Geldik yılın en sevdiğim zamanlarına,yılın en iyi filmi, en iyi oyunu en iyi albümlerini sıralamak kadar keyif aldığım bir şey yok. Yıl boyunca takip ettiğim yeni albümleri listelemeyi seviyorum. Başkalarının hazırladığı listeleri okuyup gözden kaçırdığım albümleri keşfetmeyi seviyorum. Bu tarz listeleri belli müzik kriterlerine göre ve kendi kişisel zevkime,tecrübelerime gore oluşturuyorum bu nedenle her liste kişiye özel bir beğeniyi ortaya çıkarıyor. 2013 müzik açısından dolu dolu bir yıldı dersek hiç de yanlış olmaz, yılın başından beri ardı ardına gelen lezzetli albümlerle gayet dolu bir yıl geçireceğimizin mesajını almıştık, yemedim içmedim, oturdum saatlerce biriktirdiğimiz albümleri derledim ve sizin için 2013’ün en giderli  20 albümünü topladım.

20-Foals-Holy Fire

Hatırlarsanız 2013’ün açılışını Holy Fire ile yapmıştık. Folas’ın 3. Studyo albümü olan bu album bir önceki durak Totel Life Forever’dan daha sert riff’lere sahip olsa da gözü çok korkutmayan sindirilebilen bir albüm olmuştu. Yannis ve tayfasının Totel Life Forever kadar söz yazma kabiliyetini çok iyi kullandığı bir album olmasa da indie severleri tatmin eden lezzetli bir album olmuştu.

19-Daughter- If You Leave

If You Leave, Daughter’ın ilk albümü olmasına rağmen 2013’ün baya ses getiren her playlist’e, her radyoda mutlaka karşımıza çıkan albümler sıralamasında yerini almıştı.

18-These New Puritans – Field Of Reeds

Field Of Reeds ilk dinlediğimde çok beğenmiş  ve hemen kendimi These New Puritans’ın en iyi albümü olarak yorumlayan küçük bir azınlık içinde bulmuştum. Tarzlarındaki temel kural olan müziği sözlerden önde tutma mottosunu aynen bu albümde de devam ettiren grup, minimal ve enstürmantel albümleri ile bizi melankolinin uçsuz bucaksız denizinde savurmuştu. Ne diyoruz ‘şimdi melankoli düşünsün!

17-Austra-Olympia

Austra, Kanada’dan çıkan  müzik piyasasında kendine yer edinmiş güzide gruplardan olduğunu önceki albümlerinde zaten iyice anlamıştık. Son günlerde dinlediğim en iyi synth-pop albümlerinden olduğunu düşünmem de tabi ki vokalin sözler ile ayrı bir bağımsızlık oluşturmak yerine iyice müziğin içinde eriyip nefes alıp-veren canlı bir enstürmana dönüşmesi. Kullanılan deneysel enstrümanların da ortaya çıkardığı dayanılmaz ezgiler de albümün +1’lerinden olmuş dersek yanlış olmaz.

16-The National-Trouble Wild Find Me

The National, insanların şehir yaşamından,yoğunluktan, hayatsal mücadelelerden tükenmesini konu alan pek kişisel albümü Trouble Wild Find Me yıl ortasında  yayınlanmıştı. Aaron ve Bryce Dressner kardeşlerin, Bryan-Scott Devendorf kardeşler ile ortak çalışıp kötü bir iş yapmasını beklemek de imkansızdı zaten.

15-Vampire Weekend-Modern Vampires of The City

3 yıllık aranın ardından  Modern Vampires of The City ile karşımıza çıkan Amerikalı indie rock grubu Vampire Weekend tam anlamıyla olgunluğa ulaştığını görmüştük. Gençlik albümlerinin aksine aşk, seks, sevgi pıtırcıklığı gibi konulardan ziyade toplumsal konulara değindiği ama onun yanında gayet enerjik ve coşkulu bir albüm yapmayı başarmışlardı.

14-Moderat-II

2013 elektronik müzik açısından bir hayli verimli bir yıl oldu diyebiliriz. Peş peşe gelen albümler her yeri club havasına sokmuştu. Bu anlamda Moderat’ın da katkılarını küçümsemek olmaz. Daha ziyade grubun kendi ruhsal buhranlarını ve melankolisini ortaya çıkaran bir album olsa da çoğu dj setinde bol bol dinledik bu sene Moderat’ı. Özellikle Bad Kingdom ve Damage Done’ın hastası olduk gelgitlerin arasında boğulduk durduk.

