353279483506BGB_l

Hepimizin bildiği gibi, 30 Mayıs’da küçük bir protesto ile başladı her şey. Ben de dahil olmak üzere biliyorum ki çoğumuz, “ya bırak bir grup genç işte, tamam iyi bir iş yapıyorlar ama ellerinden hiçbir şey gelmez, boşa uğraşıyorlar” dedik. Üzerimizde iğrenç bir kabullenmişlik vardı. Hayatı sokaklarda yaşamak yerine evde dizilerde yaşıyor, sokakları anlatan şarkıları açıp Youtube’dan dinliyorduk. Hepimizin kendine ait, değişik sorunları vardı: Gireceği sınavlar, terk eden sevgililer ve fazla okunan Sartre ile birlikte gelen varoluş sancıları gibi. Dediğim gibi, hiçbirimiz o gençlere inanmıyorduk. Ancak polisin iğrenç ve acımasız müdehalesi, bir bir internete düşen orantısız güç kullanımı (özellikle TOMA’nın önünde duran adama su sıkılması ve adamın takla atması) vicdanı olan herkesi rahatsız etti, planlar yapıldı, toplanılacak yerler belirlendi ve hepimiz sokağa fırladık.

Sizi bilmiyorum, ama ben romantik direniş yazılarından sıkıldım. İşte ne kadar güzel olduğumuzu anlatan; farklı dinler, diller, ırklar, takımlara ait olmamıza rağmen birleştiğimiz gibi şeyleri hatırlatan yazılar beni sıktı. Haklılar ama çok fazlalar. İsyan ettiğimiz düzen gibi. Demek istediğim ise şudur: Öncelikle ben şiddet yanlısı bir adam değilim. Ancak polis son derece acımasız müdahalelere ilk başladığı zaman, bizim sokağa çıktığımız vakit, en pasif direnişçilerin bile gözlerinde alevi görüyordum. Hiçbiri polisten korkmuyordu. Başları dik, gururluydular. Haklı olmanın verdiği mağrurluk hepsinin yüreklerinden taşıyordu. Sonra bir şeyler oldu, bu direniş kırıldı, bilmiyorum, cümleyi tamamlayamıyorum çünkü ne demek istediğimi ben de bilmiyorum. Çünkü bir şeyler dersem ya çok sert olacak ya da hiçbir özelliği olmayacak. Toparlayacak olursak, bu direnişin faturasında şimdiye kadar 3 adet ölümüz, 1000’lerce yaralımız var. Ve kimi gazımızı almaya çalışan arkadaşların aksine, bir şey elde ettiğimiz falan da yok. Bu yüzden sinirliyim ve bu yüzden bu yazının ismini Direniş yapmadım, çünkü yapmamız gereken şey İsyan’dı.  Şarkılara geçelim.

 

Oasis – Gas Panic

“My eyes are dead and my throat like a black hole…”

Herhalde bu yazıya başlamak için daha iyi bir şarkı olamazdı. Arkadaşlar, direnişe katıldınız mı bilmiyorum, ancak HER TARAF GAZDI. İğrenç bir şey, ilk atıldığında ben de dahil olmak üzere hayatımızda ilk defa; gözlerimizi yaşarttı, boğazımıza yapıştı bu gaz. Ha tabii ki, daha sonra Biber Gazı Bizde Kafa Yapmaya başladı ama, bu durum, insan haklarına aykırı olan bu ürünü meşrulaştırmaz.

bob_marleyred

Bob Marley – Get Up Stand Up

“You can fool some people sometimes, but you can’t fool all the people all the time…”

Acımasızlıklar oluyordu, haksızlıklar oluyordu. Ülkesini seven ve değişmesini isteyen, bunun için sokağa dökülen ve yaralanan insanlar vardı. Ve medya bizi, aptal yerine koyuyordu. Sanki hiçbirini görmüyormuşuz gibi davranıyordu, ancak cidden görmeyenler vardı ve satılmış, korkak medya yüzünden görmemeye devam ediyorlardı. Bazı insanları aptal yerine koyabilirlerdi, ancak bütün insanları koymaları mümkün değildi. O yüzden ayağa kalktık ve hepimiz sokaklara koştuk; bütün haksızlıklar için, bütün yaralananlar için, bütün mağdur olanlar için…

u2

U2 – Sunday Bloody Sunday

“I can’t believe the news today, oh; I can’t close my eyes and make it go away…”

