Geçtiğimiz hafta İstanbul’da müzikal anlamda olan bitenlerden benim yakalayabildiklerimi anlatmaya çalışacağım bir yazıya daha hoş geldiniz sayın okuyucu. Konumuz Salon İKSV’de iki gün üst üste vuku bulmuş olan The Notwist hadisesi. Ağdalı fiiller kullanma ihtimalim yüksek yazı boyunca, alaturka hissediyorum, bilginize.

2015, 26 Nisan’ı Pazar gününe denk gelmeye ikna etmiş bu sene, canım İKSV’de The Notwist’i iki gün üst üste konser vermeye. The Notwist, 1989 yılında kurulan üstün Alman teknolojili bir indie rock grubu. Çıkardıkları 10’a yakın albümde rocktan elektronikaya, punktan heavy metale kadar pek çok türde musiki icra etmiş olan, ancak bunu yaparken melankoliyi elden bırakmamış Acher kardeşlerin müzikal yolculuğunun adı The Notwist.

Saat 20:10’da, The Notwist müziğinin ying-yang’ı; solist Markus Acher’ın sesindeki melankoliyi dengeleyen optimist gitar tonlarıyla başladı konser. Good Lies’la tanıştı Pazar dinleyicisiyle grup, tek tek el sıkıştı. Ve o andan itibaren sahnedeki elektro, bas ve akustik gitarların, davul, drum machine, klavye, vibrafon, ziller, çanlar ve üstüne atılan cismi sanki sesten parçalara ayıran ve cam kırıkları gibi dört bir yana dağıtan garip bir masanın da dahil olduğu zengin bir orkestrayla doyduk Notwist müziğine, yani hakikaten kulak doyması diye bir his varmış, yaşadım.

Good Lies’la nispeten sakin başlayan konser hareketli bir Close to the Glass icrasıyla devam etti. Ardı ardına yanıp sönen mavi ve pembe ışıklarla 3D bir performans sergilemekteydi The Notwist. Enstrümanına göre tekrar tekrar basılan, titretilen ya da vurulan notalar Notwist müziğinin tuğlalarıydı yine ve alışılmışın dışında sesler çıkaran enstrümanlardı tuğlaların arasındaki harç.

Cayır cayır bir Kong performansıyla devam etti konser. Ve ardından solist Markus Acher’ın, biri echolu biri echosuz iki mikrofonla bizi dünyalardan dünyalara sürüklediği enfes Into Another Tune performansına tanık olduk. Benim için o günü hayatımdaki diğer günlerden ayıran ayrıntı bu şarkı oldu, bu konserin eşsiz anıydı Into Another Tune. Markus’un sesi bir mikrofondan diğerine akarken, Interstellar’daki o kara delik tasvirindeydim sanki, her ses teli atmosferde asılıydı ve titriyordu, gördüm. Akan ritmin her tekrarında çok ince bir noktası değişiyor Notwist’in müziğinde, çaktırmadan bir yerden bir yere gidiyor ritim değişe değişe. Ve kendimizi nasıl olduğunu anlamadan Pick Up the Phone’un yamaçlarında buluyoruz birden. Şarkının ağır aksak ritmi solistin kadife sesiyle buluştuğu anda herkesin yerden bi’ 5 santimetre falan yükseldiğini hissettim. Pürüzsüz, ayak basılmamış bir kar kitlesi gibi altımızda zemin, ama kar değil, kumsal, çünkü The Notwist müziği kar gibi soğuk değil, kumsal gibi ılık. Ayak basılmamış sahil pürüzsüzlüğü gibi bi’ müzik bu, öyle bir ses… Ve basmaya kıyamadan havada süzülmekten başka çaresi yok dinleyenlerin o an. Her notada yer çekimi zayıflıyor sanki. Ta ki şarkı bitene, bir sonraki şarkı This Room ile grup bizi yere kafamıza vura vura çakana dek. Coşku öyle arttı ki bu dakikalarda, seyircilerden istemsiz “danke schon!” çığlıkları yükseldi. Notwist yöntemiyle Almanca konuşmak böyle bir şey olsa gerek notu da o an düştü defterime.

 

Konserin sonlarına doğru Gloomy Planets ve Run Run Run ile tempoyu tatlı tatlı düşürdü grup. Notwist imzalı, yetişkinlere özel uyandırıcı ninnilerdi bu şarkılar. Encore’dan(bis diyorum kızıyorlar) önceki son şarkı Gravity’di. Alt üst olan yerçekimimi düzelten, değişen dünyamı yeniden bulmamı sağlayan, gözlerimi kapatıp seslerin kulaklarımda, ışıkların gözlerimde bıraktığı izlerin keyfini çıkararak dinlediğim bu şarkıyla sona erdi konserin uzun soluklu bölümü. Neon Golden’la başlayan ilk encore, gecenin 25 Nisan’dan farklarından biri olan Chemicals’la bitti. İlk dememe sebep ikinci encore büyük coşkuya sebep olan Consequence’ın açılış notalarıyla başlayıp Gone Gone Gone ile sona erdi iki solukta.

Bir elemanı hariç tüm elemanları gözlüklü olan The Notwist, gerçekten keyifli bir akşam yaşattı Pazar dinleyicisine. Grubun bir başka gözlüklüsü Acid Pauli de turnede yer alsaydı, onu da görseydik diye iç geçirsem de, hiçbir şeyin eksikliğinin hissedilmediği, aksine ruhumdaki eksikleri bile tamamlayan bir müzik yaptıkları için teşekkür ediyor ve selam gönderiyorum buradan Almanya’daki Notwist’ime.

O akşam orada olanların aklında kalmamış olması mümkün olmayan iki kelimeyi şuraya, ve bir gülümsemeyi de hatırlayanların yüzüne bırakıp öyle ayrılayım huzurlarınızdan: different constraints efendim.

Sağlıcakla!