Beni tanıyanlar, 7 Kasım 2014 Jack White İstanbul konserinin benim için ne kadar büyük bir olay olduğunu bilirler, şeklinde bir giriş yapmak yerine bu yazıya, Jack White’ı tanıyanlar, Babylon organizasyonluğundaki 7 Kasım 2014 Jack White İstanbul konserinin İstanbul için ne kadar büyük bir olay olduğunu bilirler diyerek başlamak istiyorum “o” konseri anlatmaya. Evet, müzisyen, prodüktör, zaman zaman aktör, The White Stripes’ın Stripes’ı, güzel müzik yaratıcısı Jack White, Cuma günü Volkswagen Arena İstanbul’daydı.

Konser günü, biletlerin alınmasından itibaren yaklaşık 2 aydır beklenen bir gündü benim için ve gelip çatmıştı. “7 Kasım’da Jack White konseri var.” cümlesindeki 7 Kasım’dı takvimlerin o günkü geçici dövmesi, ancak kalıcı dövme gibi bir performans barındıracağından emindim ben o günün. Konser uzun zamandır merak ettiğim Volkswagen Arena’daydı. Volkswagen Arena’ya metro + biraz yürüyüş ile rahatça ulaşmak mümkün. Yalnız Google Maps’e mekanın adını yazınca, oto sanayiye yakınlığından da olsa gerek, bol bol Volkswagen oto servisi adresi çıkıyor:) Mekan, başarılı havalandırması ve ses sistemiyle, konser izlemenin konforlu bir aktivite olabileceğini göstermek için inşa edilmiş sanki. Ayrıca sarı tuvaletleri de beğendiğimi söylemek istiyorum. Giriş yaptıktan sonra mekanı şöyle bir kolaçan ettiğimiz dakikalarda Jack White’a dair lisanslı ürün arayışımız ne yazık ki olumlu sonuçlanmadı. Keşke olsaydı bir şeyler, en azından Babylon standında, sadece konserin adının ve tarihinin yazdığı bi’ tshirt’e bile razıydım. Ama yoktu. Neyse, birer bira alıp mavi ışıklarla aydınlatılmış salona geçtik biz de.

141107_JWIII_Istanbul_1036-800x533

 

Konser başlamadan önce, grup adına bir sunucu bu canlı rock’n roll şovunu gözlerimizle izlememizi istedi, telefonlarımızla değil –“With your eyes, not eyephones”. Zaten benim ve birçok insanın, bakışlarını sahneye telefon ekranı aktarmalı bir şekilde ulaştırmaya niyeti yoktu o akşam. Bu açıdan birçok insan gözleriyle zihinlerine kaydetmeyi tercih etti konseri, iyi de oldu. Elle açılıyor olmasına şaşırdığım büyüklükteki perde elle açılır açılmaz, Lazaretto albümünden davetkar High Ball Stepper’la başladı konser. Davulda Daru Jones, steel gitar, teremin ve yaylılarda Fats Kaplin, keman ve çiğ vokallerde Lillie Mae Rische, klavye ve piyanoda grupla ilk konserine çıkan Dean Fertita büyük bir enerjiyle High Ball Stepper’ın iç gıcıklayıcı notalarını çalarken Jack White da daha fazla dayanamadı, gitarı ve karizmasıyla yerini aldı sahnede. Ardından çaldıkları Dead Leaves and the Dirty Ground ile Jack’in sesi de kulaklarımızdaki yerini aldı ve tüylerim gecenin geri kalanında bir daha yatışmamak üzere ayaklandı. Grup elemanlarının enstrümanlarına hakimiyeti ve birbirleriyle çalmaktan aldıkları keyif geceyi güzelleştiren şeylerdendi. Jack gitarına her vurduğunda titreyen beyaz çizgilerin yayında olduğu küçük TV ve geceye hakim olan mavi renk, Jack’in zihninin güzelliğine misafir olduğumuzun kanıtıydı.

 

141107_JWIII_Istanbul_1115-800x533

3. şarkı Lazaretto’nun ardından konuştu bizimle Jack, tanıştık, selamlaştık. Gerçekten çaldıkları her şarkıya değinmemek, yazıyı bir setlist yazısına çevirmemek çok zor ancak Temporary Ground, Alone in My Home ve Would You Fight for Love performansları zihnimde öyle yer etmiş ki, buraya yazmadan geçemedim. Bis için sahneye döndüğünde çaldıkları Icky Thump içinse, albüm kayıtlarında Jack’in gitarıyla attığı soloları, konserdeki Dean Fertita’nın klavye sololarına tercih edeceğimi söylemek istiyorum. Bu şarkıyı dinlerken hissettiğim o “rasgelesel güzelliği” o akşam hissedemedim bu yüzden. Bütün konserle ilgili kurabileceğim en olumsuz cümleyi de kurmuş oldum böylece. Tanıştığımız andan, Jack’in deyimiyle, “arkadaş olduğumuz” ana kadar 12 muhteşem şarkı geçti aradan ve Jack “We’re friends now.” dediğinde ben We’re Going to be Friends’i mırıldanmaya başlamıştım bile. Jack’in koluna taktığı siyah bantı anlamlandıran, hayatını yakın zamanda kaybeden eski klavyecisi Isaiah Ikey Owens’ı andığı dakikalarda sesinin titremesi, seyirciye arkasını dönüp toparlanması ve ardından gitarıyla güçlü bir dönüş yapması konserin en etkileyici anlarındandı. Sahnedeki Jack White, müziğinin yanısıra GIF’i yapılası figürleriyle de izlemeye değer bir adamdı ve zaten yarattığı The White Stripes konseptinden de bildiğimiz göze hitap etme konusundaki başarısı aşikardı. Bütün gece, performanstan herhangi bir şekilde kopmam mümkün olmadı, bir saniyeliğine bile çıkamadım Jack White’ın kapsama alanından, çok çabuk geçti zaman ve doldurabildiğim kadar Jack White doldurdum zihnime gözlerim ve kulaklarımla.

 

141107_JWIII_Istanbul_1308-800x533

Sonunda Seven Nation Army’nin giriş notaları burkulmuş bir şekilde çıkmaya başladığında Jack’in gitarından, burulmuş bir şekilde “Seven Nation Army” diye fısıldadım Ceylan’a, bunun konserin son şarkısı olduğunu bilerek. Ve tanıdık Seven Nation Army notaları çalınmaya başladığında konserin biteceği gerçeğini bi’ 6-7 dakika daha unutturmayı başardı Jack bize. Türk izleyicisinin tribünlerden de bildiği bu şarkıyla coşku tavan yaptı ve konser zirvede sona erdi. “You’ve been great, I’ve been Jack White.”(Sizler muhteşemdiniz, ben Jack White’dım) diyerek veda etti Jack White bize ve İstanbul’dan Jack White geçtiğini belgeleyen sözler bunlar oldu.

Eminim ki, sahnedeki herkesin defalarca aşık olunduğu bu akşam hafızalardan uzun süre silinmeyecek. Umarım Jack White bir yere tekrar gelmeden önce unutulmayı beklemeyi planlamıyordur çünkü kendisi unutulmaz bir insan. Tekrar gelecekleri güne kadarki geri sayımımı başlatırken konserin dvd’sinin çıkacağına dair inancımı kuvvetlendiren kalitede bir videoyla huzurlarınızdan ayrılıyorum, o akşam orada olanlara iyi hatırlamalar, olamayanlaraysa iyi iç geçirmeler diliyorum…

//