Cuma kalleşçeydi, Cumartesi acımazcaydı ancak hepiniz biliyorsunuz ki arkadaşlar, Pazar günü kanlı geçti. İlk pazardan bahsediyorum. Ben İzmir’deyim, gördüklerimi görseniz mideniz bulanırdı. Bizleri, vatandaşlarını korumakla görevli polis teşkilatı, düşman gibi davranıyordu. Aramızda bir savaş olduğunu düşünsek, onlar savaş etiğine sahip değildi. Şarkıda dediği gibi, “Broken bottles under children’s feet, bodies strewn across the dead end street”, yani “Küçük çocukların ayaklarının dibinde kırık şişeler vardı, sokakların ortasında ölü bedenler yatıyordu…” Kusura bakmayın, ben romantik direniş yazısı yazamıyorum. Ve yine bu kayıtta Bono’nun söylediği gibi, “And the battle’s just begun” yani “Savaş henüz yeni başlamıştı”…

The Smiths – Panic

“Panic on the streets of London, panic on the streets of Birmingham, I wonder to myself, could life ever be sane again?”

London ve Birmingham’ı gönül rahatlığıyla İstanbul, Ankara ve İzmir yapabilirsiniz arkadaşlar. Morrissey’in dava açacağını zannetmiyorum. Artık olaylar çığırından çıkmaya başlamıştı, hiçbir yer güvenli değildi ve hepimiz kendi kendimize soruyorduk: Hayatımız artık eskisi gibi olacak mıydı? Artık biz ve onlar vardı. Kendinizi kollamanız gerekiyordu. Kişisel dertlerimiz rafa kalkmıştı. İktidar sahipleri sağduyu çağrısı yapmak yerine, sanki olacak olan kötü şeyleri istiyor gibi, daha da kışkırtmaya devam ediyordu. Panik, ülkenin bütün sokaklarını sarmıştı.

Leonard-Cohen-In-Dublin-city

Leonard Cohen – There Is a War

“There is a war between the ones who say there is a war and the ones who says there isn’t…”

Olaylar bazı şehirlerde yatışmaya başlamıştı, fakat ilk ölülerimizi vermiştik ve her yer yaralı doluydu. Ancak insanlar, oturup konuşacak bir boşluk bulabilmişti. Fakat bazıları, evde oturanlar, dışardan seyredenler, taraf olmayanlar olayları küçük görüyor ve yapılan işlerin saçma olduğunu iddia ediyordu. Bu bizleri, başından beri direnenleri, bizim karşımızda olanlardan daha çok sinirlendiriyordu. Ve ortada bir savaş olduğunu anlatmaya çalışan bizler, savaş olmadığını söyleyenlerle bir savaş halindeydik. Ve yine Cohen’ın evde oturanlara söylediği gibi, “Why don’t you come on back to the war, don’t be a tourist” yani “Neden savaşa gelmiyorsunuz, bir turist gibi davranmayın”. Bugün herkesin dışarı çıkması lazımdı, dışarı çıkıp hakkını aramalıydı.

 

Patti Smith – People Have The Power

“I believe everything we dream, can come pass through our union , we can turn the world around…”

Bizlere desteğini açıklayan Patti Smith’e hemen buradan dergimiz adına teşekkür edelim. Evet güç insanlardaydı, ancak önemli bağlantılar, kadrolaşma ve para onlardaydı. Gücümüz vardı, ancak inancımız tükenmeye başlamıştı. Olaylar çirkinleşmeye başlamış, insanlar cadı avından kaçmaya başlamışlardı. Ve bizler de, Patti Smith’in bu şarkısını dinleyerek kendimize cesaret ve özgüven sağlamaya çalıştık.

 Zappa-Sheet7Frame-36_web1

Frank Zappa – Mom & Dad

“Mama! Mama! Someone said they made some noise, The Cops have shot some Girls & Boys…”

Bu son şarkımız. Daha fazla yazacak gücüm yok çünkü. Çünkü ben bu satırları yazarken, 3 adet gencecik insanın ölümüne, 1 adet onların arkasından yolladığı polis komiserinin ölümüne sebep olan kişi, gerine gerine konuşuyor, pişkince sırıtıyor ve önündeki binlerce insan bizlere olan nefret çığlıklarıyla ona eşlik ediyorlar. Ve bu şarkının ilk 3 satırı her şeyi özetliyor: “Anne, birileri biraz gürültü duymuş, polisler bazı kızları ve çocukları vurmuş.” Zalimlik, gördüğümüz gibi; insanların arasında kolayca yayılan, korkunç bir kişilik bozukluğu.

Bitirirken

Mutsuzum, umutsuzum ve sinirliyim. Yazımdan bunu anlamışınızdır. Çünkü bu kadar emek, bu kadar ölen ve yaralanan insan, akıtılan bunca ter boşa gitmiş gibi hissediyorum. Hiçbir şey değişmedi ve değişmeyecek gibi geliyor. Hatta her şey daha da kötüye gidecek, cadı avı tam anlamıyla başlayacak ve gün gelecek ben bu satırları yazdığım için suçlu bulunacağım. Olsun.