13- My Bloody Valentine – mbv

My Bloody Valentine ile 10 yıllık geçmişimiz var, kah beraber hüzünlendik, kah beraber eski sevgilimize küfrettik, kah sarhoş olduk, kah hangover olduğumuz gecelerin sabahında aklımızda kalan tek şarkı Sometimes oldu. Kısacası baya bir içli dışlı olduk ve ve ve sonunda My Bloody Valentine’nin dünya gözü ile yeni albüm çıkardığına şahit olduk. Bu nedenle benim için beklentilerimin sürreal boyutlarda yüksek olduğu bir albüm olduğu kaçınılmazdı. 2013’ün en iyi albümler listesinde olacağı başından beri belli olan mbv beni gayet tatmin etti ve daha bir 21 yıl daha bekletme bizi ulan tarzında mini isyanıma tanıklık etti.

12- Jon Hopkins – Immunity

Deneysel müzik nedir ne değildir ayrımını çok iyi yapabileceğimiz bir album olan Immunity, dağ taşı yerinde bırakmayan bir eda ile arz-ı endam etmişti. Bu albümle elektronik müzikdeki yerini sağlamlaştıran Jon Hopkinks 2013 en iyi elektronik müzik albümlerinden birine imzasını attı.

11- The Knife – Shaking the Habitual

Dedik ya bu sene elektronik müziğin yılı oldu, nereye elimizi atsak leziz albümlere denk geldik ve dinlemeye doyamadık. Ne diyelim allah gani gani bereket versin. İsveçli kardeşlerin bangır bangır yeri göğü inlettiği experimental-electronic albümleri tam anlamıyla arsız, korkusuz ve kuralsız bir albümdü. Oynak yaza damgasını vuracak ,clublarda flörtlere meze olacak bir albüm değil Shaking the Habitual,tam tersi biz burdayız, oyundayız albümü.

10- Woodkid – The Golden Age

2013’ün bana kazandırdığı en güzel nimetlerden biri de The Golden Age idi. Yoan Lemoine nam-ı diğer Woodkid’in ilk stüdyo albümü The Golden Age 2013’ün en lezzetli albümü oldu. The Golden Age adeta büyük bir proje edasıyla her ayrıntısı düşünülerek hazırlanan ve dinleyiciye bir hikaye anlatan ve d bu hikayeyi canlandıran kapsamlı bir albüm olma özelliğini taşıyor. 14 şarkıdan oluşan albüm kişisel hırslar ve tutkuları birleştirerek oldukça farklı bir deneyim sunmakta.

9-Local Natives-Hummingbird

Kim demiş Amerikalılar arabesk yapamaz diye! Amerikalılar da gayet arabesk yapar hem de öyle bir arabesk yaparlar ki içinde alkol olan herşeyi (buna kolonya ve ispirto da dahil) tükettirecek cinsten album yaparlar dedirtten cinsten bir albümdü HummingbirdYou & I ile sarhoş olup eski sevgilimizi aramadık  mı?, Celling ile yitip giden hayatımıza bir bira daha açmadık mı…

8-Nick Cave & The Bad Seeds – Push the Sky Away

Dig Lazarus Dig!!! ile zamanında ağzımızda bıraktığı şekerli tat, tenimizde hissettirdiği ılık melteme iyice alışmışken, Nick Cave & The Bad Seeds bizi ters köşeye yatırıp ağzımızdaki şekeri, zehre tenimizdeki ılık meltemi ise ayaza çevirmeyi başardı Push the Sky Away ile. Karanlık tarafımızın iyice ortaya çıktığı, bir nebze de olsa kendimizle yüzleşmemizi sağlayan Push the  Sky Away’ı 2013’ün en iyi albümlerinden saymazsam bir tarafım hep eksik kalırdı.

7-Arcade Fire-Reflektor

Kanada’nın senfoni orkestrası diyebileceğimiz kadroya sahip medari iftiharımız Arcede Fire, öncesinde büyük tanıtım çalışmasıyla iyice meraklandıran, ağızları sulandıran Reflektor ile bonservisi yüksek bir beklenti içine sokmuştu bizi ve  hiç de yersiz bir beklenti olmadığını ilk single’da anlamıştık. Albümle aynı adı taşıyan Reflektor ilk haftadan liste başı oldu ve trafikte dinlemeyin uyarısı ile yeri göğü inletti.

6-Kanye West- Yeezus

Nevrotik bir şekillde tanrı kompleksine sahip olan Kanye West’in 6. studyo albümü olan YeezusJames Blake, Skrillex, Bon Iver ve Frank Ocean gibi isimlerin katkısıyla gayet zengin bir albüm olduğunu kanıtladı. Açılış şarkısı On Sight ve ardından gelen Black Skinhead ile Yeezus labirentine sağlam bir giriş yaptırıyor. I am a God diyerek de özgüvenin dibine ekmek sıyıran bizim oğlan hafif karanlık az buçuk fantastik bir albümle, en iyi albümler listesine girmeye hak kazanıyor.

