların yanına koyarım bu genç abilerimizi. Ne tarz müzik yaptıklarını soracak kadar cahilim diyorsanız, alternatif rock-post punk arası diyebiliriz.

Sonuç olarak, Interpol değer verilesi, büyük bir grup. Bilmiyorsanız öğrenin, bilip de sevmiyorsanız ön yargılarınızı yenin, zira vereceğiniz değerin fazlasına sahiplere!