5-James Blake – Overgrown

Dupstep ile minimalist tınıları birvaraya getiren ve kozmik ritmleri beynimize nakış gibi bir bir işleyen James Blake 2013’ün ortasında Overgrown’u yayınladı.  Öyle bir album ki Overgrown herşey güzelken sizi eski halının üzerine yatırıp tavanı seyrettirecek kadar kendinizi dünyanın en yalnız insanı hissettirir, ya da çıkmazdayken size tatlı bir huzur getirir. Bu açıdan nabza şerbet bir albüm ve 2013’ün bana göre en iyi albümlerinden biri.

4- David Bowie – The Next Day

Müzikte zamansızlık kavramını seviyorum ve bu zamansızlığı en çok hissettiğim albüm The Next Day ile yaşamıştım. The Next Day barındırdığı sound ve verdiği mesaj açısından benim için ayrı bir rafta saklanması gereken albümler arasına daha dinler dinlemez girdi. Bowie’nin alışılmış metaforları albümü tam bi şahaser tam bir sanat eseri haline getirmesi de cabası. Geçmişten izler taşıyan geleceğe de ışık tutan ve yeni nesle art-rock nasıl yapılır gösteren Bowie’ye bu albüm için minnet duymaya hazırım.

Vee geldik son 3’e, işte başlıyoruz.

3-Oueen of The Stone Age – …Like Clockwork

QOTSA tam anlamıyla ortası belli olmayan keskin sınırlar ile çevresi çizilmiş bir grup. Onlar için herşey keskin herşey net, ortalarda işimiz olmaz ulan mesajı veren bir  grup ve albümleri de bu yönde. 6 yıl aradan sonra adeta sanat güneşi gibi doğdu, karanlık gecelerimizi aydınlattı. QOTSA’de tam anlamda rock müziği hissediyoruz, alternatif, indie falan değil lezzetiyle, sertiyle her şeyiyle rock yapıyorlar. Albümdeki basit sözler ve sıradan konulara rağmen vurucu bir album …Like Clockwork. Albümdeki en baba şarkılardan If I Had A Tail; Brody Dalle, Alex Turner ve Josh Homme ile voltran’a yaklaşarak bize bu şarkıyı armağan ediyor. Albümün bu zamana kadar herşeyin aperatif  asıl ana yemeğin geldiğini ise I Appear Missing ile anlıyoruz. Klasik QOTSA’in  kendinden geçilmelik, en karanlık ve içsel buhranlarla dolu, frontman’nın konserlerde delirdiği, kıpkırmızı olduğu, gitarın coştuğu şarkılar var bu albümde de I Appear Missing tam da bu rolde. Klasik bir eski sevgili şarkısı olsa da I Appear Missing’in yeri ayrı bu albümde ve alkollü dinlendiğinde de fena gaz veren evi barkı yakmayı ve eski sevgiliyi türlü işkenceler ederek öldürmeyi akıldan geçirecek kadar bonservisi yüksek. Kısacası bu albüme sahip çıkın ellere vermeyin, yedirmeyin.

2-Arctic Monkeys – AM

Şimdi bu yazıyı yazarken tekrardan Do I Wanna Know? açtım. İlk single yayınlandığında new shit diye facebook duvarımda paylaştığım zamanlar aklıma geliyor ve nasıl ‘’best of albums 2013’’ listemde 2. Sıraya koyacak kadar evrildiğimi düşünüyorum hiiç sormayın o süreç biraz sancılı ve bulanık. Neyse albümün tamamını dinlemeden gereksiz önyargılarımın kurbanı olduğumu kabul ediyor ve bu bahsi kapatmamızı rica ediyorum.

1-Daft Punk – Random Access Memories

İşte zirveye geldik ve hafif dizlerimizin üzerine çöküp nefes almaya çalışıyorum, neyse toparlandık. Şu kısacık hayatımızda heyecanlanıcak çok az  şeyler karşımıza çıkıyor ve son zamanlarda beni Daft Punk kadar heyecanlandıracak hiçbir şey olmamıştı adeta bir aydınlanma gibiydi her şey. Toparlamak gerekirse Random Access Memories alışılmışı yıkan, sindirmesi kolay olmayan  bir albüm. Kolay sindirmenin tek yolu ise bildiğiniz herşeyi unutup silbaştan Random Access Memories’i dinlemek.